Azeri solcular: Düşmanımız Ermeniler değil iktidardakiler

Dizi Haberleri —

6 Ekim 2020 Salı - 23:05

  • Hayatımızda hiç görmediğimiz ve ihtimal odur ki görmeyeceğimiz bir Ermeni, bizim düşmanımız değildir. Düşmanımız iktidardadır: Belli isimleri, mevkileri ve yüzleri olan, yirmi yıldan fazladır kendi çıkarları için ülkemizin halkını ve kaynaklarını yağmalayan ve bizi yoksulluğa mahkum edenler.

 

OSMAN OĞUZ

Azerbaycan, 27 Eylül’den bu yana sınır bölgelerinde ve Dağlık Karabağ’da, Türkiye’nin ve gönderdiği çetelerin de desteğiyle, Ermenistan’a saldırıyor. Çatışmalarda bugüne kadar iki taraftan asker veya sivil yüzlerce kişi yaşamını yitirdi, binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Savaşa hem iki ülkede hem de Türkiye’de kapsamlı bir milliyetçi propaganda da eşlik ediyor. İki taraftan operasyon görüntüleri yayınlanıyor, hatta bu görüntüler kentlerin işlek meydanlarında sergileniyor; Türkiye’de ise Ermenilere yönelik nefret körükleniyor, sokaklarda ırkçı gösteriler düzenleniyor.


Azerbaycanlı solcu gençler, savaşa ve ona eşlik eden milliyetçi dalgaya karşı çıkıyor. İnternet üzerinden yayınlanan “Left East” dergisinde bir açıklama yayınlayan solcu gençler, iki halkın birlikte yaşayabileceği bir çözümü geliştirme çağrısı yapıyor. Çağrıda Vusal Khalilov, Leyla Jafarova, Karl Lebt, Bahruz Samadov, Giyas İbrahim, Samira Alakbarli, Toghrul Abbasov, Javid Agha ve Leyla Hasanova’nın imzası bulunuyor.
Açıklamayı Türkçe’ye çevirdik:

İşgal kafamızın içinde
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmaların Dağlık Karabağ’daki son patlaması, ulus devletler sisteminin bugünkü gerçekliğe hâlâ ne denli damga vurduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. İnsan‘ı yalnızca doğduğu yere göre “insan” veya “insan olmayan” bölümlerine ayıran ve “insanların” insandışılaştırılan “ötekilere” karşı üstünlüğünü belli bölgesel sınırlardaki yaşamın geçerli tek ilkesi olarak ortaya koyan düşünme biçimini aşabilmeye dair yeteneksizlik, karşı çıkmamız gereken tek işgalcidir. Bu işgal, aklımıza yönelik bir işgaldir; bu işgal, yağmacı milliyetçi hükümetlerimizin istemediği anlatılara ve hayallere sahip olabilme yeteneğimize yönelik bir işgaldir.

Düşmanımız Ermeniler değil iktidardakiler
Hayatımızda hiç görmediğimiz ve ihtimal odur ki görmeyeceğimiz bir Ermeni, bizim düşmanımız değildir. Düşmanımız iktidardadır: Belli isimleri, mevkileri ve yüzleri olan, yirmi yıldan fazladır kendi çıkarları için ülkemizin halkını ve kaynaklarını yağmalayan ve bizi yoksulluğa mahkum edenler. Bugüne kadar onlar, hiçbir itiraza izin vermediler ve farklı düşünenleri büyük bir güvenlik aparatıyla baskı altına aldılar. Doğal güzellikleri, sahilleri ve kıyı boylarını kendi keyifleri ve kullanımları için işgal ettiler, sıradan yurttaşların girişini sınırladılar. Doğayı katledip ormanları kuruttular, suyu zehirlediler. Özetle onlar, “el koymak yoluyla sermaye birikimini” apaçık biçimde gerçekleştirdiler. Ülkenin dört bir yanındaki tarihi ve kültürel değerlerin yok olup gitmesinin suç ortaklığını taşıyorlar. Eğitime, sağlığa ve kamu hizmetlerine aktarılması gereken kaynakları, emperyalist niyetler taşıyan kapitalist komşularımız Rusya ve Türkiye’nin kârı için askeriyeye aktardılar.

Okullar nefret ekiyor
Tuhaf biçimde herkes hâkikatin ne olduğunu biliyor ama Ermenistan ve Azerbaycan sınırında ilk kurşun ateşlendiğinde herkes, hafıza kaybı yaşamışa dönüyor. Tıpkı Saramago’nun “Körlük” romanındaki gibi insanlar, bir anda kendini imha etme moduna geçiyor ve gençliğimizin “şehitlik” adı altında “kutsal dava” için ölmesini kutluyor. Oysa bu mesele, hiçbir zaman hem Azerbaycan hem de Ermenistan hükümetleri için bir varlık meselesi olmanın dışında bir şey değildi. Bu mesele sayesinde iktidarda kalıyor ve toplumun sınırsız militarizasyonu ve daha fazla kan akıtmak için bahaneler buluyorlar.
İnsanları suçlamıyoruz: İki ulus arasındaki savaşa ve çatışma hâline bir anlam vermeyi sağlayabilecek alternatif yorumların eksik olduğu bir ortamda milliyetçi ideoloji, eleştirilemez hâle geliyor. Eğer doğru düzgün finanse edilmeyen eğitim kurumlarımız hiç değilse bir şeyi başarabiliyorlarsa bu kesinlikle nefret ekmek ve milliyetçi propagandayı yaygınlaştırmaktır. Keza nefret, hiçbir zaman bireysel ruh hâlinin ürünü değildir; nefret, verili iktidar ilişkileri içinde inşâ olur ve üretilir.

İnsandışılaştırma
“Nefret edenler” ile “nefret edilenler” arasında hiçbir ilişkinin olmadığı bir bağlamda, “nefret edenlere” sürekli “nefret edilenlerden” nefret etmelerini hatırlatmak azamidir; hatta eğer “nefret edenler” durmaksızın sefalet üreten ve adil paylaşım istemeyen bir sistemde günlük ekmekleri için eşek gibi çalışmak zorunda kalıyorsa bunu daha da fazla yapmak gerekir. Nefret, üretilmek zorundadır. “Onlar” bizim ülkemizi çaldılar, diyoruz, “onlardan nefret ediyoruz!” Bu ülkede yaşamanın bir grubun özel mülkiyet iddiasına yaslanmayan sayısız başka imkânı da olabileceğinin burada hiçbir önemi yok.
Bizden birinin küçük kardeşi, yurtdışında Ermeni çalışanların da katılacağı bir iş toplantısını duyduğunda şaşkınlıktan ağzı açık soruyor: “Orada GERÇEK Ermenileri mi göreceksin?” Kuşaklar boyunca insanların, yüzlerce yıldır aynı coğrafyada bulundukları insanlarla hiçbir ilişkileri olmadan nasıl bir vakumda yetiştiğini bu örnekten de görmek mümkün. Peki bu izolasyon hâli, ruhumuza ve yaratıcı yeteneklerimize nasıl bir şiddet uyguluyor? Bunun “ötekileri” insandışılaştırmanın harika bir tarifi olduğunu ise söylemeye bile gerek yok! Hayatım boyunca hiçbir iletişimimin olmadığı insanlara kötücül özellikler atfetmekten daha kolay ne olabilir ki?

Nefret dalgası etki kazanıyor
Çatışmanın iki tarafının da ateşkeste anlaştığı Bişkek Protokolünün Mayıs 1994’te imzalanmasından yıllar sonra Azerbaycan ve Ermenistan hükümetleri, devasa cephaneliklerde şimdi birbirlerine karşı kullandıkları ölümcül silahları biriktirdiler. İki ülkenin bir barış anlaşmasına yaklaştığı son dönem, Fransa, Rusya ve ABD’den oluşan Minsk Grubunun aracılık ettiği 2001 yılındaki Key-West Barış Görüşmeleri olmuştu. Barış görüşmeleri, iki tarafın liderlerinin uzlaşmaya yanaşmaması ve milliyetçi atmosfer nedeniyle başarısızlığa uğradı. O günden bu yana barış çabası, hiçbir zaman ciddiyetle ele alınmadı.
Güncel durumda, bölgede yeni bir savaşı engelleyebilecek yollar tarif etmek bizim için oldukça zor. Çatışmanın iki tarafında da, özellikle televizyonlarda, resmi açıklamalarda ve sosyal medyada nefret dalgasının nasıl giderek daha fazla etki kazandığını, huzursuz edici bir tempoya ulaştığını gözlemliyoruz. İki taraf da korku, karşılıklı nefret ve güvensizlik yayan, teyit edilmeleri neredeyse imkansız iddialar ortaya atıp duruyorlar.

Yurt içi hasılanın yüzde 5’i...
İki tarafta da insanlar, pandemi ve ekonomik resesyon dönemleri altında ezildi ve krizlerin beraberinde getirdiği zorluklarla baş edebilmeye uğraşıyorlar. Bunun üstüne şimdi Karabağ sorununun yapıcı bir çözüme kavuşmasını daha da erteleyecek bir askeri çatışmanın ortasına çekildiler. Çatışma, sadece iki tarafın da elitlerinin çıkarları uğruna büyük miktarda ekonomik ve insani kaynağı yok ediyor. Azerbaycan’ın askeri bütçesi, 2020’de 2,3 milyar Dolar’a yükseldi, Ermenistan’ınki 634 milyon Dolar’a. Bu askeri bütçeler, iki ülkenin de toplam yurt içi hasılasının yüzde beşine tekabül ediyor.

Takım elbiseli erkeklerin savaşı
Azerbaycan ve Ermenistan’ın genç kuşağı olarak bizim bu çatışmanın çözümünü ellerimize almamızın vakti geldi de geçiyor bile. Amaçları -siyasi ve ekonomik- sermaye birikimi olan ve çatışmaya çözüm geliştirmek istemeyen takım elbiseli erkeklerin buna daha fazla hakkı olmamalı. Ulus devletin zorbalık gömleğini ait olduğu yer olan tarihin çöp kutusuna atmalı ve onun yerine hep birlikte barışçıl birlikte yaşamanın yollarına kafa yorup bunları hayata geçirmeliyiz. Yerinden yönetilen ve sıradan yurttaşlardan oluşan politik inisiyatifleri yeniden canlandırmak, bu noktada belirleyici bir anlama sahip. Ancak böylesi inisiyatifler barış görüşmelerini ve işbirliğini yeniden gündeme getirebilir. Biz Azerbaycan’ın solcu aktivistleri olarak ülkenin gençliğinin bu mantıksız savaş için mobilize edilmesini asla ve hiçbir koşulda desteklemiyoruz. Bizim en önemli hedefimiz, diyalogun yeniden inşa edilmesidir.
Yeni bir askeri çatışma ya da birbirine nefret kusma hâli, ne çatışmayı çözüme ulaştırabilir ne de bize bir gelecek yaratabilir. Dağlık Karabağ’daki son askeri çatışmalar, barışı bir santim bile yakınlaştırmıyor. Giderek daha da büyüyen bir savaşın içine çekilmek istemiyoruz, çünkü bu savaşın toplumlarımız ve gelecek kuşaklarımız için nasıl sonuçlar doğurabileceğini biliyoruz.

Barış yanlıları göreve
Çatışmalı hâli uzatan ve Ermeniler ile Azerbaycanlılar arasında nefreti körükleyen bütün adımları, en sert biçimde mahkum ediyoruz. Geriye dönüp bakmak ve toplumlarımız ve gençliğimiz arasında güveni yeniden sağlayacak adımları atmak istiyoruz. Milliyetçi ve savaş yanlısı bütün anlatıları reddediyoruz, çünkü bunlar, aynı zeminde yeniden bir arada yaşamamızı imkânsız kılıyor. Barış yanlısı ve dayanışması inisiyatifleri göreve çağırıyoruz. Bu pat durumundan bir çıkış yolu olduğuna inanıyoruz – karşılıklı saygıya, uyuma, barışa ve birlikte çalışmaya yaslanan bir çıkış yolu.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.