Babam güzel giyinir, yürürken hep yukarıya bakardı

Dosya Haberleri —

20 Nisan 2021 Salı - 22:30

  • Babam çok güzel giyinirdi, hep İngiliz kumaşı. Bu nedenle ona bir süre “İngiliz Hakim” dediler. Yürürken başı hep yukarıya bakardı. Sordum, bana, “Bak oğlum, Mustafa Bey aşağıya bakar, ben ise yukarıya; çünkü senin baban rüşvet almıyor” dedi.

DENİZ BABİR

 

Yusuf Serhat Bucak, Kürdistan’ın yakın tarihinde önemli bir yer tutan babası Faik Bucak’ın hayatını, “Kürt Hâkim - Faik Bucak’ın Yaşamı” başlığıyla kitaplaştırdı.

Faik Bucak, Dicle Talebe Yurdu’nun ilk genç başkanı, 49’ların tanığı ve 55’lerin öncüsüydü. Hakimlik yapıyordu ve “Kürt Hâkim” olarak anılıyordu. 1965’te Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’nin (TKDP) kuruluşunda yer aldı.

Yusuf Serhat Bucak’la Avesta Yayınlarından çıkan kitabını ve hafızasındaki babasını konuştuk.

 

Bu kitabı neden bu kadar geç yazdınız?

Babamın şehit düşmesi üzerinden 55 yıl geçti. Ben belgeleri topluyordum ama bekledim ki bir Kürt aydını, yazarı çıksın gelsin ve “Baban hakkında bir kitap yazmak istiyorum” desin. Ben onun oğlu olarak böyle bir kitap yazmayı göze alamadım, “Objektif olabilir miyim” diye düşündüm. Yazacak kimse çıkmayınca oturdum, yazmaya başladım. Kitabın üzerinde editörüm Meral Şimşek’in ve Özkan Küçük’ün de büyük emeği var. Kitabın gövdesi bana aittir ama kitaba şeklini veren Meral Şimşek’tir. Kitabın redaksiyonunda emeği geçen bütün dostlarıma da bu vesileyle teşekkür ediyorum.

 

Babanız Musa Anter ile birlikte 1941’de İstanbul’un Vezneciler semtinde Dicle Talebe Yurdu’nu inşa ediyor. Bu yurdun Kürt ulusal bilincinin gelişmesinde önemli yeri olduğu söyleniyor. Neden böyle?

Rahmetli Mustafa Remzi Bucak, benim hem amcam hem de dayım olur. Hukuk tahsili için Fransa’ya gidiyor. Oradaki Bulgar bir arkadaşı ile Kürt meselesi üzerine tartışıyorlar ve arkadaşı bir öneride bulunuyor: “Sorununuzu halletmek için kadrolara ihtiyacınız var, kadro bulacağınız yer de öğrenci gençliktir.”

Faik Bucak, 1941 yılında İstanbul’a gidiyor ve dayısının oğlu ile orada karşılaşıyor. Mustafa Remzi Bucak, ona bu öneriden bahsediyor. Bu sırada Musa Anter ile de tanışıyorlar. Musa Anter de bunu “Hatıralarım” kitabında anlatır.

Bu yurtta Kürdistan’ın çeşitli bölgelerinden öğrenciler kalıyor. Siirt, Siverek, Diyarbakır, Urfa, Mardin, Van… Ulusal bilinç çerçevesinde seminerler veriliyor. Hawar dergisi düzenli olarak geliyor.

 

Hawar dergisini düzenli olarak getirtmeyi nasıl başarıyorlar?

Aynı soruyu bir kitabında Bilal Şimşir de sorar. Şimşir, çeşitli yerlerde Türkiye’nin elçiliğini yapmış biri, bir sürü de kitabı var. Bir kitabında, “Nasıl olur da Hawar dergisi Suriye’den Türkiye’ye girebilir” şaşkınlığını ifade ediyor.

O dönemlerde rahmetli babamın bir kuryesi var, “Palulu Miço” diyorlar, gerçek adı Mustafa Keskiner. Kaçakçılık yapıyor ve Suriye’ye gittiğinde Celadet Bedîrxan Bey, Kamuran Bedîrxan Bey, Cegerxwîn ve Osman Sebrî ile görüşerek dergileri Siverek’e getiriyor. Annem de babaannemin evinde bir zula yapıyor ve dergileri orada saklıyor. Babam da Siverek’e geldiğinde ya da bir arkadaşı gelip gittiğinde dergileri İstanbul’a taşıyordu.

 

Peki başka ne kitaplar okunuyor yurtta?

O dönemlerde Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı’ndan çıkan kitaplar vardı. Ben mesela Gorki’nin kitaplarını Bekir amcamın kütüphanesinden bulup okumuştum. Sordum, “Biz bu kitapları Dicle Talebe Yurdu’nda okurduk” dedi. Marx’ın, Weber’in kitapları da talebe yurdu kitaplığında bulunuyordu; seminerler veriliyordu. Bu anlamda Dicle Talebe Yurdu, hem Kürt ulusal mücadelesinde önemli bir kilometre taşı oldu hem de Türkiye’de demokrasinin işlediği ilk yerlerden biriydi.

Yahudi bir profesör var: Prof. Hirsch. Hitler’in 1939’da iktidarı ele geçirmesinden sonra başka profesörlerle birlikte İstanbul’a geliyor. İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk ile İktisat Fakültelerinin birleşmesi de onlar sayesinde oluyor. Hirsch, derslerinde öğrencilere, “Türkiye’de demokrasi öğrenmek istiyorsanız gidin Dicle Talebe Yurdu’nu görün” diyor. Dönemin önemli İdare Hukuku Profesörü Sami Orar da derslerinde aynı şeyleri söylüyor.

Dicle Talebe Yurdu’nda geceler düzenlenirdi, insanlar oturacak yer bile bulamazdı. Öyle yoğun bir ilgi vardı. İkinci Dünya Savaşı zamanında bu gecelerden birine Almanya ve İngiltere elçilerini de davet ediyorlar; Alman elçisi gelmiyor ama İngiliz elçisi kızıyla birlikte katılıyor.

Tabii yurt, tüm bunlardan dolayı 1955’te devlet tarafından kapatıldı.