Babamın katili Ankara’da
Toplum/Yaşam Haberleri —

Nevzat Özgen
- Fikri Özgen 29 yıl önce devlet güçleri tarafından kaçırıldı. İki oğlu ise katledildi. Nevzat Özgen, “Babam ilaç almaya giderken kaçırıldı. Böyle bir ölümü hak etmemişti. Katili Ankara'da geziyor” dedi.
Pasûr'un (Kulp) Delît mahallesinden devlet baskısı tehditleri nedeniyle Amed'de yerleşen 73 yaşındaki Fikri Özgen'in JİTEM'in işlediği faili meçhul cinayetlerle özdeşleşen Beyaz Toros araca bindirilip bir daha kendisinden haber alınmamasının üzerinden 29 yıl geçti. Ailesinin, her hafta kayıp yakınları ve İHD’nin kayıpların bulunması ve faillerin yargılanması için düzenlediği eyleme katılarak akıbetini sorduğu Fikri Özgen, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nin ardından yoğun baskılara ve gözaltılara maruz kalır. 3 kız 3 erkek çocuğu babası olan Fikri Özgen'in evi 3 kez devlet güçlerince yakılır, bir kez da bombalanır. Hizbullah tarafından gönderilen mektuplarla tehdit edilen aile 1992'da Amed merkeze göç etmek zorunda kalır. Kürtlerin özgürlük mücadelesinden geri adım atmayan Fikri Özgen oğlu Ferdi Özgen'i (Amed Andok) 11 Mart, 1999'da çıkan bir çatışmada, oğlu Mefair Özgen'i (Kendal), 7 Ağustos 1992'de tutuklu bulunduğu İstanbul Sağmalcılar Cezaevi revirinde uğradığı işkenceler sonucu yitirir. Giderek ağırlaşan baskılar nedeniyle 27 Şubat 1997'de Amed'e yerleşen Özgen, ilaç almak için evden çıktıktan sonra ellerinde telsiz olan kişilerce beyaz Toros araçla kaçırıldı. O tarihten beri Özgen'den bir daha haber alınamadı.
İki kardeş gerillada
O dönem gözaltına alınan ve 13 yıl 5 ay cezaevinde tutulduktan sonra serbest bırakılan oğlu Nevzat Özgen, babasının akıbetinin açıklanmasını istedi. Yıllardır devam eden "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" eylemlerine katılarak babasının akıbetini soran Nevzat Özgen, "Bizim mahallenin devrimci, solcu, 68 kuşağında etkilenen bir yanı var. Dolayısıyla 80'lerde darbenin oluşuyla birlikte akraba çevresinden de gözaltına alınan ve zindanda yatanlar oldu. Darbeden sonra Kürdistan'ın her yerinde olduğu gibi yaşadığımız Pasûr'da da büyük bir sessizlik oldu. Ama 84 atılımından sonra mücadelenin geliştiğini uzaktan uzağa duyuyorduk. Özellikle Botan'daki serhildanlarla birlikte, biz de etkileniyorduk. Benden büyük bir ağabeyim vardı, bir de ufak erkek kardeşim vardı. Ufak kardeşim Dicle Üniversitesi'nde öğrenciydi. 3 ablam vardı ve evlenmişlerdi. Bu mücadele bir şekilde bizi de etkiliyordu. Önce Dicle Üniversitesi'nde okuyan kardeşim 1990'ın sonlarında gerilla saflarına katıldı. Akabinde ağabeyim de katılım yaptı. Böyle olunca bir anda kendimizi baskıların içinde gördük. Gözaltına alınmalara maruz kaldık. Ben o süreçte, 21-22 yaşlarındaydım" dedi.
Kontrgerilladan ölüm tehditleri
Baskılarla beraber kendilerine Hizbulkontralar tarafından tehdit mektuplarının geldiğini söyleyen Özgen, "Mektubun içeriğinde, 'İşbirliği yaptığınız terör örgütü ile iletişiminizden haberimiz var. Yakında havaya uçurulacaksınız' yazıyordu. O süreçte Halkın Emek Partisi (HEP) yeni kurulmuştu. Ben de mektubu alıp oraya gitmiştim. HEP İl Başkanı Hüseyin Turhallı, aynı mektubun kendilerine de geldiğini söyledi. Belli bir süre geçtikten sonra bir mektup daha geldi. Bu sefer Hizbulkontra değil, kontrgerilla yazıyordu altında. O mektupta da, 'İşbirliği yaptığınız terör örgütüyle ilişkilerinizi kesin. Kesmediğiniz takdirde havaya uçurulacaksınız' diye. Eve baskınlar yapılmaya başlandı. Bazen eve gelmiyorum, kendimi kendimce korumaya çalışıyorum. Nitekim 92'nin Haziran’ında gözaltına alındım. Ben alındıktan sonra Amed E Tipi Cezaevi'nde yaklaşık bir ay gözaltı süreci ve sonra cezaevi süreci başladı. O sürece tekabül eden bir olay yaşandı, İstanbul'da. Benim büyük ağabeyim kırsaldan İstanbul'a gitmişti. Ve orada bir eylem gerçekleşmişti ve bu eylemde yaralı yakalandı. Ben, bundan dolayı da anlatılması zor işkencelere maruz kaldım. Sadece biz değil, o süreçte gözaltına alınan herkes aynı şeyleri yaşadı” ifadelerini kullandı.
Evimiz yakıldı, abim şehit düştü
Özgen, "Evimiz yakıldıktan ve bombalandıktan sonra 92'nin sonbaharında, annem ve babam da bir şekilde Pasûr'dan çıktılar. Önce Farqîn'e gidiyorlar. Farqîn üzeri Amed'e geliyorlar. Tabii bu süreçte onlarda çok zorlanıyorlar. Ben Haziran'da yakalanmıştım. Temmuz'da cezaevine gittim. Ağabeyim de 7 Ağustos'ta şehit düştü. Ağabeyimin şehit düşmesinin sebebi yaralı yakalandığı zaman yapılan işkencelerdi. Dipçiklerle vurdukları için bağırsakları kopmuştu" diye konuştu.
Babam ilaç almaya giderken kaçırıldı
Aileye yönelik baskılar devam ederken babası Fikri Özgen'in 27 Şubat 1997'de kaçırıldığını söyleyen Özgen, "Babam eczaneye kendine ilaç almaya çıkıyor. O sırada dört kişi babamı sivil bir araca bindirip kaçırıyor. Devlet hiçbir zaman bunu kabul etmedi. Bu olay beyaz Toroslar dediğimiz döneme denk geliyor. O günden bugüne kendisinden bir daha haber alamadık. Davayı AİHM'e de götürdük. Dava 2004-2005 yılında sonuçlandı ve Türkiye mahkum oldu. Mahkum oldu, ama bir insanın dosyası daha tozlu raflara kaldırıldı" şeklinde konuştu.
Kardeşimi teslim alamayınca…
Babasının faili meçhule gittiği haberini cezaevine gelen günlük gazeteyi okuyarak öğrendiğini söyleyen Özgen, “Babamı kaçırdıkları süreçte küçük kardeşim hala gerilla saflarındaydı. Duyduğumuz kadarıyla o süreçte kardeşimle telsiz üzerinden iletişime geçip, 'Babanız elimizde, gelin teslim olun' şeklinde çağrıda bulunuyorlar. Kardeşim de, 'İsterseniz bir annem kalmış gidip onu da götürebilirsiniz' biçimde bir cevabı oluyor. Kardeşimi böyle teslim almayınca babamı götürüp kaybettiler. Siz savaşıyorsanız, öleceğinizi zaten biliyorsunuz. Ama yaşlı bir insanın, çocukları katılım yapmış diye götürüp infaz etmek kabul ettiğim bir şey değildi. Babam böyle bir ölümü hak etmemişti. Ölüm onun çok uzağındaydı. Sevgi dolu bir insandı" diye belirtti.
Babamın katili Ankara’da
"Şimdi babamın faili Ankara'da geziyor. Bunu ben söylemiyorum, Abdülkadir Aygan, Abdulhakim Güven söylüyor" diyen Özgen şöyle devam etti: "Mesele şahıslar da değil, bireyler de değil. Bir bireyin katledilişi de değil. Biz 17 bin faili meçhulden söz ediyoruz. Atilla diye bir korgeneral vardı. Diyor ki 'Bu bir devlet politikasıydı.' Dolayısıyla devlet talimat vermeden, devlet bunu politika haline getirmeden askeri hiyerarşi açısından hiç kimse bunu gerçekleştiremez. Dolayısıyla bunların yargılanması ve kovuşturmaya tabi tutulması gerekiyor. İkincisi boşaltılan köyler var. Evleri yakılmış bu insanların kendi köylerine dönmesi gerekiyor. Köye dönüş projesi olmalı. İçeride olan binlerce tutsak var. Antiterör diye bir yasa var. Antiterör yasası başlı başına problemlidir. Hasta hükümlüler var. Bunlara yönelik bir yaklaşım olmadan siz toplumu ikna edemezsiniz." HEVAL ÖNKOL/MA















