Başûrê Kurdistanê’nin önde gelen şahsiyetlerinden Muhemmed Emîn Pêncewînî ile Kürt siyasetinin son 65 yılını konuştuk.
- Muhemmed Emîn Pêncewînî ile Süleymaniye'deki çalışma ofisinde buluşuyoruz. Son derece şık, eski kuşakların zarifliğiyle, takım elbisesi ve kravatıyla bizi karşılıyor Pêncewînî. Çalışma odasında Sayın Abdullah Öcalan, Mesut Barzani, Celal Talabani ve Neçirvan Barzani ile olan fotoğraflarını sıralamış...
- "O dönemde Mela Mustafa Barzani’ye bağlı pêşmerge güçleri vardı. Yine Şui Partisi’ne bağlı silahlı güçler vardı ve bunlar Eylül Devrimi olarak tanımlanan Mela Mustafa Barzani’nin mücadelesi içerisinde yer alıyordu. Ben de Şui Partisi’ne bağlı bir pêşmergeydim. Çiyayê Hindirin’de yaşanan savaşta yaralandım."
- "Irak ve Güney Kürdistan güçleri arasında '11 Mayıs İttifakı' olarak tanımlanan bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma, tıpkı bugün Türkiye’de PKK’ye bağlı güçlerin çerçeve yasa kapsamında dağdan inmeleri gibi, pêşmerge güçlerinin dağdan şehre inmelerini esas alıyordu. Düşünce ve ifade özgürlüğü vardı diyebilirim."
- "1992'nin Şubat ayında gittim. Önderlik, Akademi'de bir konuşma yapmamı istedi. Ben de bir konuşma yaptım ve çok beğendi. Meğer bu konuşmamı CD’ye alıp kurumlara dağıtmış. Önder Apo her sabah saat 10.00-12.00 arasında Türkçe eğitim verirdi. Önder Apo, saat 16.00-18.00 arasında da bu kez Kürtçe verirdi."
GÜLCAN DERELİ
Fırtınalı bir hayat... 82 yılı deviren Muhemmed Emîn Pêncewînî, Kürt mücadelesinin son 65 yılının canlı tanığı... Saddam'la mücadeleden, Mela Mustafa Barzani'ye, pêşmergeyken yaralanmasından edebiyata, şiire; Mesut Barzani, Celal Talabani ve Neçirvan Barzani ile ilişkilerine ve Sayın Abdullah Öcalan'la tanışmasına, Naif Haco'dan Hozan Serhat'a, Kürdistan toprağı ile evlendiğini söyleyen kadın gerilladan Che Guevara'cı olmasına, Türkiye ile arabuluculuğa, Ankara'da Hakan Fidan, Emre Taner ve devlet heyeti ile buluşmalarına, pek çok şeyi konuştuk Pêncewînî ile. Bu çok yönlü Kürt şahsiyeti, ilk kez duyduğum pek çok bilgiyi paylaşırken, son 65 yıllık Kürt panoramasını da biyografisi ile ortaya koyuyor. Pêncewînî ile Süleymaniye'de tarihe not düşen iki bölümlük bir röportaj yaptık...
Mam Celal’in, kendisinden Güney Kürdistan Devlet Başkanı Neçirvan Barzani’nin 2013 yılındaki İmralı ve Kandil arasındaki görüşmelerin yapılması için Türk devleti ile PKK arasında arabuluculuk yapması istendiği dönemden bir kare…
Mam Celal’in cumhurbaşkanı olmadan önce kendisini davet ettiği bir görüşmeden…
Odasındaki fotoğraflar
Muhemmed Emîn Pêncewînî ile Süleymaniye'deki çalışma ofisinde buluşuyoruz. Son derece şık, eski kuşakların zarifliğiyle, takım elbisesi ve kravatıyla bizi karşılıyor Pêncewînî. Çalışma odasında ilk dikkatimi çeken şey özenle çerçevelenmiş fotoğraflar oluyor. Sayın Abdullah Öcalan, Mesut Barzani, Celal Talabani ve Neçirvan Barzani ile olan fotoğraflarını sıralamış... Son 50 yılın Kürt tarihinin bir kesiti...
Merîwan'dan Pêncewînî'ye
Muhemmed Emîn Pêncewînî 1944 yılında Başûrê Kürdistan’ın Pêncewîn ilçesinde dünyaya gelir. Irak-İran sınırında bulunan Pêncewîn, bölgenin en güzel ilçelerinden biri olarak bilinir. Rojhilat Kürdistan’ın Sine kentinden iki saat, Banê’den bir saat, Saqiz kentinden ise bir buçuk saatlik uzaklıktadır. Sınır kenti olduğu için Pêncewîn halkının yüzde 65’i Güney ve Rojhilat Kürdistanı arasında ticaret ile uğraşmaktadır. Aynı zamanda tarihi eskilere dayanan bir kültür kentidir. Yaklaşık 800-900 yıl önce kurulmuştur. Med ve Sasani uygarlıklarına da ev sahipliği yapan ilçede bugün hâlâ bu uygarlıkların izlerine rastlanmaktadır.
Pêncewînî'nin ailesi aslen Rojhilat Kürdistan’ın Merîwan kentindendir. Merîwan’dan göç edip Pêncewîn’e yerleşiyorlar. Hatta ailesi Pêncewîn’in kurucularındandır. Mahlasını da kurdukları ilçeden alıyor Pêncewînî. On kardeşli bir ailenin üyesi olan Pêncewînî, kardeşlerinden sadece üçünün hayatta olduğunu söylüyor. Irak-İran Savaşı'na kadar da Pêncewîn’de yaşamaya devam ettiklerini ancak savaş sonrası Süleymaniye’ye göç etmek zorunda kaldıklarını anlatıyor.
Medrese eğitimi
Pêncewînî, eğitiminin ilk medresede başladığını belirterek anlatmaya başlıyor: "İlk olarak medresede dini eğitim gördüm. Çünkü o dönemde çocukların önce dini eğitim görmesi, sonrasında devlet okullarına gitmesi gerekiyordu. O dönemde devlet okullarında da sadece altıncı sınıfa kadar okunabiliyordu. Lise eğitimi için Süleymaniye’ye gitmek gerekiyordu. Liseye gittiğimde siyasi faaliyetlere katılmaya başladım. Çünkü benden büyük kardeşlerim siyasi çalışmalarda yer alıyordu."
Che Guevara çizgisi
Pêncewînî, gençlik dönemindeki siyasi eğilimleri ve kendisini nasıl etkilediğini şöyle anlatıyor: "Tabii o süreçte hemen her aileden birileri muhakkak siyaset ile ilgileniyordu. O zamanlarda Başûr ve Irak’ta Irak Komünist Partisi etkiliydi. Daha sonra Kürdistan Komünist Partisi oldu. Yine o dönemde ulusal ve sol bir çizgideki Kürdistan Demokrat Partisi vardı. Erkek kardeşlerim Irak Komünist Partisi (Şui) üyesiydi. Ben de onların etkisiyle bu partide çalışmaya başladım ve Merkez Komite üyeliğine kadar yükseldim. 1970’lerle birlikte Irak Komünist Partisi üç parçaya bölündü. Bir parçası Sovyetler'e yakın, bir parçası Maoist çizgide, bir parçası ise Che Guevara ve Fidel Castro çizgisindeydi. Ben Fidel Castro-Che Guevara çizgisindeydim."
Pêşmergeyken yaralandı
Pêncewînî, Mela Mustafa Barzani ile kesişen yollarını, pêşmergeyken yaralanmasını anlatıyor: "O dönemde Mela Mustafa Barzani’ye bağlı pêşmerge güçleri vardı. Yine Şui Partisi’ne bağlı silahlı güçler vardı ve bunlar Eylül Devrimi olarak tanımlanan Mela Mustafa Barzani’nin mücadelesi içerisinde yer alıyordu. Ben de Şui Partisi’ne bağlı bir pêşmergeydim. O dönemde bu silahlı güçlere 'komando', 'Şui Komandosu' deniliyordu. O dönemde Kürdistan devriminde, öncülüğünü Mela Mustafa Barzani’nin yaptığı bir savaş yaşanıyordu. O savaşta Irak’ın iki askeri tugaya bağlı bir gücü pêşmergelerin eline geçti. Bu olay Revanduz mıntıkasında yaşandı. Mela Mustafa Barzani’nin karargahı Çoman’da bulunuyordu. Çiyayê Hindirin’de yaşanan savaşta yaralandım. Yaklaşık 30-35 yıl Irak Komünist hareketi içerisinde yer aldım."
Çok yönlü bir şahsiyet
Pêncewînî, çok yönlü bir şahsiyet. Meslektaş olduğumuzu öğreniyorum. Kürdistan ve Irak Gazeteciler Sendikası ile Dünya Gazeteciler Sendikası’nın üyesi. 30 yıl gazetecilik yapmış... O aynı zamanda bir edebiyatçı... Şiir ve öyküler yazmış. Pêncewînî, bu yönlerini şöyle anlatıyor: "Tüm yaşamım boyunca edebiyat, Kürt ve Kürdistan tarihiyle de ilgilendim. Yaşamımın büyük bir bölümünün kültürel ve aydınlanma çalışmalarıyla geçtiğini söyleyebilirim. Edebiyat, şiir ve biyografimin de içinde olduğu 12 kitabım basıldı. 'Çon Bum Pird' adlı kitabım da yeni basıldı. Şiir ve edebi ürünlerinin yer aldığı Beyan dergisinde çalıştım. Birçok şiir ve hikayem bu dergide yayımlandı. Hewkari gazetesinde çalıştım." Son kitabı “Çon Bum Pird”ın da İstanbul’da Kürtçe olarak basıldığının bilgisini alıyoruz.
Irak'ın çerçeve yasası
Pêncewînî, 70'li yılları anlatırken dikkat çekici bilgiler veriyor ve bugün Türkiye'de yaşanan süreçle paralellikler de kuruyor: "Irak ve Güney Kürdistan güçleri arasında '11 Mayıs İttifakı' olarak tanımlanan bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma, tıpkı bugün Türkiye’de PKK’ye bağlı güçlerin çerçeve yasa kapsamında dağdan inmeleri gibi, pêşmerge güçlerinin dağdan şehre inmelerini esas alıyordu. Bu anlaşma çerçevesinde Kürt gazetecilere özgür çalışma koşulları sağlanıyordu. Yine Kürtlere Bağdat’ta ve Kürdistan’da gazete, dergi, kültürel çalışmalar vb. konularda serbestlik tanınıyordu. Ben de o süreçte gazetecilik yaptım. Kürt güçleri ile Irak hükümeti arasında Meclîsa Tişrîi, yani yasama meclisinin kurulması yönünde anlaşmaya varıldı. Bu süreçte Irak hükümeti, Kürtlere otonomi, yani özerklik verileceğini belirtti. '11 Mayıs İttifakı', Mela Mustafa Barzani ile Saddam Hüseyin arasında yapıldı. Bugünkü federal statünün temelinin, o gün Saddam Hüseyin’in Kürtlerle otonomi konusunda yapmak zorunda kaldığı anlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Kürtler farklı bir halktır ve Kürdistan denilen topraklarda yaşıyorlar. Bu nedenle onların özgün yasaları olmalıdır. Bu nedenle kurulan ilk mecliste yer aldım. Bu mecliste 125 kişi yer alıyordu. Fakat bu anlaşma, tıpkı Türk devletinin Dolmabahçe’deki masayı devirmesi sonrası sürecin bozulması gibi, bozuldu. Kürtler ve pêşmergeler tekrar yönünü dağa verdi ve her iki güç arasındaki savaş yeniden başladı."
Murat Karayılan’ın Mesut Barzani’ye, sürece destek vermesi temelinde götürdüğü mektubun verildiği süreçten bir kare…
Parçalı bir dönem
Pêncewînî, bu süreçte Kürt örgütlerinde ayrışmalar yaşandığını, parçalı bir siyasi dönemin hakim olmaya başladığını ifade ediyor: "Şui Partisi’nde uzun yıllar siyaset yaptım. Daha sonra Şui Partisi parçalandı. Mela Mustafa Barzani’nin ölümünden sonra KDP parçalandı. Bu parçalanma sonucunda bir bölümü Emekçiler Topluluğu’nu, Marksist-Leninist Topluluğu’nu; bir bölümü Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni, bir bölümü de Sosyalist Parti gibi sol partileri kurdu ve Kürdistan siyasetinde yerlerini aldılar. Bunların önemli bir kesimi, tıpkı PKK gerillaları gibi fedakarca mücadele eden oluşumlara gitti. Bunların öncülüğünü Emekçiler Hareketi (Komelay Rencderan) yapıyordu. Bu hareketin ilk lideri Aram da savaşta şehit düştü. Ondan sonra yerini Noşirvan Mustafa aldı. Ben ve bazı arkadaşlarım bu hareketler içerisinde siyaset yaptık."
Önder Apo Roma’dayken kendisini ziyaret ediyor. Fotoğraf o dönemde çekiliyor.
Öcalan'la ilk görüşme
Pêncewînî, 80'lerin ortalarından itibaren Bakur'da yükselen Kürt mücadelesini de takip etmektedir. 90'lı yıllara doğru bu mücadele zirve yaparken, Pêncewînî, bu mücadelenin önderi ile tanışır. Sayın Abdullah Öcalan'ın kendisi için, “Emîn Pêncewînî, Kuzey ve Güney arasında bir köprüdür” dediğini anımsatan Pêncewînî, tanışma hikayelerini şöyle anlatıyor: "İlk olarak 1992 yılında beş arkadaşımla birlikte Başûr’dan yürüyerek Rojava’ya gittik. Qamişlo kentinde arkadaşlar bizi alıp Önder Apo’nun bulunduğu Bekaa Vadisi’ne götürdüler. Raperîn sonrasında Saddam Hüseyin hükümeti Başûr’dan çekildikten sonra Başûr pêşmergelerin eline geçti. Gerillalar o süreçte Xakurkê’deydi ve kentlerde sol-sosyalist düşüncedeki insanlarla görüşmek istiyorlardı. Benim evim o süreçte Hewlêr’deydi. Başûr’daki solcuların büyük çoğunluğu Marksist düşünceyi esas alıyordu. İki gerilla benimle görüşmeye geldi. Bunlardan biri Rojavalı Naif Haco’ydu. Ciwan Haco’nun kardeşidir."
Naif'in ilk çalışma mekanı...
Sayın Öcalan'la tanışmalarına geçmeden önce kısa bir anekdot... Naif Xaco’nun yaşamıyla ilgili haber yaparken görüşlerine başvurduğum ilk kişilerden biri Pêncewînî olmuştu. Hâlâ Van'da bir toplu mezarda bulunan Naif Haco’ya dair kısa bir anısıyla devam ediyor: "Benim evim, Naif Haco’nun ilk çalışma mekanıydı. Bana Mazlum Doğan’ı anlatan 'Berxwedan Jiyan e' adlı kitabı getirdi. Bu kitap Arapça basılmıştı. Yine Önder Apo’nun Arapça basılmış kitaplarını getirdi. Latince yazılan kitaplar da vardı ancak bunları okumakta zorlanıyordum. Benim Arapçam iyiydi. Onlar da Arapça, Kürtçe ve biraz da Sorani öğrenmişlerdi. Doktor Weysi adlı, Efrînli bir arkadaş daha vardı. Arkadaş Libya’dan gelmişti. Kaddafi o dönemde oradaki Kürtlere yardımcı oluyordu. O süreçte bu arkadaşlarla birlikte Kürdistan Azadi Partisi’ni (PAK) kurduk. Bu vesileyle Önder Apo’nun yanına gidip geldim. Önder Apo bu temelde bana, 'Muhemmed Emîn Pêncewînî, Bakur ve Başûr arasında köprüdür' diyordu."
1993-1994 yazındaki Mahsum Korkmaz Akademisi’ndeki eğitim devresinin kapanışı. "Önderlik benden bir konuşma yapmamı istemişti."
'Mahsum Korkmaz Akademisi’ndeyiz'
Pêncewînî, Sayın Öcalan ile ilk görüşmesine dair anekdotlar paylaşıyor: "İlk olarak 1992 yılının Şubat ayında gittim. Önderlik, Akademi’nin kapanış devresinde bir konuşma yapmamı istedi. Ben de uzun bir konuşma yaptım ve Önderlik konuşmamı çok beğendi. Meğer bu konuşmamı CD’ye alıp kurumlara dağıtmışlar. Daha sonra Avrupa’ya gittiğimde konuşmamın kayıt altına alınıp CD olarak dağıtıldığını öğrendim. İlk olarak yürüyerek Qamişlo’ya, oradan Halep’e, oradan da Şam’a geçtik. Şam’da bir gece kaldıktan sonra Bekaa’ya geçtik. Kıştı, hava çok soğuk ve karlıydı. Önder Apo’nun burada bir çalışma ofisi vardı. Bir mutfak ve misafirler için bir salon bulunuyordu. O dönemde Mahsum Korkmaz Akademisi’nde kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 900-1000 kişi eğitim görüyordu. Orada Roma amfisine benzer bir amfi vardı. Askeri törenler burada yapılır, eğitimler verilirdi. Önder Apo her sabah saat 10.00-12.00 arasında eğitim verirdi. Bu eğitimler genellikle Türkçe olurdu. Ben Önderliğe Türkçe bilmediğimi söyledim. O da yanıma, söylediklerini Kürtçe'ye çeviren iki arkadaş bıraktı. Yine bu arkadaşlar benim söylediklerimi de Önderliğe Kürtçe olarak çeviriyorlardı. Saat 12.00’den sonra yemek yenilir ve istirahate çekinilirdi. Saat 16.00’da Önder Apo bir kez daha gelir, sabah Türkçe yaptığı eğitimi bu kez Kürtçe verirdi. Yani her gün sabah 10.00-12.00 arasında eğitimler Türkçe, öğleden sonra 16.00-18.00 arasındaki eğitimler ise Kürtçe yapılırdı.
Saat 18.00’den sonra yine yemek yenilir ve saat 21.00’e kadar istirahate geçilirdi. Saat 21.00’den sonra kültürel etkinlikler başlardı. Halaylar çekilir, tiyatro ve skeçler oynanırdı. Şarkılar da genellikle devrimci şarkılardı. "
Ömerê Muxtar Halep’te!
O süreçte yaklaşık 15 gün akademide kaldığını ifade eden Pêncewînî, gülümseyerek bir anısını da anlatıyor: "15 günüm dolduktan sonra Önderlik bana, 'Pêncewîn’de Başûrluların hepsi içki içiyor mu?' diye sordu. Önce sessiz kaldım. Cevap vermeye utandım. Bana, 'Söyle, söyle, çekinme' dedi. Ona, 'Başkanım, bizim oraların bağları meşhurdur. Sadece içmiyorum, ben kendim yapıyorum' dedim. Bunun üzerine kahkahalarla güldü. Arkadaşlara, bizleri Halep’te Ömerê Muxtar olarak bilinen bir yurtseverin evine götürmelerini söyledi. Bu kişi, Suriye-Türkiye sınırı üzerinde kaçakçılık yapan biriydi. Önder Apo ilk Halep’e geçtiğinde kaçakçılar onu onun evine götürüyor. Orada bir süre kalıyor. Oldukça varlıklı bir kişiydi. Halep’te büyük bir villası vardı. Libya Devrimi’nin kahramanlarından Ömer Muxtar’a benzediği için ona Ömerê Muxtar deniliyordu. Başka bir adı vardı ancak herkes onu Ömerê Muxtar olarak biliyordu. Önderlik, kampın dışında içki içebileceğimizi söyledi. Bu, Önderliğin yanına yaptığımız ilk gidişti. Yaklaşık yirmi gün kaldıktan sonra Rojava’nın birçok kentine gittik. Buradaki halk toplantılarına katılıyor, Önderlik de konuşmalar yapmamı istiyordu."
'Bu topraklarla evlendim'
Pêncewînî, o toplantılara dair bilgiler paylaşıyor: "Biraz Kürtçe de öğrenmiştim. Yarı Sorani, yarı Kurmancî, bizim buraların deyişiyle 'Sormanckî' konuşuyordum. Benim açımdan tarihi bir süreçti. Bine yakın genç bir aradaydı. Ne bir gün şikayet ediyor ne de bir gün daralıyorlardı. Önder Apo’ya bir gazeteci olarak gençlerle röportaj yapmak istediğimi söyledim ve bu şekilde küçük bir kamerayla gençlerle röportajlar yaptım. Her bir arkadaşın belli bir teorik düzeyi vardı. Okuma yazma bilmeyenler bile burada okuma yazmayı öğrenmişlerdi. Ne için savaştıklarını, ne için mücadele ettiklerini biliyorlardı. Onlara, 'Niçin savaşıyorsunuz? Neden üniversitenizi tamamlayıp evlenip yuva kurmadınız? Neden böyle bir yaşamı seçtiniz?' diye soruyordum. Bunların büyük bir çoğunluğu İstanbul’daki, Ankara’daki ve İzmir’deki üniversitelerden katılmışlardı. Onların verdiği cevaplar insanı kendinden utandırıyordu. İzmir Üniversitesi’nden katılan bir kadın arkadaşla röportaj yapmıştım. Yine hemşirelik okuyan bir kadın arkadaşla da röportaj yaptım. Ona, neden evlenmediğini, evlenerek de yurtseverlik görevlerini yerine getirebileceğini söyledim. Bunun üzerine yere eğilerek bir avuç toprak aldı ve 'Ben bu topraklarla evlendim' dedi. Bu cevabından çok etkilenmiştim ve daha sonra onun bu söylemi üzerine uzunca bir şiir yazmıştım. Bu şiiri daha sonra Önder Apo’ya da okudum. Önder Apo bize, 'Gidin, Başûr’da PKK’yi örgütleyin' dedi. Ben bir keresinde Mam Celal’e, 'PKK’yi taklit ederek mücadele edemezsiniz. Başûr halkının da anlayacağı bir çerçevede, Önder Apo’nun fikirleri doğrultusunda bir çalışma yürütelim' dedim. Ben aslında 30-35 yılın ardından Komünist Partisi’nden ayrıldığımda bir daha hiçbir partide siyaset yapmayacağımı söylemiştim. Her koşulda Önder Apo’ya destek olacağımı, Bakur devriminin yanında olacağımı söyledim ancak bunu bir partili olarak değil, bir yurtsever olarak yapacaktım. Arkadaşlar benden ne istediyse yapmaya çalıştım. Dört defa Önderliğin yanına gidip geldim. Onun kitaplarını ve kasetlerini Başûr halkına dağıttık. Bundan rahatsız olan partiler, özellikle KDP ve YNK, benim öldürülmem yönünde talimat verdiler. Çünkü onlar PKK fikriyatının Başûr’da etkili olmasını istemiyorlardı. Hatta PKK’nin Başûr’a gelmesinden beni suçluyorlardı. Ben de onlara, 'Ben seminerdeydim. PKK, Xakurkê dağlarından Kandil’e kadar gelmiş. Benim ne alakam var?' diyordum. Yüzlerce köy ve şehirde örgütlenmişlerdi."
'Hozan Serhat’la birlikteyiz...'
1992 yılında "Şerê Navxweyî" olarak tanımlanan, Başûrlu pêşmergeler ile PKK'liler arasında başlayan savaşın ayrıntılarını anlatan Pêncewînî, önemli bilgiler paylaşıyor: "Bu savaştan hemen önce bana yönelik Süleymaniye’nin Serçinar Mahallesi’nde bir suikast girişimi oldu. Bu girişimde Şilan adında bir kadın arkadaş şehit düştü. İsmaili (İzmeri) Aşireti’nden Hacı İbrahim adlı, silahlı güçleri bulunan bir arkadaşımın yanına gitmeye çalışıyordum. YNK’liydiler ancak kendilerine bağlı özel silahlı birlikleri vardı. Savaşın başlamasıyla birlikte özellikle şehirlerde çalışma yapan arkadaşları tutuklama furyası başlattılar. Ben Halep’ten, Hozan Serhat’ın da içinde bulunduğu 12-13 kişilik bir grup gerillayı Başûr’a getirmiştim. Bu arkadaşlar tiyatro, şarkı vb. kültürel çalışmalar yürütüyorlardı. Onları da tutukladılar. Bir grubu da kendimle birlikte kaldığım bu eve götürdüm. Yaklaşık 10-15 kişi bu evde kalıyorduk. Savaş başladı. Uzun süren bir savaştı. Her gün bana savaşla ilgili bilgiler geliyordu. O zaman PAK örgütünü burada kuruyorduk ve PAK’ın içinde yer alan bazı arkadaşların YNK ile ilişkileri vardı. Bizim bir cihazımız vardı. YNK ile ilişkisi olan bir arkadaşımız bizim cihazı YNK’ye teslim etti ve benim o evde olduğum tespit edildi. Savaş yoğunlaştığında Partiya Şûî ya Kurdistanê ile bağlantı kurdum. Şehir içinde Şûî Partisi’ne ait silahlı birlikler vardı. Onlardan bir cihaz istedim. Önderliğin şifresi bende vardı. Onların cihazıyla savaşta olup bitenleri arkadaşlara ve Hakurk’ta bulunan savaşçılara aktarıyordum. Savaş gittikçe büyüdü. Mılazım Ömer diye biri vardı. O zaman YNK’nin Politbüro üyesiydi. Mılazım Ömer her gece saklandığım eve gelip bana savaş bilgilerini aktarıyordu. Ben de bu bilgileri arkadaşlara gönderiyordum. Hizbî Şûî’nin yerel bir radyosu vardı ve benim gönderdiğim bilgiler orada paylaşılırdı. Verilen bilgiler halka moral oluyordu. Çıkan yanlış bilgileri, PKK’nin insan kaçırdığı, çocukları dağlara kaçırdığı vb. şeklindeki haberleri kendi sesimle o radyoda yalanlıyordum. Hizbî Şûî o zaman PKK’ye yardımcı olmuştu ancak aralarında resmi bir ilişki yoktu. Savaştan sonra her iki taraf resmi olarak ilişki kurdu."
Not: Çeviride yardımcı olan gazeteci arkadaşımız FEYRUZ MIHEMED'e teşekkür ederiz.
YARIN:
* PKK-KDP çatışması nasıl bitti?
* Erdoğan'ın yardımcısı, Emre Taner ve Hakan Fidan'la Ankara'da ne konuştu?
* Murat Karayılan ne mesaj gönderdi?
* Belçikalı Bakan Hikmet Çetin için ne dedi?
* BM ile ilk görüşmede Öcalan'ın mesajı ne oldu?
* En büyük hayali ne?