Barbarlığa karşı ortak yaşam: Rojava

Forum Haberleri —

Rojava

Rojava

  • Rojava etrafında örülen ortak duruş, Kürtlüğü etnik bir aidiyet sınırının ötesine taşıyarak, ortak hafıza, ortak kader ve ortak gelecek bilinciyle yeniden inşa etmektedir.

ERCAN JAN AKTAŞ

Suriye’de ‘Arap Baharı’ dalgası paralelinde, 15 Mart 2011'de Dera kentinde barışcıl protestolar başladı. Gösterilere yönelik sert müdahaleler kısa sürede ülke geneline yayıldı; çatışmalar silahlı hale gelerek çok aktörlü, uzun soluklu bir iç savaşa dönüştü. Bu savaşın en başından itibaren ilkeli, değerler ve özgürlükçü politik hattı üzerinden coğrafyadaki diğer halkları ve inançları gören, buna uygun siyaset üreten tek güç/halk Kürtler oldu.

İç savaşın ilk yılında Suriye rejimi, kuzeyindeki Kürt yoğunluklu bölgelerden büyük ölçüde çekilmek zorunda kaldı. Burada oluşan pozisyonu Kürtler, 'üçüncü bir yol' siyaseti ile doldurmaya başladı. Ne rejimle ne de cihatçı muhalefet ile bir araya geldi. Bu duruşundan hareketle farklı kesimler tarafından ‘sistem’ ile iş birliği suçlamalarına da muhatap olmak zorunda kaldı. Bu suçlamaları haklı olarak dikkate almadan 2012 yazında, hakim olduğu Efrîn, Kobanê ve Cizîrê’de fiilî öz yönetim ilan etti. Klasik anlamda ulus-devlet kodları yerine, o coğrafyanın bir parçası olan farklı etnik ve inançsal yapılar ile öz savunma perspektifi üzerinden, kadın eşbaşkanlık sistemi ile çoğul, demokratik bir sistem inşa etti.

Suriye’nin geri kalanında büyük çatışmalar, katliamlar yaşanırken, bunlara da duyarsız kalmadan, bu çatışma iklimi kendi yaşam alanlarından uzak tutmayı başardılar. Burada Ortadoğu coğrafyasında bir ilk denenmeye/inşa edilmeye başlandı. Bu coğrafya asırlardır uluslararası ve yerel iş birlikçileri tarafından, etnik ve inançsal farklılıklar üzerinde çatışma alanları/savaşlar dizayn ediliyor. Kadınların yaşamın, üretimin, siyasetin öznesi olması gerçekliği üzerinden bütün halkları/etnisiteleri, inançları eşitlikçi bir şekilde gören bir sistem inşa edildi. Bölgede erkek/militer aklın farklı inanç ve halklar üzerindeki nefretleri ile inşa ettikleri ırkçı/tekçi ulus-devlet yapılanmaları dışında başka bir hayat ihtimali belirmeye başladı.

Yerel savunma hattının ötesinde

Bu yeniden inşaya saldırılar hiç durmadı. Bunun en önemlisi de DAİŞ saldırıları oldu. 2014 sonbaharında DAİŞ’in ağır silahlarla Kobanê’yi kuşatması karşısında yaşanan direniş, askeri olduğu kadar etik ve politik bir kırılma anıydı. Aylar süren kuşatma altında YPG ve YPJ öncülüğündeki savunma, yalnızca bir kenti değil, Rojava’da filizlenen eşitlikçi ve çoğulcu yaşam iddiasını savundu. Kadınların ön saflarda yer aldığı bu direniş, DAİŞ’in “yenilmezlik” mitini yerle bir ederken, küresel kamuoyunun dikkatini de Ortadoğu’da alternatif bir siyasal ufka çevirdi. Kobanê, bu anlamıyla, yerel bir savunma hattı olmanın ötesinde, barbarlığa karşı kolektif iradenin ve onurlu direnişin evrensel simgesine dönüştü. Bu direniş ile birlikte PYD eksenindeki Kürt direnişi bölgesel bir güç olmaya başladı.

Birlikte yaşam projesinin savunusu

Bu zemin üzerinden Demokratik Suriye Güçleri (QSD), Ekim 2015’te Suriye iç savaşının yarattığı etnik, mezhepsel ve askeri parçalanmışlığa karşı ortak bir savunma ve siyasal zemin oluşturmak amacıyla kuruldu. Omurgasını YPG ve YPJ’nin oluşturduğu QSD; Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen güçleri kapsayan çok halklı bir ittifak olarak şekillendi. Kuruluşuyla birlikte mücadelesini yalnızca DAİŞ’e karşı askeri bir hat olarak değil, yerel meclislere dayanan, farklı kimliklerin eşit temsiline vurgu yapan bir birlikte yaşam projesinin savunusu olarak tanımladı. Bu yönüyle QSD, Suriye savaşında nadir görülen biçimde, silahlı mücadele ile çoğulcu bir siyasal tahayyülü aynı anda kurmayı hedefleyen bir yapı olarak öne çıktı.

Kuzey ve Doğu Suriye’de bunlar olurken uluslarası güçlerin açtığı alan üzerinden HTŞ, Şam’a yerleştirildi. Merkezinde İngiltere ve ABD’nin olduğu uluslarası güçlerin yoğun çabasıyla Muhammed el-Culani’nin içinden Ahmed eş-Şara çıkarılarak ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’nin başına oturtuldu. Kısaltılan sakallar ve giydirilen takım elbise ve kravat ile Culani’den Ahmed eş-Şara’ya dönüşüm basit bir kıyafet ve ad değişikliğinden ibaret değildi elbette. Suriye çok daha karmaşık yerel ve uluslararası süreçlerin bileşkesi istikametinde yol almaya başladı. Kendi terör listelerinin en başından olması bu devletler için hiç sorun olmadı. Alevi, Kürt ve Dürzi katillerinden oluşan paramiliter cihadist örgütler/gruplar kısa bir süre içinde ‘Suriye Ordusu’ oldular.

Sürekli çatışma siyasetine karşı

Bütün bu gelişmeler, yalnızca Suriye iç savaşının seyrine ilişkin taktik hamleler olarak değil, Ortadoğu ölçeğinde barış ve demokratik toplum ihtimalini hedef alan stratejik müdahaleler olarak da okunmalıdır. Zira tekçi, ırkçı ve militer ulus-devlet aklının egemen olduğu bölgede, halkları ve inançları eşit yurttaşlık temelinde bir arada tutabilen yegâne somut model, QSD öncülüğünde Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilmişti. Bu model, yalnızca DAİŞ gibi cihatçı yapılara karşı değil, aynı zamanda emperyal dizaynlar, otoriter rejimler ve kimlikler üzerinden üretilen sürekli çatışma siyasetine karşı da alternatif bir yaşam ve siyaset hattı sunuyordu.

Kuşatma, coğrafyadan ibaret değil

HTŞ ve benzeri yapıların “devletleştirilmesi” yönündeki hamleler, tam da bu nedenle bölgede filizlenen çoğulcu ve özgürlükçü toplumsal sözleşmenin tasfiyesine dönük girişimler olarak değerlendirilmelidir. Bugün Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelen baskı ve kuşatma, bir coğrafyadan ibaret değildir; halkların eşit, kadınların özne olduğu ve silahın gölgesinde dahi barışı mümkün kılan bir siyasal ihtimalin hedef alınmasıdır. Bu saldırılar, Kürtlerde topyekun bir direnişin de kodlarını yeniden harekete geçirdi. Dört parça Kurdistan başta olmak üzere Kürtlerin yaşadıkları her ülke ve şehirde bizler, Kürtlerin bir halk olarak ortak tepki ve duruşlarını görüyoruz.

Türkiye’nin koordinasyonunda, uluslarası güçlerin de açık destek ve lojistiği ile İslamcı çetelerin saldırılarına karşı dört parça Kurdistan başta olmak üzere dünyanın dört bir tarafından; Almanya'dan Fransa'ya, İskoçya'dan İngiltere'ye, Norveç'ten İsviçre'ye, İspanya'dan Hindistan'a, Amerika ve Avustralya’ya birçok ülkede alanlara çıkan Kürt halkı ve dostları, Rojava'ya yönelik soykırım saldırılarını gece gündüz protesto etmeye devam ediyorlar.

Bütün Kürtlerin tek sloganı

Saldırıların derhal durdurulmasını isteyen Kürtler ve dostları, eylemlerde, “Rojava özgürleşene kadar her gün alanlardayız” mesajını vermeye devam ediyor. Uluslararası güçlerin sessizliği ve çetelere desteği protesto edilirken, demokratik kamuoyuna Rojava direnişine sahip çıkma ve sivillerin korunması için harekete geçme çağrıları da devam ediyor. Zor ve çatışmalı bu süreçte Kürtler daha güçlü çıkacaktır. Zira artık farklı inanç, politik aidiyetlerini bir kenara koyarak bütün Kürtlerin en güçlü ve tek sloganı: Rojava, Kürdistan’dır!

Bu süreç, yalnızca bir direniş momenti değil, Kürtlerin tarihsel olarak parçalanmışlığını aşarak halklaşma temelinde ulusal bir bütünlüğü yeniden kurma iradesinin somutlaşmasıdır. Rojava etrafında örülen bu ortak duruş, Kürtlüğü etnik bir aidiyet sınırının ötesine taşıyarak, ortak hafıza, ortak kader ve ortak gelecek bilinciyle yeniden inşa etmektedir. Bugün Rojava’da savunulan yalnızca bir toprak parçası değil, Kürtlerin halk olarak kendilerini yeniden kurdukları, birlikte yaşamı, eşitliği ve özgürlüğü esas alan yeni bir toplumsal sözleşmedir. Bu nedenle Rojava, artık yalnızca bir direniş alanı değil, Kürtlerin halklaşarak ulusal bir varoluşa dönüştüğü, Ortadoğu’ya yeni bir yaşam ihtimali sunan tarihsel bir kurucu mekân haline gelmiştir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.