• Hemşire Zozan Eren ve eşi Orhan Eren’den 29 yıldır haber alınamıyor. Anne Dilber Eren, “Kemikleri bulunsa, mezar taşları yapılsa dahi yasım geçmeyecek. Ben bir anne olarak önce mezar, ardından ise barış istiyorum” diyor.

 

Kürdistan’da yakınlarını kaybeden binlerce aile için geçmiş, sonuçlanmamış bir arayış anlamına geliyor. Katliamlar, gözaltılar ve kayıpların ardından yıllardır yakınlarından haber bekleyen aileler, yaşadıkları acının yanı sıra hakikat ve adalet talebiyle mücadele ediyor.

Bu ailelerden biri de 29 yıldır oğlu Orhan Eren ile eşi Zozan Eren’in akıbetini öğrenmeye çalışan Dilber Eren. Hemşire Zozan Eren ve eşi Orhan Eren, 25 Eylül 1997’de Amed’in Licê ilçesinden Pasur’a gitmek üzere yola çıktı. Çiftin aracı, Angül Jandarma Karakolu’na yaklaşık 50 metre mesafede bulundu.

‘PKK’lilere ilaç gönderiyorsun’

Çiftin kaybolmasından önce Zozan Eren’in Kulp Kaymakamı tarafından makamına çağrıldığı ve kendi isteğiyle tayinini ilçeden aldırmasının istendiği aktarıldı. Kaymakamlıkta görevli iki polisin ise Zozan Eren’e, “Sen PKK’lilere ilaç gönderiyorsun, onun için gitmek zorundasın” dediği belirtildi.

Zozan’ın annesi Pembe Toprak, 26 Eylül’de Kulp Jandarma Karakolu’na başvurmak istedi. Ancak karakoldakilerin tatil olduğunu gerekçe göstererek başvuruyu kabul etmediği ve Pembe Toprak’tan pazartesi günü gelmesini istediği aktarıldı.

Pembe Toprak, pazartesi günü Kulp Savcılığı’na başvurarak çiftin kaybolduğunu bildirdi. Savcının da olayın yaşandığı bölgedeki karakolu arayarak bilgi almaya çalıştığı belirtildi.

Karakoldan savcılığa ise Zozan ve Orhan Eren’in PKK tarafından kaçırıldığı yönünde bilgi verildiği aktarıldı.

AİHM Türkiye’yi mahkum etti

Aile, davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. AİHM, 21 Şubat 2005’te Türkiye’yi “yaşam hakkının ihlali” nedeniyle mahkum etti. Daha sonraki süreçte, gözaltında kaybedilen Sadık ve Seyithan Ulusmaskan kardeşlerin yakınlarının kendi kayıplarını araştırırken Zozan ve Orhan Eren’in gözaltında tutulduğuna ilişkin bilgileri JİTEM elemanlarından duyduklarını aktardıkları belirtildi.

Mezarlık iddiası araştırılmadı

Yıllar sonra çiftin aracının bulunduğu bölgeye yakın bir alanda bir mezarlık tespit edildiği belirtildi. Avukatların başvurusu üzerine savcılığın ilk aşamada başvuruyu kabul ettiği, ancak daha sonra “güvenlik” gerekçesiyle mezarlık olduğu belirtilen alanda keşif yapılmadığı aktarıldı. Soruşturma dosyasının, dönemin Özel Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Lice Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği ve dosyanın halen Lice’de bulunduğu belirtildi.

Her gün onları bekledi

29 yıldır oğlunun ve gelininin akıbetini öğrenmeye çalışan Dilber Eren, ANF’ye konuşarak, geriye kalan iki torununu hem annesiz hem babasız büyüttüğünü söyledi: “O olaydan sonra kaç defa haber alırım, gelirler diye evlerine gittim. Kapılarını açık bıraktım ama hiçbir haber alamadım. Oğlum ve gelinim sanki hiç yokmuşlar gibi kayboldular, gittiler. Ben, gelirler diye her gün bir kapının, bir camın önünde onları bekledim. Onları bir gün olsun görmek için yaşadım, nefes aldım ama olmadı. Hâlâ en büyük talebim onları görmek.”

Barış, yas tutabilmektir

Zozan ve Orhan’ın akıbetine ilişkin bilgi alamadığı için yasını dahi tutamadığını ifade eden Dilber Eren, kayıpların bulunmasının kendisi için barışın da bir parçası olduğunu söyledi ve ekledi “Onları göremedim, ne olduğunu bilmiyorum. O yüzden hiç yas da tutamadık. Ben bir taşa dahi dokunup ağlayamadım. Benim bir mezarım dahi yok. Şimdi barıştan söz ediyorlar. Bana göre barış, yasımı tutmak ve bir mezar sahibi olmaktır. Benim sonsuz yasım içinde bir kemik dahi yok.”

‘Hesapları diğer dünyaya kalmasın’

Oğlunun ve gelininin başına ne geldiğinin ortaya çıkarılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını isteyen Diber Eren son olarak şunları ifade etti: “Benim gibi binlerce aile var. Kemikleri bulunsa, mezar taşları yapılsa dahi yasım geçmeyecek. Ben acı çeken bir anne olarak önce mezar, ardından ise barış istiyorum. Artık yaşamadıklarını biliyoruz, en azından bir mezarları olsun. Baktığım camdan yas tutacağım bir taşları olsun. Hesapları diğer dünyaya kalmasın. Ne olduysa açığa çıksın ve yapanlar cezalandırılsın.” AMED