Bariyerler neden duruyor?

Cumartesi Anneleri

Cumartesi Anneleri

  • Meclis Komisyonu’nun dinlediği Cumartesi İnsanlarından Maside Ocak ve İkbal Eren hazırlanan raporu eleştirerek, söylem ile sahadaki uygulama arasındaki makasa dikkat çekip “AYM kararlarına rağmen Galatasaray Meydanı’ndaki bariyerler neden hâlâ duruyor?” diye sordular.

ERDOĞAN ALAYUMAT/ İSTANBUL

Komisyon'da dinlenen Cumartesi Anneleri/İnsanları, zorla kaybedilenlerin akıbetine, sorumluların yargılanmasına ve kamusal bir yüzleşme sürecine ilişkin taleplerin metne yansımamasını eleştirdi.

Polis tarafından Mart 1995'te kaçırılan ve 58 gün sonra cansız bedeni bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, insanlığa karşı işlenen suçlarda cezasızlığın bir devlet pratiği olduğuna dikkat çekti. Ocak, “Bir devlet geleneği olarak, işlenen insanlığa karşı suçların her zaman üstünün örtüldüğünü ya da örtülmeye çalışıldığını biliyoruz. Komisyon'a giderken taleplerimizi net bir şekilde anlattık” dedi. Ocak, en temel beklentilerinin hakikatin ortaya çıkarılması olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Beklentimiz; en azından bir hakikat komisyonu kurularak yıllardır varlıkları inkar edilen kayıplarımıza ulaşılabilmesi ya da en azından bu kayıpların kabul edilmesiydi. Akıbetlerinin açıklanması ve suçluların cezalandırılmasına dönük girişimlerde bulunulmasını taleplerimizde belirtmiştik.”

Raporda AİHM ve AYM kararlarına uyulmasına dönük bir söylemin öne çıkarıldığını, ancak bunun sahaya yansımadığını belirten Ocak, “AİHM ve AYM kararlarına uyulması için bir düzenlemeye gerek yok. AYM kararlarına rağmen Galatasaray Meydanı’ndaki bariyerler neden hâlâ duruyor? Biz yine bu bariyerlerin önünde, 10 kişi sınırlamasıyla açıklamalarımızı yapıyoruz. İnsanlar ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerinden ya da yazdıklarından dolayı hâlâ tutuklanıyor.  ‘Kayıplarını sadece 10 kişi arayabilir’ diyorlar. Dolayısıyla hazırladıkları rapora kendilerinin de uymayacağını bir anlamda tescillemiş oldular. Oysa bu rapora ‘evet’ diyenlerin her biri, AYM ve AİHM kararlarına uyulması için ek bir karara gerek olmadığını söylemişti.”

Devlet yaptıklarıyla yüzleşmeli

Devlet güçlerince 21 Kasım 1980’de gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren ise 45 yılı aşkın süredir ağabeyinin akıbetini öğrenmek için mücadele ediyor. Eren, Komisyon'a bu ağır hakikatle gittiklerini belirterek, şöyle konuştu: “Komisyon toplantısına bir beklentiyle gitmedim ama gerçekten ben 45 yıldır bu acıyla, bu hakikatle yaşıyorum. Yaşadıklarımızı orada anlattık. Aslında biz onlara yardımcı olmaya gittik de fark etmediler herhalde. Devletin ayıbını açığa çıkarsınlar istedik. Bu konuda onlara yardımcı olmaya gittik ama onlar bu yardımı kabul etmedi; demek ki görmediler. Bizi dinledikçe ağladılar, sızlandılar. Sanki ilk defa duyuyormuş gibi, bu ülkede insanlar devlet tarafından kaybedilmemiş gibi, ilk defa yüzleşiyorlar gibi ‘yanınızdayız’ dediler. Peki bu rapora ‘evet’ dediklerinde vicdanları sızlamadı mı? Eğer vicdan sahibi insanlarsa o gün gerçekten hakiki bir şekilde gözyaşı döktüyseler bu rapora nasıl ‘evet’ dediler? O nedenle eğer devlet kendi ayıbıyla yüzleşmezse, o karanlık günlerin aydınlığa çıkmasını istemezse ne barış olur ne de demokrasi.”

Niye o raporda yer almıyor?

Komisyon raporunda kendilerine dair sadece 'dinlendi' ibaresi olduğuna dikkat çeken Eren, tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “O zaman bizi dinlemeseydiler. Biz zaten Galatasaray Meydanı’nda her hafta kendimizi dinletiyoruz. Bunun için zahmet edip bizi oraya çağırmasaydılar. Yani gerçekten bu Komisyon barış istiyorsa, demokrasinin yeniden inşa edilmesini istiyorsa yüzünü Galatasaray Meydanı’na dönmek zorunda. Açsınlar o günkü sunumları, yeniden izlesinler; bu ülkenin halini, ahvalini görsünler. AİHM kararlarını uygulamak bir lütuf gibi sunuluyor; bunun için rapora gerek yok. Ama esas raporda olması gereken şey, gözaltında kayıplarla yüzleşmektir. Bunun için nasıl bir plan yapılması gerekiyor, nasıl bir program hazırlanması gerekiyor; biz bunu da sunduk, taleplerimizi ilettik. Bu talepler doğrultusunda ne yapacaklarını raporda belirtmeleri gerekiyordu. Yoksa Anayasa Mahkemesi kararları zaten uygulanmalı. Esas olması gerekenler niye yok o raporda, bunu sormak lazım.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.