Barzaniler Kürt mü?..

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

12 Şubat 2021 Cuma - 23:37

  • Türk savunma bakanı general Hulusi Akar, Türk ordusunun işgal amaçlı olarak, 10 Şubat gece yarısı, Başûr’daki Garê tepelerine düzenlediği hava saldırısı ve ardından gelen indirme hamlesi için, “dost ve müttefiklerle ortak koordine“ diyordu.

 

Türklerin karlı dağlara bu hamlesi, Kürtlerin kökünü kazıyıp yer yüzünden silme proğramının bir devamıydı. Onlara “dost ve müttefik“ olarak hizmet verenler de, tıpkı AKP-MHP Kürtleri, dün sokaklarda, Türkler safında satırla Kürt doğrayan, kaçırdıklarını telle boğan, bugün Hüda-par adıyla faaliyet yürüten Hizbullah gibi “biz Kürtler“ diyorlardı. Hatta en has Kürt benim demek için, “şal u şapık“ giyiyor, başlarına da sarık sarıyorlardı.

Ama “şekilde görüldüğü“ üzere, demekle olmuyordu. İnsan oğlu, kimin ne olduğunu anlamak için, söze, slogana değil “amele“, duruşa, gördüğü işleve, yaptığı hizmete, en önemlisi kimin saffında olduğuna bakıyordu.

Barzaniler, bu durumda Kürt mü? Kendileri öyle diyorlar. Ama, ne yaptıklarını ben size, kendi belgeleriyle anlatayım. Ne olduklarına, siz karar verin.   

Hikayemize baştan başlarsak,  Barzan topraklarını da çiğneyen Şeyh Ubeydullahê Nehrî, 1880’lerin sonlarına doğru, Kürt ulusalcı lider olarak, Kürtlerin bağımsızlığı için, İran içlerine yürürken, bir-iki çul-çaputtan ibaret bütün mal varlığını eşeğe yükleyip peşi sıra o diyar senin, bu köy benim dolaş “Dewreş“ ailesi, Barzan mıntıkasındaydı. Köy meydanları, yayla ortalarında tef (def) çalıp kasideler söyleyerek, karşılığında topladıkları (parse) yiyeceklerle günlük yaşıyorlardı. İsimsiz, aşiretsiz, küçücük bir aile idi.

Ancak def çalıp kaside söyleyen genç, Barzan evlenince, ilk defa bir yere ait, yani “Barzanlı“ anlamında, “Barzani“ oldular.

Mesud Barzani, “Barzani“ adındaki kitabında ailesinin seceresini böyle anlatıyor.

Ancak aile yoksuldur. Koyun sürüleri otlağı Barzan’da onların bir keçileri de yoktur. Ama, erkekleri “gözü kara“,  bölge ise Kürtlerin “cerd“ dedikleri “talan“ yatağı, aşiretler arası savaşını bir unsuru idi.

Kendine güvenen aşiret, gün aydınlığında “cerd“e çıkıp düşman aşiretin köyünü, köylerini yağmalayarak, göstere göstere sürülerni de önlerine katıp kaçırarak büyük bir savaşı başlaıyorlardı.

Ama, Barzanilerin kimsesi yoktu. Onlar, işlerle geçimlerini arıyor, zamanla topladıkları „“cerdi“ler (ganimetçi“ ile büyüyor, böyle gide gide bazı aşiretleri de hüküm altına alarak güç oluyor, geçimlik yollarında mevcut otorite ile karşı karşıya geliyorlardı.

Bu aşamada, Kürtlük sloganlarına yer yoktu. Çünkü dost-düşman herkes Kürttü.  

Kürtlük, Kürt ulusalcılığının giderek yayıldığı 1940’larda kullanılmaya başlandı. Genç Mele Mustafa Barzani, sahip olduğu savaş deneyimleri nedeniyle 1946 yılında, Mahabad’da ilan edilen Kürdistan Cumhuriyetinin Genelkurmay Başkanı bile oldu. Ama o sırada, İran’da etkin bir güç olan Ruslar (Stalin yönetimi), İran’ın bu gencecik Kürt varlığına saldırması, için, önünü açınca, Barzani bir varlık göstermeden ortadan çekildi. Sonra, adamlarıyla birlikte Rusya’ya gitti.

Sonraki süreçte Barzaniler, o kadar çok Kürt‘tü ki, adeta kendilerinden başka hiç bir Kürt hareketine nefes aldırtmıyorlardı. İranlı Kürtlerin (İran Kürdistan Demokrati) başkaldırısını bastırmak için, Şah’ın yanında yer aldılar. “Başarılar“ ve dolayısıyla afferinler kazandılar. Sonra, Irak’la birlik olup bağımsızlık cephesi açan Avukat Celal Talabani güçleriyle savaştılar.

Kuzey’in bağımsızlık mücadelesini başlatmak üzere, Başûr‘a giden iki genç Kürt lider Sait Kırmızıtoprak ile Sait Elçi yürüyüşün başında ortadan kaldırıldı.

Sonraki süreçte, Türklerle birleşerek PKK ile savaştılar. 1990’larda Köyleri yakılan, canlarına kasdedilen kuzeyli mültecilere kapılarını kapattılar. Bir su bile vermediler.

O insanlar daha sonra, BM tarafından Irak topraklarındaki Mahmur’a yerleştirildiler. Ve Barziler, Türkler adına orayı da muhasara altında tutuyor.

Rojava Kürtleri, 2012 yılında, kendilerini savunmak için örgütlendiler. Gelişen zaman içinde, IŞİD Türklere vekaleten Kürtlere savaş açınca, Barzaniler de kendine düşeni yaparak, Rojava’ya ambargo uygulamaya başladı. Türklerin eğitip alana saldığı Hewlêr merkezli Roj Peşmergeleri, bu süreçte oluşturuldu. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Efrîn’de Kürtlerle savaşacak, “Kürt etiketli“ Gurkaları teftiş etmiş, afferinler sunmuştu.

Barzani Peşmergeleri, IŞİD’in ayak seslerini duyunca, silahlarını da bırakıp kaçmış,bundan sonra Şengal‘de katliamlar yaşanmış, Ezidi Kürt kadınları esir pazarlarında satışa çıkarılmıştı. Ulusal Kürt hareketi, ağır kayıplar verme pahasına alana girmiş, IŞİD’i kovmuştu.

Şengal ve yoktan var edilen Mahmur, şimdi Barzanilerin “dost ve mütttefiği“ barbarların tehdidi altında.  

Çok garip Türkler, Barzanilerin yönettiği toprakların işgalci efendileridir. Çünkü, Kürtlerin uğrunda ölüp kırıldıkları Başûr, altın tepsi içinde sunuldu. Hiç bir engel çıkarılmadan ve yol göstericilik yapılarak...

Ve kimileri hala “biz Kürtler“ diyebiliyorlar. Bunu da garipsememek gerek. AKP-MHP Kürtleri de kandırılıp dolandırılacak kişi avında, “biz Kürtler“ diyorlar..

Türklerle aynı safta yer alarak, Kürdistan davasının öncülerini, sokaklarda satırla doğrayan, kaçırdıklarını telle boğan Hizbullahın sivil ayağı Hüda-par şimdi bir ayağıyla Hewlêrde mukim ve “biz Kürtler“ diyorlar...

Ancak, bir notu eklemek istiyorum: Kürtlük ise eğer, Barzanilerin gırtlaklarını havaya dikip kurtlar gibi uludukları doğru değil, tevatürden ibarettir...

Bu yazıda, özetin özeti: Kürt olmayandan, Kürt tutum ve davranışı beklemek büyük yanılgıdır. Herkes kendi, “parsek“ler de kendi yoluna... 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.