• Ferhat Kurşun'un kardeşi Halime Kaplan, "Köyler yıkıldı, insanlar vuruldu, acı her tarafta feryada dönüştü. O da haksızlığa gelemezdi. Zaten bu yüzden katıldı. Uzun yıllar dağlarda kaldı. Ne olursa olsun onun da hayalleri vardı. İtiraz ediyordu, haksızlık olduğunu düşünüyordu ve kendisine bir yol seçti. Haklıydı” diyor.

GÜLNAZ DUMAN/PARİS

Son dönemde açıklanan şehadetlerin ardından kurulan taziyeler, yıllardır yakınlarından haber bekleyen ailelerle binlerce insanı yeniden yan yana getirdi. Kimi bir fotoğrafın önünde durdu, kimi yıllardır görmediği bir aileye sarıldı. Anneler, kardeşler, çocuklar yıllarca evlerin içindeki hikayeleri bu kez kalabalıkların arasında anlattı. Taziye yerleri yastan öte hatırlamanın ve sahiplenmenin mekanına dönüştü. Başları dik annelerin gözyaşlarını erteleyip evlatlarını anlattığı, bir ailenin hikayesinin diğerine karıştığı bu taziyelerde geçmiş yeniden hatırlanırken, bugüne ve yarına dair sözler de kuruldu.

Kimi hâlâ mezarının yerini bilmiyor, kimi son bir telefon konuşmasını hafızasında taşıyor. Kiminin bekleyişi yıllar sonra gelen bir haberle son bulurken, kiminin cenazesine ulaşma mücadelesi sürüyor. Bu izlerin peşinden Kaplan ailesinin kapısını çaldık.

Kimyasal silahla katledildiler

Ferhat Kurşun'un kardeşinin evindeyiz. Karşımızda bir fotoğraf, yanında kırmızı ve pembe karanfiller... Üç kadın birbirimize sokulmuş, geçmişi konuşuyoruz. Zaman zaman susuyor, iç çekiyoruz. Şehit Ferhat Kurşun, evdeki adıyla Mehmet Kaplan, 1977'de Sêrt’te doğdu. Ailesinin anlatımına göre 1991 yılında, 14 yaşındayken İstanbul'dan ayrılarak Kürt hareketine katıldı. 16 Ocak 2003'te, Amed'in Apê Mûsa Alanı olarak anılan bölgesinde, beraberindeki 11 gerilla ile birlikte üç gün süren çatışmanın ardından kimyasal silahla şehit düştü. Aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yaptıkları başvuruda, çatışma sırasında kimyasal silah kullanıldığını ve tutanaklara “Çatışmada öldü” şeklinde geçmesi için cenazelerin ölümden sonra ateşli silahlarla tarandığını aktardı. Tanınmayacak durumda olan cenazeler önce karakolun önünde açılan çukurlara poşetler içerisinde konuldu. Cenazelerin teslimi de diğer ailelere ulaşılması ve onların da başvuruda bulunması şartına bağlandı. Aileler birbirlerine ulaştı. Günler süren girişimlerin ardından cenaze, herhangi bir yürüyüş ya da kitlesel buluşmanın önüne geçilmesi amacıyla gece yarısı teslim edildi.

Ferhat Kurşun(Mehmet Kaplan)

Kendisine bir yol seçti

Ferhat Kurşun'un kardeşi Halime Kaplan, abisini anlatmaya şu sözlerle başlıyor: “Anlatıyorum ama onu tarif edemem. Niye biliyor musun? Bana göre tarifi yok. Köyler yıkıldı, insanlar vuruldu, acı her tarafta feryada dönüştü. O da haksızlığa gelemezdi. Kendisini sorgulamaya başlamıştı. Zaten bu yüzden katıldı. Uzun yıllar dağlarda kaldı. On dört yıl çok uzun bir zaman. Ne olursa olsun onun da hayalleri vardı. İtiraz ediyordu, haksızlık olduğunu düşünüyordu ve kendisine bir yol seçti. Haklıydı.”

Ferhat Kurşun, İstanbul'dan amcasının oğluyla birlikte ayrılmıştı. Ancak amcasının oğlu, katılımdan yaklaşık bir ay sonra mayın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Aile, olayın nerede meydana geldiğini öğrenemedi.

Bir odamız hevallere

Halime Kaplan'ın çocukluk hafızasında İstanbul'daki iki odalı evlerinin ayrı bir yeri var: “Evimiz iki odalıydı. Bir odamız bize, bir odamız hevallere aitti. Onlarla birlikte yaşıyorduk. Neredeyse her hafta sonu baskın yaşardık. Hâlâ İstanbul'a her gittiğimde o eve mutlaka uğrarım. O sokağa gittiğimde merdivenlerin önüne gelir, bakar, sonra otururum. Sanki yine onun işten dönmesini beklerim. Beni bakkala götürüp sevdiğim şekerlerden alsın diye...”

Ferhat Kurşun'un katılımından yaklaşık üç yıl sonra aile onun izini sürmeye başladı: “Ben dokuz yaşlarındaydım. Annem, babam ve ben dağları aştık. O yolu sana nasıl anlatayım... Bir milisin evine gidene kadar neredeyse her birkaç metrede bir gerillalarla karşılaşıyorduk. Yaklaşık iki hafta o dağ yollarında kaldık. Belki bu akşam geçerken uğrar, biz de görürüz diye yol üzerindeki yerlerde bekliyorduk. Onu gördüğümüzde aslında yaralıymış.”

Birbirimize kenetlenmeliyiz

O buluşmadan Kaplan'ın hafızasına kazınan bir başka sahne daha var: “Yolda karşılaştığımız bir gruptaki arkadaşların kıyafetleri çok yıpranmıştı. Ayakkabıları çok eskiydi. Annem ise abim için eşya getirmişti. Bunları abime uzatırken, ‘Oğlum, içimde kaldı. Bir grup gördüm, durumları böyle böyleydi’ dedi. Abim bir anda çok kızdı: ‘Sen niye çıkarıp onlara vermedin? Benimle onların ne farkı var? Hallerini görüyorsun, onlara vermiyorsun da buraya kadar bana getiriyorsun.’ Çok üzülmüş, çok kızmıştı. O halini hiç unutamıyorum. İşte biz şehit ailelerinin de birbirine öyle kenetlenmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Okumamı istiyordu

Yıllar içerisinde telefon görüşmeleri çok azdı. Kaplan'ın hafızasında kalan konuşmalardan biri ise abisinin eğitim konusundaki ısrarını gösteriyordu: “Bir gün aradığında, o kısacık zamanda bile okuyup okumadığımı sordu. Çalışıyordum ama kırılmasın diye, Emin beni okutuyor dedim. Sonra, Seni çok özledim, ben de yanına geleceğim dedim. ‘Özlemini bir güne sakla ama şimdi oku’ dedi.”

Günler süren bekleyiş

Ferhat Kurşun'un şahadetinin ardından aile için başka bir mücadele başladı. Kaplan, cenazeyi almak için yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Cenazemizi vermiyorlardı. Annem gitti ve 'isterseniz beni burada kurşuna dizin, ben cenazemi burada bırakmam’ dedi. Karakolda bu kez üç aile daha bulmamız gerektiğini, aksi halde cenazeyi vermeyeceklerini söylediler. Gittik, onları da bulduk. Dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu orada gördük. Arkadaşlardan birinin yakını olan kadın cenazeyi görünce çok kötü olmuştu. Annem ona, ‘Düşmanın karşısında ağlama. Zılgıt çek. Bizim evlatlarımızı bu hale getirenleri sevindirme’ diye kızmıştı.”

Yaşıyor...

AİHM başvurusunda kullanılmak üzere ambulansta çekildiğini söylediği fotoğraflarla ise Kaplan, yıllar sonra karşılaşmış: “Fotoğrafları eve getirip annemin sepetine koymuştuk. Ağlamaktan göz pınarları kurudu derler ya, annem gerçekten öyleydi. Ben ise o fotoğraflara hiç bakmamıştım. On sekiz yaşlarımdaydım. Bir gün sandığı açıp baktım. O anı, gördüklerimi sana anlatamam. Sonrasında üç ay psikolojik destek aldım. Günlerce rüyalarımdan çıkmadı. Rüyalarımda hep, yaşıyor, yaşıyor, niye gömüyorsunuz, diye bağırıyordum.”

Halime Kaplan, abisinin şiirler yazdığını da sonradan öğrendiğini söylüyor: “Bir hevalin şehadetini anlatıp şiire çevirmiş. Arşivde olduğunu söylediler. Gidip bütün şiirlerini almak istiyorum. Çok merak ediyorum. İstediği tek bir şey vardı. ‘Okuyun' derdi. Büyük oğluma da onun ismini verdim.”

Xebat'tan haber yok

Sohbete katılan aileden bir başka isim de kayıplarını anlatıyor: “Harekete ilk katılanlardan olan amcam Bahadır Türkan (Xebat), Erzurum'da şehit düştü. Hâlâ cenazesi yok. Gidip ağlayabileceğimiz, yasımızı tutabileceğimiz bir mezarı da yok. Şehit düştüğünü tesadüfen haberlerden öğrendim.”

Aile, AİHM'ye yaptıkları başvurudan yıllardır sonuç alamadıklarını söylüyor: “Bunun bedelini kimse ödeyemez. Ama bundan sonraki süreçte adalet çerçevesinde bir yüzleşme olursa, en azından benzer şeylerin önüne geçilebilir.”

Barışırız ama unutmayacağız

Kaplan, bugün geçmişe baktığında acının hâlâ aynı yerde durduğunu ancak geleceğe ilişkin beklentisinin yeni ölümlerin yaşanmaması olduğunu söylüyor: “Ben abimi geri getiremem. Olan oldu. En azından bundan sonra bunlar yaşanmasın. Acımızın tarifi yok. Biz bağışlarız, barışırız ama unutmayacağız. Hep gözümüzün önünde olacak. Onlardan bize kalan hatıraları, son bakışları, son sarılmaları... Biz bunlarla kendimizi avuttuk ve yaşamaya devam edeceğiz.”

Kaplan, KOMAW'ın düzenlediği anmalara katılmaya çalıştığını belirterek bir isteğini de şöyle dile getiriyor: “Arkadaşlar kabul ederse, 11 komutan arkadaşıyla birlikte şehit düşen abimin de hepsiyle birlikte anılmasını istiyorum.”