Bağdat'taki toplantı sonrası gözlerin bir kez daha çevrildiği Şengal'de Halk Meclisi Eşbaşkanı Azad Hüseyin'le konuştuk:

  • Irak devleti; Êzîdîleri kendi kültürleriyle, iradeleri ve kadim ruhlarıyla öz yurtları olan Şengal'de kabul etmek zorundadır. Eğer Irak Êzîdîlerin varlığını kabul ederse, bizler de Irak ile bütünleşmeye karşı değiliz.
  • Şengal’de varolan askeri güçlerin ve siyasi iradenin, oluşacak bu yeni statü içerisinde Êzîdîlerin siyasi iradesi olarak tanınmasını talep ediyoruz. Şengal’de artık dış güçlere itimat ve inanç kalmamıştır.
  • Irak genelinde tek bir Êzîdî hâkim dahi yoktur. Askeri komuta kademelerinde tek bir Êzîdî bulunmamaktadır. Eğitim kulvarında Êzîdîlerin kendi okullarında öz dilleriyle eğitim görebilecekleri bir hak tanınmamıştır.

GÜLCAN DERELİ /ŞENGAL GÜNCESİ-1

Azad Hüseyin, Şengal Tilizêr'li bir öğrenciydi. Fermandan önce hayalleri başkaydı, fermandan sonra başka... Şengal'e biraz kişisel bir dertle de gidiyorum. Hep hayalimde kurdum durdum. Bu efsanevi yeri görmek hep destansı geldi... Öyle de oldu, hayalim ile gerçeklik arasındaki açı kesişti... Şengal Dağı'nda hayalimdeki ufka baktım, biraz kederli gözlerle... Bu destansı coğrafyaya yolculuk ederken hayatı değişen, 3 Ağustos 2014'ten sonra yeni bir gerçekliğe uyanan sayısız Êzîdî gördüm, onları dinledim, bir rüyadan uyanır gibi yeni bir gerçekliğe uyanan Êzîdîlerle karşılaştım... Onlardan biri işte Azad Hüseyin... O bir öğrenci iken karşılaştığı fermandan bir halk meclisi eşbaşkanı olarak çıkar. Şengal Halk Meclisi Eşbaşkanı Azad Hüseyin ile Irak hükümetinin son yaklaşımlarını, Şengal ve Êzîdîlerin beklentilerini, Şengal'in eşsiz coğrafyasının tanıklığında konuştuk.

Şengal için nasıl bir statü gereklidir? Êzîdîler, haklarının yasal bir çerçevede tanınması için ne istiyor?

Êzîdîlerin hak ve hukukunun tanınması şarttır. Ferman öncesi dönemi örnek verecek olursak, o vakit var olan savunma güçlerinin Şengal toprağını ve Şengal coğrafyasını korumadıklarına bizzat şahit olduk. Tam da bu sebepten bugün diyoruz ki: Şengal’de varolan askeri güçlerin ve siyasi iradenin, oluşacak bu yeni statü içerisinde Êzîdîlerin siyasi iradesi olarak tanınmasını talep ediyoruz. Êzîdî halkının savunması bizzat kendileri tarafından yapılmalıdır, Êzîdîler kendilerini dışarıdan birilerinin korumasına artık ihtiyaç duymamaktadır. Bu nedenle Êzîdîler özsavunmalarını kendileri üstlenmek istiyor. Basın ve yazılı yayınlar vasıtasıyla da defalarca vurguladığımız gibi, Necef’ten, Kerbela’dan yahut diğer vilayetlerden birilerinin gelip Êzîdîleri korumaya kalkışması, Êzîdîlerin bu aşamada kendi varlıklarını idame ettirebilmelerini son derece güçleştirecektir. Bu yüzden Êzîdî askeri güçlerinin kendi savunmasını yapmasını istiyoruz. Şengal’de artık dış güçlere itimat ve inanç kalmamıştır. İşte bu sebeple; askeri boyutta Êzîdî askeri kuvvetlerinin tanındığı, siyasi boyutta Êzîdî siyasi iradesinin kabul gördüğü, kültürel boyutta ise Irak’taki diğer tüm bileşenler gibi Êzîdî kültürünün ve varlığının resmiyet kazandığı bir statü elzemdir. Yıllardır yürüttüğümüz bu meşakkatli çalışma, verdiğimiz ağır bedeller ve uğruna canlarını feda eden şehitlerimiz, hep bu çizginin yol ve yöntemi esasına dayanıyordu. Şengal statüsünden ve Şengal’in hak ile hukukunun tanınmasından kastettiğimiz o kutlu yürüyüşün ana unsurlarından biri de işte buydu.

Şengal’in mevcut gerçekliğini nasıl tanımlamak gerekir? Irak'la bağı nasıl?

En başından beri ifade ediyoruz: Şengal, Irak’ın dışında veya uzağında bir parça değil; öz ve öz Irak’ın bir parçasıdır. Fakat ne yazık ki üzülerek belirtmek gerekir ki, Irak hükümeti ve Irak yönetimini elinde tutan şahsiyetler; Şengal’i gerek coğrafi ve stratejik boyutuyla, gerekse Êzîdîlik gibi farklı bir inanç kimliğiyle ele almamıştır. Burada derin bir eksiklik, bir hata ve bir anlayışsızlık mevcuttur. Nitekim Irak devlet yönetimi kademelerindeki bazı kişilerin yaklaşımı yüzünden çeşitli sorunlar, engeller ve çelişkiler baş göstermektedir. Oysa Irak’ın bu kabullenmeyi göstermesi, başta Şengal’dekiler olmak üzere orada yaşam süren tüm bileşenlerin hak ve hukukunu Êzîdîlere teslim etmesi gerekir. Neden bundan bahsediyoruz? Çünkü Êzîdîler bu topraklarda 74 kez soykırımla, 74 kez katliamla yüz yüze geldi. Bugün dahi Şengal topraklarında 90’dan fazla toplu mezarın varlığından söz ediyoruz. Ve ne acıdır ki günümüzde bile o aziz şehitlerin kemikleri henüz topraktan çıkarılabilmiş değildir.

İşte bu yüzden, Êzîdîlerin hak ve hukukunu stratejik bir zeminde ele almak durumundayız. Irak devleti; Êzîdîleri kendi kültürleriyle, varlıklarıyla, iradeleriyle, öz güçleriyle ve kadim ruhlarıyla kendi öz yurtları olan Şengal üzerinde bu şekilde kabul etmek zorundadır. Êzîdîler ve Şengal halkı da kendilerini hiçbir zaman Irak toprağının dışında görmemiştir. Irak, Êzîdîlerin varlık kimliğini kendi bünyesinde kabul etmeli; Êzîdîler de demokratik bir Irak’ı bu esas üzere benimsemelidir.

Bizler entegrasyondan, bütünleşmeden söz ediyoruz fakat Irak, Êzîdîlerin haklarını korumuyor; kendi öz gücüyle örgütlenmiş olan Şengal’i tanımıyor. Irak halen Şengal’i, Şengal’in haklarını ve Şengal Meclisi'ni inkar etme ve tanımama tutumunu sürdürüyor.

Bu durum karşısında sizler Êzîdî toplumu olarak, Şengal olarak ne yapacaksınız, nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Hakikaten tam yerinde bir soru. Önümüzdeki hassas safhalardan, çok kritik süreçlerden bahsedecek olursak; şimdiye dek çok kritik dönemlerden geçtik. Bizim Şengal tabiriyle söyleyecek olursak, üzerimizden nice kara bulutlar geldi geçti. Fakat burada çelikleşen bu irade, vücut bulan bu öz güç, direnişten ve mücadeleden asla vazgeçmedi; aynı çizgi ve kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

Şengal’in içinde, Irak dâhilinde Êzîdîlerle, Şengal’le ve Halk Meclisi ile ilgili var olan her bir sorunu diyalog yoluyla, Irak makamlarıyla çözmeye tamamen hazırız. Çünkü Êzîdîler her şeyin farkında. Êzîdîler Irak bünyesinde ne birinci ne de ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektedir; adeta Irak’ın birer yurttaşı değilmişçesine hak ve hukukları yok sayılmıştır.

Buna dair birkaç somut örnek vermek istiyorum: Mesela yargı boyutunu ele alalım; koca Irak genelinde tek bir Êzîdî hâkim dahi yoktur. Askeri komuta kademelerinde yer verilen tek bir Êzîdî bulunmamaktadır. Eğitim kulvarında Êzîdîlerin kendi okullarında öz dilleriyle eğitim görebilecekleri bir hak tanınmamıştır. Êzîdî kültürü Irak dâhilinde resmiyet kazanmamış, Êzîdîlerin hak ve hukuku her alanda gasp edilmiştir.

İşte bu noktada entegrasyon meselesine gelelim: Irak ile nasıl bir entegrasyon mümkün?

Eğer Irak devleti Êzîdîlerin varlığını; idari alanda, siyasi iradede, askeri teşkilatlanmada ve kültürel boyutta kabul ederse, bizler demokratik bir Irak ile bütünleşmeye asla karşı değiliz. Bağrındaki tüm mevcudiyetleri ve bileşenleri her yönüyle tanıyan hakiki bir Irak ile bütünleşmekten imtina etmeyiz. Yürüttüğümüz mücadelenin temel esası da işte bu zemine dayanmaktadır. Eğer Irak çözüme ulaşmak istiyorsa; Şengal’in askeri öz gücünü, ödediği ağır bedelleri, maruz kaldığı katliamları ve Şengal Dağı’ndaki o aziz şehitliği görmek mecburiyetindedir. Orada yatan yaklaşık 400 insan, sırf Irak toprakları uğruna şehit düşmüş; Irak coğrafyasını savunmuş ve onun adına savaşmıştır. Bu topraklardan çıkan nice yiğit ve kahraman şervan, Reqa’dan Baxoz’a ve Tabqa’ya kadar her karışta direnmiş; Irak’ın onurunu ve şerefini yeniden tesis etmek, esir alınan kadınları ve çocukları özgürleştirmek uğruna can vermiştir. Irak’ın bu hakikati idrak etmesi gerekir.

Bizler burada Şengal olarak kendimizi her şeyin üstünde tutmuyoruz; 'her şey bizden ibarettir' demiyoruz. Bizler diyoruz ki; Hak ve hukukumuz verilmeli, bizler Irak yurttaşıyız ve insanca yaşama hakkımız tanınmalıdır. Irak Anayasası’nın 125. maddesinde Özerk Yönetim hakkından bahsedilmektedir. Bizler de Özerk Yönetimi talep ettik ve bu değişim-dönüşüm uğruna mücadele verdik. Geçtiğimiz yıl gerçekleşen kongrede Şengal Özerk Yönetim Meclisi, Şengal Halk Meclisi’ne dönüştü. Bizler müzakereye hazırız; zira bizim için isimlerin bir önemi yoktur. Bizim için mühim olan, Êzîdî iradesinin Irak dahilinde meşru ve kanuni bir biçimde tanınmasıdır. Tanındığı takdirde bütünleşiriz; fakat tanınmadığı takdirde Êzîdî halkı mücadeleye devam edecektir.

Peki neden Êzîdîler bu kadar kendini yönetmekte ısrar ediyor?

Tüm dünya çok iyi bilsin ki Êzîdîler artık 2014 öncesindeki o çaresiz halk değildir; kimsenin kontrolü altında sağa sola savrulacak bir toplum hiç değildir. Êzîdîler kendilerini eğitti, bilinçlendi, öz askeri güçlerini kurdu; en zorlu zamanlarda kendi kurum ve müesseselerini inşa etti. Êzîdîler kendilerini yönetmek için dışarıdan birilerinin gelmesine ihtiyaç duymamaktadır; Êzîdîler kendi kendilerini yönetmelidir. Peki neden Êzîdîler kendi kendilerini yönetmelidir? Çünkü vaktiyle Êzîdîleri yönetmeye kalkanlar, tehlikeli anlarda Êzîdîlere sahip çıkamamıştır. Yaşanan soykırım ve katliamların ardından Êzîdî halkı, meşru ve kanuni çerçevede kendi hak ve hukukunu talep etmektedir.

Pek çok ülke, uluslararası kurum ve insan hakları örgütü bu fermanı soykırım olarak kabul etti. Sizce Irak bunu neden tanımıyor?

Irak, şu ana dek Êzîdî Soykırımı'nı resmi olarak tanımış değildir. Ne Irak merkezi yönetimi ne de Kürdistan Bölgesel Parlamentosu bunu tanıdı. Belki toplu mezarlar veya cenazelerin çıkarılması gibi münferit hususlarda bazı temaslarda bulundular, o kadar. Eğer Irak bu soykırımı resmen tanırsa Êzîdîlere karşı büyük bir borç ve yükümlülük altına girecektir; işte sırf bu yüzden ikrar etmekten kaçınmaktadır. Çünkü tanıdığı takdirde Êzîdîlerin hak ve hukukunu eksiksiz biçimde teslim etmek mecburiyetinde kalacaktır. Kabullenmemelerinin temel sebebi budur. Yeni hükümet kanadında, Zeydi yönetimi ile birlikte Êzîdîlerin akıbetinin ne olacağı meçhuldür. Bu misali verme sebebim şudur: Şimdiye kadar gelip geçen hükümetler geçici mahiyetteydi ve Irak’ı başka devletlerin vesayeti ile kontrolü altında yönettiler. Bu sebeple de Irak, Êzîdî Soykırımı'nı kabullenme iradesi gösterememektedir. Buna verebileceğim en somut misal Türkiye devletidir. Şengal zaten bir soykırımdan geçti; fakat 2024 yılına dek Türk uçakları Irak sınırları içerisindeki pek çok noktayı hedef almaya devam etti.

Êzîdîlerin talepleri dikkate alınmadan Şengal üzerinden yapılan görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsrail ve İran savaşı başladığından bu yana Irak’ta siyasi ve askeri alanda önemli değişimler yaşanıyor. Şengal hem stratejik hem de inançsal açıdan önemini koruyor. Bu gelişmelere paralel olarak Şengal üzerinde bazı riskler var ve uzun süredir çeşitli planlar yapılıyor. Ali Zeydi başkanlığındaki yeni hükümetle birlikte silahsızlanma üzerine bir gündem oluştu. Alandaki savunma gücüyle ilgili merkezi hükümetle bazı girişimler oldu. Bölgede özellikle YBŞ-YJŞ, Asayişa Êzidxanê ve ferman döneminde DAİŞ’e karşı savaşmış bazı Êzîdî askeri grupları mevcut. Aslında Şengal Irak’ın onurunu ve toprağını da korumuştur. Irak hükümetinin bunu çok iyi bilmesi gerekir.

Geçtiğimiz günlerde Irak’ın başkenti Bağdat’ta Genelkurmay Başkan Yardımcısı ve Genel Komutanlık Ofisi Direktörü (Korgeneral Abdulemir Şemmeri) başkanlığında Şengal ile ilgili bir toplantı düzenlendi. Birçok askeri güç ve şahsiyet o toplantıda hazır bulundu. Şengal’i doğrudan ilgilendiren toplantılarda Şengal temsilcilerinin yer almaması ne anlama geliyor? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğer bir toplantı Şengal hakkında yapılıyorsa ve kararlar alınıyorsa, Şengal temsilcilerinin ve halkının bizzat orada hazır bulunmaları gerekir. Çünkü idari, siyasi ve askeri olarak kendi geleceği hakkında yalnızca Şengalliler karar verebilir. Yine şehit aileleri ve bu toprağın kurtarılmasında bedel ödeyenler söz sahibi olmalıdır. Irak’ın Şengal’e yaklaşımı da bu çerçevede olmalıdır. Şengal ve Êzîdîlerin görüşü veya onayı alınmadan verilen hiçbir karar kabul edilemez. Bizler yasal bir çerçevede demokratik entegrasyona hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu konuyu masada tüm ilgili kurumlarla tartışmaya, var olan diyalogları sürdürmeye ve büyütmeye açığız. Şengal’deki tüm sorunları çözen ilk tarafta olmak istiyoruz.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Şimdiye kadar birden fazla başbakan gelip gitti ancak Êzîdî göçmenlerin topraklarına dönüşünü hâlâ sağlayamadılar. Açıktan olmasa da Şengal’in güvenli olmadığını iddia ediyorlar. Şengal’i ve halkımızı sevmeyenler, bu tür propagandaları özel savaş yöntemleriyle yürütüyorlar. Sinûnê, Tilizêr ve diğer Şengal bölgelerinde yaşayan insanlarımız iyi bilirler ki; 2014 öncesinde ve sonrasında kurulan savunma güçleri ile özyönetim idaresi sayesinde Şengal, fermandan önceki döneme göre çok daha güvenlidir. Hatta Irak’ın en güvenli ve istikrarlı bölgesi Şengal’dir. Biz Şengal Halk Meclisi olarak bu duruma ilişkin kamuoyuna bir açıklamada bulunduk ve devlete de çözüme hazır olduğumuzu ifade ettik. Çözüm için elimizi uzatıyoruz; fakat şu da bilinmelidir ki Êzîdîler tarih boyunca hiçbir güce -ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar- boyun eğmemiştir. Êzîdîler asla teslim olmamıştır ve olmayacaktır da. Halkımızla dostluk kurmak isteyen herkese kapımız açıktır.

Not: Çeviride yardımcı olan gazeteci arkadaşım Sena Sindî'ye teşekkür ederim.