‘Bav û birakujî!..’

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

6 Kasım 2020 Cuma - 22:46

  • Gün, Kürt güzellemesi günü değildir. Methiye ile taşlık, kayalık yollar dümdüz caddelere dönüşmüyor, çünkü.

Kendinde güç vehmedene en büyük yardım ve paha biçilmez ulusal katkı, gerçekçi olmak, hakikatleri konuşmaktır. O nedenle kimse böbürlenip kurtarılmışlıktan söz etmesin. 50 milyonluk Kürt ulusu, hala ayağı prangalı köle, kolları bağlı esirdir. Ülke parçaları da işgal altındadır.

Bu ortamda, Kürtlerin evrensel düşmanının gazıyla, tüm Kürt halkına ait toprakları özel mülkiyetine geçirir gibi bir hevesle, egemenlerin egemeni olma havalarında “bav u birakujî” naraları atmak ise bütün bir geleceğe kara leke sürmektir.

Kimseyi “zem” etmek, küçümseyip aşağılamak istemiyorum. Ama gözle görülmeyen demirlerle prangalı köle, kolları bağlı esir kimileri, dost görünen Kürt soyu düşmanları tarafından Kürt ailesine saldırı için kışkırtılıyor. Töre, kaide, kural da bilmiyor, biliyorsa bile tanımıyor. Düşmanın fısıltısı ile kendini de baş edilemez görüyor. Bu kanı ile, Kürdistan’ın tekmil “porsipî” kadınları, başlarındaki apak laçıkları sıyırıp yerlere serseler bile, durdurulamaz derekede “bav û birakujî, mêrxasî” havalarında görünmüyor.

Oysa sebebi ne olursa olsun, akraba katli sülale boyu, alında ışıldayacak katran karasıdır. Kendi soyunun düşmanına hizmettir.  

50 milyonluk halk kitlesine hizmet ise eğer, kölelik zincirini kıracak güç birliğini sağlamaktır. Bir halkı kan davası ile ayrıştırmak değildir.

Kimse gerçeği bırakıp palavrayla avunması. Kürdistan’ın Güney parçası, göreceli olarak özerk, ama gerçek öyle değildir. Dört bir yanı işgal kule ve üsleriyle örülüdür.

Burada dün kölecilik ve esaret gözle görülürdü. Bu gün örtülü. Ama özde değişen bir şey yok.

Kölelik ve esirliğin çıplak halini ben, yıllar önce Kürtleri ayıran sınırda gördüm: Araplar kimyasal bombalar, uçak ve toplarla vurmuşlardı, Güneylileri. Yerleri, yurtlarında kopmuş Kürtler, can derdi ile Türk devletinin gölgesine sığınmaya koşuyorlardı. Aç, sussuz, kimileri don tutan havada yalın ayak, yarı çıplaktı.

Beri yandaki Kürtler, kardeşleri, pismam, dotmam, xal û xwarzî’lerine yardım edebilmek için, “taa” tutmuş gibi titreyerek yollara düşmüş, araçlarına, açlar için ekmek, üşüyenlere de battaniye doldurup sınır tellerine dayanmışlardı. Vurguna gelmiş akrabaları da tellerin öbür yanına yığılmışlardı.

Yüreğinden yaralı iki kardeş arasında, süngü takmış Türk askerleri:

“Tellere yanaşmak ve Peşmergelerin diliyle konuşmak yasaktır, lan...”

Peşmerge dedikleri, “binxet” Kürtleriydi. Türkler, onlara Kürt denmesini yasaklamıştı. Kürt dememek için, peşmerge diyorlardı. Askerler, ekmek uzatan ve almaya atılanlara dipçik darbeleri, inip kalkan kalaslarla püskürtmeye çalışıyorlardı.

Köle ve esir olmanın fotoğrafıydı, bu. Hiç bir zaman belleğimden silinmedi.

Bugün değişen ne? Aynı manzara, yıllar sonra Güney ile Rojava arasındaki sınır, köprüde tekrarlandı. Bu kez sınırdaş olan Güneyli ve Rojavalı Kürtlerdi. Türkler, bu kez Güneylilerin dostuydu ve dost Rojavalıya yardıma karşıydı.  Ama sopa sallayan, namlu doğrultan “kamufle” olmuş Türk askeri miydi, onu bilmiyorum.

Çok Müslüman, pek çok dindar, iktidardaki Türk lümpen çetesi, 2007 yılında Allahı ve söylemini inkar ederek, onun yarattığı Kürt kültürünü, yasaklıyor, “Kurdistan” isimli transit yolcuyu ve Kurdistan damgalı pasaport sahiplerini sınırdan geri çeviriyordu.

Bugün, Kürtlerin bayrağını gözden kaçırıyorlar. Kürt bayrağı ağızları ve medyalarında.

Ve Güney yönetimi ile Türkler ortak güvenlik toplantısı yapacak kadar iç içe dostturlar. Görünüş bu. İçinde, kim kime diş biliyor, o da belli...

Kimse bana “mêrxas”lık yapmasın. Topraklarında işgal “kalekollar”ı ve savaş pistileri sıram sıram ise eğer özgür değilsin kardeşim.

“Birakujî” veya “bav û birakujî” düşmana sadece, yardım adı altında her yana yerleşip, son darbeyi vurma olanağını sağlar. Bunun için çalışıyor, “bav û birakujî” ateşine benzin döküyorlar.

Oysa yarın, şu ya da bu şekilde, kaçınılmaz olarak başka türlü olacaktır. O zaman, entrikacı “dostlar” olmayacaktır. Kürtler, yüz yüze kayıplarının yasını tutacaklardır. Yurtlarına, halkın geleceğine verdikleri zararın toplamı ile...

Öte yandan, “bav û birakujî” olayı, kapanması imkansız, toplumun belleğinde süreki kanayan bir utanmazlık yarasıdır. Acısı ve utancı kuşaktan kuşağa geçiyor.

Ezdînşêr ile amcası Bedirhan Paşa olayının yarası, aradan geçen 250 yıla rağmen hala taze. Botan toprakları kanamaya devam ediyor. Şeyh Said kişiliğinde yapılanlar da unutulmuyor..

Güneyliler de 1960’ların ilk yarısında İran Kürdistan’ı Demokrat Partisi Genel Sekreteri Sileman Muînî ve arkadaşlarına yapılanları çok iyi biliyorlar. O katlin karası, kimilerinin alnında ışıldamaya devam ediyor.

Kuzeylilerin, ilk mücadele ateşini Güneyde yakmaya çalışan Dr. Sait Kırmızıtoprak ile arkadaşı Sait Elçi cinayeti de “birakujî”nin unutulmaz kara lekelerinden biridir, bazılarının alnında.

Tarih kaydetti, kaydediyor bunları. Artık hiç bir şey gizli değildir. Saklı kalmıyor.

1990’larda, Türklerin de taraf olarak rol aldığı Güney’deki “birakujî” olayının çirkinliği ve kanlı yüzü, fedai Bêrîtan’ı anlatan filmle, geriden gelen kuşaklara anlatılıyor.

Kısacası birakujî, Kürtlerin gücünden güç koparmaktır. Düşmanın, Kürtlerin genel kurtuluşuna açılan birlik ruhunu, yeni kan davaları ile öldürmesidir. Köleci ve esir tutma çabalarını sür-git etmektir.

Herkes şunu bilmeli. Kürdistan toprakları, bütün Kürtlerindir. Bir Kürt’ün ötekine “çavreşî”lik yapması asla hoş görülemez. “Bav û birakujî”lik ise alkışlanamaz; sadece lanetlenir. Kürtler için gün, nihai kurtuluş için birlik günüdür. Şu ya da bu şekilde düşmana hizmet değil...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.