Bayık: Muhatap HDP’dir çözüm yeri de Meclis’tir

29 Eylül 2021 Çarşamba - 17:50

.

.

  • KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Türkiye'de kim Kürt sorununa ilişkin bir çözüm geliştirirse ne kadar eksikleri olsa da adım atmaları için destek verdiklerini belirterek, "Kürt sorununu dile getirenlere cesaret vermeliyiz ki adım atsınlar" dedi.

Muhataplık tartışmasının, anlamsız ve saptırma olduğunu söyleyen Eşbaşkan Bayık, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın yıllar önce “Kürt sorununun çözüm yeri Meclis’tir, muhatap HDP'dir” dediğini hatırlattı. Bayık, Öcalan’ın Meclis ve her şeyin yasal olması vurgusunun altını çizdi.


AKP-MHP iktidarının, PKK’yi bitirme siyasetine diğer partilerden de destek aldığını, ancak mücadeleyle bu tasfiye siyasetini boşa çıkardıklarını belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, CHP’nin bu yüzden Kürt sorununu gündemine aldığını söyledi. Bayık, meselesinin sadece seçim hesapları olmadığını kaydetti. 
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Stêrk TV’de yayınlanan özel programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı. "Şu an Türkiye'de Erdoğan sonrası hesaplar yapılmaya başlandı. Özellikle CHP Kürt sorununu dile getirmeye başladı. Sizce CHP'nin bu çıkışının sebebi nedir" şeklindeki sorusu üzerine, bazılarının CHP'nin seçim hesabı yaptığı için Kürt sorununu dile getirdiğini söylediğini anımsatan Bayık, bu hesaplarının da varlığı olasılığını yadsımadı ama meselenin sadece bu olmadığını söyledi. AKP-MHP iktidarının, ’PKK'yi yok edeceğiz, Kürtleri ortadan kaldıracağız, böyle bir sorun kalmayacak, yakın zamanda çözeceğiz' dediğini hatırlatan Bayık, şöyle devam etti: "Diğer partilerden de bunun için yardım istiyordu. Bu partiler de inandı ve bazen açık bir şekilde, bazen de susarak destek verdiler. AKP'nin PKK'yi bitireceğini, Kürt sorununu çözeceğini zannettiler ama bunun böyle olmadığını gördüler artık. PKK, mücadelesi ile tasfiye siyasetini boşa çıkardı. 

Adım atmaları için destek veririz

Kürt sorununun artık daha da büyüdüğünü gördüler ve CHP bu yüzden Kürt sorununu tekrar gündeme getirdi. Eğer AKP-MHP siyasetini boşa düşürmeseydik CHP Kürt sorununu gündeme getirmeye cesaret edemezdi. CHP geçmişten beri var, neden daha önce Kürt sorununu dile getirmiyordu? Kürt sorunu bugün mü ortaya çıktı? Hayır 100 yıldır var. Şunu da belirtmeliyim ki Türkiye'de kim Kürt sorununa ilişkin bir çözüm geliştirirse, ne kadar eksikleri olsa da bizler adım atmaları için destek veririz. Taktiksel yaklaşılırsa zaten ortaya çıkar, bugün anlaşılmasa yarın anlaşılır. Kürt sorununu dile getirenlere cesaret vermeliyiz ki adım atsınlar." 

Muhataplık tartışması anlamsızdır

"Türkiye'de son günlerde muhatap Rêber Apo mudur, değil midir diye bir tartışma yaratıldı" diyen Eşbaşkan Bayık, böyle bir tartışmayı "anlamsızdır, saptırmadır" şeklinde niteleyerek,  Kürtler için böyle bir tartışmanın olmadığını söyledi. Bazılarının bir şeyler söylediğine işaret eden Bayık, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın yıllar söylediği "Kürt sorununun çözüm yeri Meclis’tir, muhatap HDP'dir” sözlerini hatırlattı. Hatta Öcalan’ın HDP ile görüşüp AKP'nin yanına yolladığını ve “Bütün partilerle konuşun ki bu sorun Meclis’e gelsin. Meclis, komisyon oluştursun. Komisyonda ben de gelip konuşma yapayım” dediğini ekledi. “Çözüm yeri Meclis’tir, HDP muhataptır” diyenin Öcalan olduğunu tekrarlayan Bayık, bunların nasıl olacağını da söylediğini kaydetti.

AKP’nin çözüm politikası yoktu
 
Öcalan’ın herkese Meclis’i gösterdiğini, komisyon kurulmasını ve her şeyin yasal olmasını istediğini vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, "Çünkü AKP'nin Kürt sorununu çözecek bir politikası yoktu. AKP'yi bir araç olarak kullanıyordu. Rêber Apo, AKP'nin amacının seçimi kazanmak ve iktidarını sürdürmek olduğunu anladı. Bu yüzden sorunun resmiyette çözülmesi gerektiğini vurguladı. Rêber Apo, Kürt sorununu kimsenin istismar etmemesi, saptırmaması için yasallaştırılması, Meclis’te olması ve komisyon kurulması gerektiğini belirtti" dedi. HABER MERKEZİ

CHP, 1921 Anayasası’nı işaret etti


CHP’nin Kürt sorununu çözmeye yönelik beyanları ve neyi nasıl yapacaklarına yanıt veren Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, çözüm için 1921 Anayasası'na işaret etti.
Kaya, partisinin Kürt politikası ve çözüm önerileriyle ilgili MA’dan Sedat Yılmaz’ın sorularını yanıtladı. Uzun söyleşinin bazı bölümleri şöyle:
Kürt sorununun ilacı demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk ve bağımsız yargıdır. Adaletin Diyarbakır ve Ankara’da ayrı uygulandığı bir süreçte Kürt sorununu çözmek mümkün değildir. Parlamento’nun çözümü, 84 milyon kişinin gözleri önünde tüm açıklığıyla tartışması gerekiyor. Bizim olmazsa olmaz dediğimiz ilke budur. 84 milyon insan, neyi tartıştığımızı, neden tartıştığımızı ve çözüm önerilerini bilmezse bu sorunlara yabancılaşır ve kutuplaşma olur. Toplumun kutuplaşmasının önüne geçmek için Parlamento’da konuşulan sorunların tüm çıplaklığıyla konuşulması gerekiyor
Tankların, panzerlerin sokak ortasında dolaştığı ve altında çocukların ezildiği şehirler varsa ve bu bir gerçekse o zaman sizin kulaklarınız sağır, gözleriniz kördür. Burada bir Kürt sorunu vardır, bu sorun Şırnak'ta Hakkari’de yaşanıyor, Ankara, Nevşehir’de yaşanmıyorsa iller arasında ciddi bir ayrım var demektir. Bu sorun tartışılırken öyle bir zemin olmalı ki demokratik kitle örgütleri, STK, Kürt vatandaşlarımız ve kanaat önderleri düşüncelerini özgürce söyleyebilmeli. Düşüncelerini söylediklerinde ise bir gün sonrasında cezaevine atılmayacaklarının garantisi verilmesi gerekir. Bunun içinde demokratik bir ortam sağlanmalı, demokratik bir ortam sağlandıktan sonra Kürtlerin ne istediğini onlara sormalıyız. Hangi sorun çözülecek diye soruyoruz. Bunu Kürtler kendileri anlatacak ve bunu özgürce konuşacak. Onların temsilcileri olan partiler, demokratik kitle örgütleri, dernek temsilcileri ve kanaat önderleri hiçbir kaygı ve korkuya kapılmadan düşüncelerini özgürce söyleyebilmeli. Bunlar söylendikten sonra biz parlamentoda daha gerçekçi bir tartışma yürütebiliriz. 
* Evrensel hukuk herkes için geçerli olacak. 
* Her insan ana dilini özgürce konuşabilecek, özgürce öğrenme ortamı sağlanacak; ana dili öğrenme hakkında hiçbir çocuk mahrum bırakılmayacak. 
* Sadece bölgeye cezaevi yapan anlayıştan, bölgeye fabrika yapan bir anlayışa geçmemiz gerekiyor. Binlerce boşaltılan köy var. Bu boşaltılan köylerdeki insanlar İstanbul, İzmir, Ankara'da yaşıyor. Bu köylerin yeniden inşa edilmesi gerekiyor, insanların boşaltılan köylerine, yakılan ormanlarına yeniden kavuşması gerekiyor. Bunun için güvenceli bir ortam yaratılması gerekir.
* Bu insanlar köylerine gittiğinde koruculuk sistemi var, bu sistemin dağıtılması gerekir. Koruculardan silahları alınmalı  ve  devlet dairelerinde istihdam edilmeli. Siz onları aldınız, sokağa attınız olmaz. Başıboş çeteleşme olur. 
* Gelecek ilk genel seçimde iktidar olacağız. İktidar olduğumuzda, kayyumları görevden alacağız. Belediye meclisleri kendi başkanını seçecek. 
* Zorda olan esnaf, çiftçi var. İnsanlar yaylalarda esir kalmış, arılarını dahi alamıyor. Buraların tamamen özgür ortamlara kavuşturulması gerekiyor. OHAL fiilen uygulanıyor, kaldırılması gerekiyor. 
* Yeni demokratik, özgürlükçü bir Anayasa’nın tartışılarak hazırlanması gerekiyor. Demokratik bir Anayasa olmazsa, çözüm kalıcı hale gelemez. 
* Tutuklulukların cezaya çevrildiği bir süreç var. Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Aysel Tuğluk ve diğerleri, hepsinin hemen serbest bırakılması gerekiyor. Cezaevlerinde 4 bine yakın siyasi tutuklu var, bu tutukluların tamamının bu tartışmaya katılması gerekiyor. 
* HDP kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne veriliyor ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli eğer kapatılmazsa Anayasa Mahkemesini kapatın diyor. Böyle bir ortamın olduğu ülkede biz sorunu çözemeyiz. 
* AKP sorunu çözmek yerine kambur haline getirdi. HDP’yi muhatap almıyor, yok sayıyor. HDP’yi yok saymak 6 milyon insanı yok saymak demektir. HDP meşru bir partidir. Eğer siz HDP’yi Meclis’te ve sokakta yok sayarsanız, bu sorunu çözemezsiniz. Sorunun çözümüne ilişkin muhatap HDP’dir. HDP’yi muhatap görmeden, ne konuşsak sorun çözülmez. 
* Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk kurulduğunda Mustafa Kemal Atatürk döneminde Kürt milletvekilleri var mıydı, vardı. Kimlikleriyle Kürtleri temsilen gelmişlerdi. Kürtler, Cumhuriyetin kurucu unsurudur. 1921 Anayasası bugün uygulanırsa zaten sorun çözülür. Perspektifimizi 1919 – 1923 arası döneme dayandırıyoruz. Bu sorun bize çok kültürlü, dilli, etnisiteli, inançlı Osmanlı döneminden cumhuriyet dönemine ve ilk Kurucu Meclis’e kadar gelmiştir. Kurtuluş savaşı verilirken Mustafa Kemal Atatürk, Kürt önderleri, onların ileri gelenleriyle ortaklık ve bir mücadele birliği kurmuştur. Parlamento’ya da geldiklerinde diğer partiler, ‘Ankara’yı terk edelim, TBMM’yi Kayseri’ye taşıyalım’ dediklerinde Kürt temsilciler, ‘biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik’ diyor. Şimdi kurucu iradeye bunu söyleyen bir Kürt milletvekilinin sözünü nasıl unutabiliriz? Unutmayacağız. 
* İnsanların ölüleri üzerinden siyaset yapma dönemini kapatmamız lazım. Kerpiç evlere, gecekondu evlere asker cenazeleri geliyor. Dağa çıkmış Kürt gençlerinin cenazesi gelemeyebiliyor. Cenazelerine ağıt yakamayan anneler var. Aslında yılardır tüm siyaset şunu görüyor; zorla, baskıyla, insana öldürmekle, insan ölümünü anlatmakla bu sorunun çözülemeyeceğini anlatmak lazım. Hiçbir eve ateş düşmemesi lazım. Ateş düşen ev o annenin yüreğini dağlıyor. Kan ve gözyaşına son vermenin yolu, silahları toprağa gömeceğiz ve birlikte ne yaparsak eşit koşullarda beraber yaşayabiliriz diyeceğiz. Eğer birlikte yaşamaktan yanaysak herkesin varlığını kabul edeceğiz. Herkes eşit koşullarda sandalyesinde oturacak, orada bulunacak. Savaş değil barış denilecek. Bunun içinde ilk adımı atması gereken Meclis, kendi bünyesinde konuşur ve HDP’yi de muhatap alarak konuşulur. Bu sorunu inkar ederek sorun çözülmez. 
* CHP’ye inanmayacaklar, kendilerine inanacaklar. 
* Demokrasi olmadan Kürt sorunu çözülemez, Kürt sorunu çözülmeden bir ülkeye demokrasi gelmez. Bunun için de ayrıntılı hazırlık çalışmalarımıza devam ediyoruz. 

Karanlıktan çıkışın yol haritasıdır
        

KKP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, HDP’nin açıkladığı deklarasyonu “karanlık tünelden çıkış” olarak değerlendirdi. PİA Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Kaya ise deklarasyonun yol haritası olduğunu söyledi. 
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye siyasetinde yeni sayfa açmak için hazırladığı “Demokrasiye, Barışa, Adalete Çağrı Deklarasyonu”nda, çözüm tartışmaları CHP’nin çıkışıyla son dönemde yeniden ısınan Kürt sorunu başta olmak üzere, en temel 11 soruna odaklandı. Demokratik ve sosyal cumhuriyeti yaratmayı hedefleyen bu ilkeler etrafından yeni bir Türkiye için tüm toplumsal tarafların ve siyasi aktörlere seslenen HDP, müzakere etmeye, birlikte yürümeye, ortak mücadeleye ve ortak yönetime hazır olduğu mesajı verdi. Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek ile İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Kaya, HDP’nin açıkladığı deklarasyonu, MA’dan Ergin Çağlar’a değerlendirdi. 

Karşılık bulması önemli

Deklarasyonun, ülkenin içerisinde bulunduğu “karanlık tünelden çıkış” anlamı taşıdığını belirten KKP Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, deklarasyonun farklı çevrelerce benimsenmesinin ve karşılık bulmasının önemli olduğunu ifade etti. Çiftyürek, “Gerek Cumhur gerekse Millet İttifakı’nın HDP/Kürtlerle resmen ittifak kurmak yerine arka bahçe kapısından ilişkilenme, yani karanlıkta göz kırpma siyasetine net bir tutumla; ‘Bunun dışında herhangi bir ittifak içinde yer alma arayışımızın olmadığını açıklıkla vurguluyoruz’ beyanı önemlidir. Yani ittifak diyorsanız, ‘ön kapıdan buyurun’ denildi. Bu tutum açık kavramlarla dile getirilmese de ‘Türkiye’ye demokrasi, Kürdistan’a özerklik’ çağrısı olarak özetlenebilir” dedi.
Çiftyürek, aynı zamanda deklarasyonun ağırlık merkezinin Türkiye’de demokrasinin geliştirilmesine ayrılması nedeniyle Kürdistan’a özerklik olarak ifade edilebilecek görüş, talep, hedeflerin radikal demokrasi mücadelesinin gölgede kaldığı eleştirisinde de bulundu. 
 
Anayasa tanımı

Deklarasyonda yeni bir sözleşme olarak anayasa yapım çağrısında bunulmasının önemi üzerinde duran Çiftyürek, “‘Demokratik cumhuriyet’in oluşması ya da ‘cumhuriyetin demokratikleştirilmesi’ hedefinde kilit adım, yeni Anayasa meselesidir. O nedenle deklarasyonda yeni anayasa tanımı çok önemlidir. Aksi taktirde tekçiliğe dokunmayan bir Anayasa demokratik cumhuriyetin yolunu açamaz ya da cumhuriyeti demokratikleştiremez” diye konuştu.  
 
Dinamik ve bariyer
 
Demokrasi çağrısının Kürt meselesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Çiftyürek, şunları söyledi: “Türkiye’de demokrasinin geliştirilmesi 100 yıldır Kürdistan meselesi ile doğrudan ilişkilidir. Kürt meselesi sadece demokrasinin dinamiği değil, yanı sıra Türk rejiminin korkuları nedeniyle demokrasi bariyeri haline de getiriliyor. Kürt meselesi bir iç mesele olmaktan çıkıp bölgesel özellik kazandıysa Türkiye demokrasinin güçlendirilmesi de Kürt meselesi peşinde bölgesel özellik kazandı. Nasıl ki Kürt meselesi hükümetlerin değil, Türk rejiminin karar vereceği meseleyse (ki öyle), o zaman Türk devleti esasen Rojavayê Kurdistan olmak üzere statüye sahip iki Kürdistan parçası ile barış ve dostluk temelli ilişki kurmadan Türkiye’de demokrasinin gelişmesi de yaşam alanı bulamaz.” 
 
Güçlü bir duruş
 
Güçlü demokrasi ile “yerinden ve yerelden yönetim” bağının kurulmasının Kürdistan halkı çok önemli olduğunu sözlerine ekleyen Çiftyürek, HDP’nin her şeyden önce tüm toplumsal taraflara ortak mücadele çağrısı ile yönetime aday olduğunu kamuoyuna duyurmasının güçlü bir duruş olarak görülmesi gerektiğini kaydetti.
 
Gücünü gösterdiği
 
PİA Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Kaya da, deklarasyonu kıymetli, olgunlaştırıcı katkıları sağlamaya layık bir ‘Yol Haritası’ olarak değerlendirdiklerini ifade etti. Kaya, “HDP yoğun baskı altında olduğu bir dönemde yayınladığı deklarasyonla, Türkiye siyasetinin çözüm üretmekten uzak, çözüme giden yolları tartışmaktan yoksun hali karşısından halen siyaset yürütebildiğinin, sorunların çözümüne ilişkin söz söyleme ve yol haritası ortaya koyma gücünü bir kez daha ortaya koydu” dedi.
 
İsabetli bir yaklaşım
 
Deklarasyonda, ülkenin en büyük sorunu olan ve diğer sorunların kaynağını oluşturan Kürt sorunu ile diğer tüm sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinde ısrar edilmesinin isabetli bir yaklaşım olduğunu söyleyen Kaya, “Kürt meselesinin çözümünde öncelikli olarak öne çıkan, şu aşamada çözüm için irade beyanı ve bunun için ortaya konan yol ve yöntemdir. Çözüm için mümkün olanı konuşmak ve bunun üzerinden yol almak esastır. Demokrasi ve özgürlükler konusunda ileri adımlar atılmadan, Kürt halkının tüm taleplerine barışçıl esas üzerinden yaklaşım gösterilmeden bu sorunun çözüm imkanı kalmamıştır” ifadelerini kullandı.
 
 Üzerine düşeni yaptı
 
HDP'nin deklarasyonla yeni ittifak zeminini ilkelerle ortaya koyduğunu, bu tutum karşısında hala HDP ile rezerv üzerinden yaklaşım gösterenlerin demokrasi ve özgürlükler adına samimiyet testinde sınıfta kalacağını söyleyen Kaya, şunları ekledi: “Zira HDP temsliyetini üstlendiği toplum kesimlerinin taleplerini en makul çözüm yolları ile birlikte ortaya koymuş bulunuyor. Rahatlıkla denebilir ki HDP üzerine düşeni yapmıştır. Bundan sonra üzerine düşeni yapmakla mükellefler düşünmek zorundadır.” 

11 ilke etrafında ortaklaşmalı

   
İnsan hakları savunucusu Fatma Bostan Ünsal, HDP’nin sorunların çözümü için yol gösterdiğini söyledi. DİB üyesi Nesteren Davutoğlu ise tüm kesimlerin açıklanan 11 ilke etrafında ortaklaşması gerektiğini kaydetti. 
Demokrasi İçin Birlik (DİB) Üyesi Nesteren Davutoğlu, kamuoyunun uzun zamandır bu açıklamayı beklediğini ve özellikle Kürt sorununa dair önerilerin merak edildiğini söyledi. Deklarasyon açıklamasını dinleyen geniş bir kesimin, “İşte Türkiye'de böyle istekler, adalet ve barış içinde bir ülkede huzurla yaşamamızı sağlar” şeklinde düşünmüş olabileceğini ifade eden Davutoğlu, “Kişisel bir parantez açayım. Cumhuriyet değerlerine bağlı bir Ankara evinde büyüdüm. Aydın ve ilerici bir aileye sahiptim. Bir eğitimci, MEB Müfettişi olan anneannem gerçek bir yurtseverdi. Düşündüm de, HDP'nin tutum belgesini okusaydı; Demokrasiye olan inancıyla yargı bağımsızlığı, halk iradesi, barışçı dış politika, kadın özgürlüğü, ekonomide adalet, kamuda liyakat, doğaya saygı, gençler için özgür yaşam ve demokratik anayasa ilkelerinin hepsine sahip çıkardı” dedi.
Türkiye’de çok sert ve tahammül edilemez bir baskı rejiminin olduğuna söyleyen Davutoğlu, hak ve özgürlüklerin gasp edildiğini, yoksulluğun tırmandığını ve çevrenin de rant uğruna talan edildiğine ifade etti. Davutoğlu, “İnsan haklarının hiçe sayıldığı bir Türkiye'de yaşıyoruz. Yolu demokrasiden ve insan haklarından geçen her kurum ve bireyin, HDP açıklamasında söz edilen maddelerin Türkiye'nin ilerlemesi için gerçek ihtiyaç olduğunu düşüneceği kanısındayım" diye konuştu. Davutoğlu, halkların barış içinde yaşamak dışında bir şansının olmadığına işaret ederek, şunları kaydetti: "Yoksa huzur yüzü görmeyeceğiz. Ekonomik krizlerin hem nedeni, hem sonucu olan gerilim ortamları bitmeyecek. İşte bu nedenlerle HDP'nin tutum belgesinin halkın çoğunluğunun duygu ve isteklerine yanıt vereceğini, yakın olacağını düşünüyorum. Şimdi sıra Türkiye’nin, HDP’nin bu sözlerinin içtenliğine inanması ve partinin de bu söyleme mümkün olan geniş kitleleri inandırması, hukuk sistemi, adalet kavramı ve şeffaflık ilkeleri içinde ortaklaşmaların aktörü olabilmesinde.”
 
Karşılık verilirse sorunlar çözülür
 
AKP'nin eski kurucularından olan insan hakları savunucusu Fatma Bostan Ünsal ise “Türkiye'nin bütün sorunlarını dikkate alan ve buna çözüm yolu öneren, başka partilerle de bu çözümler konusunda beraber hareket edeceğini bildiren bir tutum ve niyet belgesi” diye tanımladı. HDP’nin aynı zamanda kendisini çözüm gücü olarak gösterdiğini ifade eden Ünsal, deklarasyonun hem muhalefete hem de iktidara çağrı niteliğinde olduğunu kaydetti. Ünsal, deklarasyona karşılık verilmesi halinde birçok sorunun çözüme kavuşacağını dile getirdi.  

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.