‘BÊNAMUS…’

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

22 Eylül 2020 Salı - 12:40

  • Bütün ırkçılar, birbirinin “paltosu“ndan çıkmadır. “Bênamus“, korkak ve kalleşlik, bir başka ortak benzerlikleridir.

 

 Belirgin tarihleri, ana yurtlarında tutunamayan Avrupalıların, Amerika kıtasını işgali ve açlar, gözleri de aç hırsızlar, sabıkalı katillerle talancıların oralarda yayılmaları ile...

Su başlarını tuttuktan sonra, yerlileri (Kızılderililer) başa bela fazlalık bulup soylarını kurutmak üzere kırmaya, ayrık otu misali yok etme başladılar. Vatanlarını, ana yurt edindiler.

Avrupalının bir kanlı icadıydı, bu. Osmanlı’nın güvenlik işlerinden sorumlu ve ordusunu yöneten Alman subayları, yıllar sonra, Türklere ana yurt bulmak için, bu icadı ithal etti. Ermeniler, yok edileceklerin ilk sırasındaydı. Çakma-devşirme Türklere yurt bulma amaçlı olarak, aynı dönemde başlayan Pontus Rum kırımı ile sürgünü 1920’lerde tamamlandı.

1920’deki Koçgirî denemesinden geçen Kürtler, bu sırada “din kardeşi“ yalanına dolanmış halde sıralarını bekliyorlardı. Ve ömrümcek, Lozan Anlaşması’nın hemen ertesi günü, onları kapana sıkıştırdı. O gün başlayan kırım ve kırıma karşı direniş, yüz yıldır sürüyor.

Türklerin, Amerika’dan aldığı ata mirası olarak aldığı ve rejimden rejime devrettiği bir başka ırkçı model, Ku-Klux-Klan çeteciliğidir.

  Bu, Başkan Abraham Lincoln‘ın 1865 yılında, köleciliği yasaklamasından hemen sonra, toprak baronlarının, emekli subaylar eliyle kurdurduğu ve köleciliğe özlemle, itaatsız siyahileri hedef alan çeteciliktir. Resmen devletle bağlantılı olmayan ama, tıpkı mafya gibi etkin görevlileriyle irtibatlı ve toprak sahiplerinin, asker, polis, adliye personeli ve politikacılarla işbirliği örgütüdür, bu.

Türk devletinde, benzer ırkçı model, 1960’larda, Egeli bir toprak ağası olan Fahri Tanman tarafından, “vatanın korunması“ sloganıyla seslendirildi. Eski bir ırkçı sanık ve kontra subayı olan Kıbrıslı Alpaslan Türkeş, bir süre sonra “Ülkü Ocakları“ adıya vuruşkan çeteciliği inşa etmeye başladı.

Türkeş’in ülkücüleri, Türk’e Türk propagandası ile sokağa çıktılar. 1960’ların sonlarında “Kahrolsun Komünistler“ diye diye ve ırkçılığı yücelterek Ku-Klux-Klan benzeri Türk kurşunlamaya adam kaçırmaya, yakıp yıkmaya başladılar.

Ancak, 1980 darbesinden sonra amaçlar, hedefler dahil her şey değişmiş, Türk solu darmadağın olmuş, bu arada Kürtler örgütlü bir güç olarak başlarını kaldırmışlardı. Mafyalaşmış ülkücü liderlerin bir kısmı Türk ordusu ve polisi saflarında, ses getirmeye başlayan Ermeniler ile Kürtler karşısında mevzilenmişlerdi. Bu süreçte sivil, savunmasız Kürtler kaçırılıp işkence ile katlediliyor, diri diri helikopterlerden atılıyor, eğlencelik olarak nişangah yapılıp kurşun sıkılıyor, izine rastlanmamak üzere kaybediliyordu. Kısacası Kürdistan, 1990’dan itibaren, bir zamanların Mississippi havzası, ötedeki Alabama ve Selma’da kırları benzeri yanıyordu.

Sonra, 2000’lerin başında, Klan taklidi kesildi. Abdestsiz cami müdavimi kalpazan işportacılar oligarşisi döneminde, Ku Klux Klan, Hıristiyan cinayetleriyle zuhur etti. Dünyanın tepisi üzerine, yön değiştirip Kürtlere yöneldiler. 1990’lar geri geldi. Fazlalık olarak 1990’larda köyler, bu kez 16 tanesi bir arada, şehirler yanıyor, yıkılıyor, Cizre’de 177 tane genç insan diri diri yakılıyordu.

Ama, Türk ırkçılığı temelinden, Amerika’daki ırkçılıktan ayrılıyordu. Irkçılık, Amerika‘da devlet politikası değildi. Siyahiler, ten renkleriyle Başkan, Dışişleri Bakanı Genelkurmay başkanı bile oluyor, devlet ırkçılıkla mücadele ediyor ve 1960’larda Klan’ı doğum yerlerden biri olan Mississippi vadisine gömüyordu.

Türk devletinde ırkçılık, temel direkti. Anayasası ırkçı sloganlarla doluydu. Devlet dağa, taşa “ne mutlu Türküm diyene“ diye yazıyor, Kürtlerin varlığını, dili, kültürünü yasaklıyordu.

Evrensel hukukta insanlık suçu olan ırkçılık, Türk devletinde suç değildi. Daha geçtiğimiz hafta Van’da, eğlence olsun diye bir Kürt’ü nişangaha oturtuyor, tarladan aldıkları ikisini kaçırıyor, bunlar iki gün sonra, helikopterden atılma sonucu bedenleri kırıklar içinde, hastanede bulunuyordu. Biri komada, öteki hafıza kaybına uğramış vaziyette.

Aynı gün, Birleşmiş Milletlerin ilgili birimi, Türk ordusu ve müttefikleri dinci çetelerin Rojava‘da işledikleri insanlık suçuna dair raporunu açıklıyordu. Ne ararsanız vardı, rapordu. Irkçı histeriyle insanları yerinden etmeler, insan kaçırma, ırza geçme, işkence, bir yaşındaki çocuğa kurşunlama, talan, hırsızlık, rüşvet, haraç toplama ve de haydutluğun enva-i çeşidi...

Kürt askerleri katledip intihar yalanına dolama bir yana, çeteciliğin sivil kolu tarlada, inşaatlarda iş bulup çalışan Kürtleri kurşunluyor veya linç ediyor, şehirlere, özellikle Karadeniz şeridine girmelerini yasaklıyorlardı.

“Bênamus“luk zincirleri böyle uzuyordu. Ve katiller dokunulmaz, kurşunlanan, lince uğrayan masumlar suçluydu. İnsanlık aramak da suçtu. Suçun karşılığı sorguya çekilmek, tutuklanmayı göze almaktı.

Öte yandan, kamuoyu ölüydü. Ölü yerde çürümüştü. Amerika’da bir siyah ölünce ayağa kalkan, gösterilerle yeri göğü inletenler sağır, dilsiz rolünü oynuyordu. Amerikalı siyahın ardından, “biz yaratandan dolayı yaratılmışı seven medeniyetin çocuklarıyız“ diyerek insanı kutsayan AKP rejiminin başı, sıra Kürtlere gelince onlar Allah tarafından yaratılmış sayılmıyordu. Onun için, yanı başında tecavüze uğrayan, katledilen, diri diri helikopterden atılan, çeteler tarafından linç edilen Kürtlere yürek soğuturcasına kör bakıyor, sağır duruyor, lal kalıyordu.

Onun dinciliği bu kadardı. Ve bu IŞİD dinciliği idi. Allah’ın yarattığı dili yasaklayarak, Allah’ın iradesini inkar eden bir din, Can Dündar’ın alın terini ganimet bile bir dindarlık...

Ve son sözüm sanadır, Kürt: Kızılderilileri yok eden ırkçı vandallığa kurban olmak istemiyorsan, kardeşlerinle bir ve birlik ol derim ben. Siz hepiniz gördünüz ve tanıksınız:

Tek düşmüş Kürt linç edilirken, kurşunlanıp helikopterlerden atılırken, ekmeği, kazancına el konurken, sevdiği tecavüze uğrarken, imdadına cevap bir yana, kimsecik dönüp bakıyordu, senden yana! Çare sende. Sev ve kardeşinle bir olmada. Baksana, kana susamış “bênamus“ üstüne geliyor...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.