• Zürih’teki geri gönderme merkezinde yaklaşık 100 kişi, kadınlar ve çocuklar her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşıyor. 4 Ağustos’ta bir anne, 1 ve 5 yaşındaki çocuklarının gözü önünde ters kelepçelenerek Türkiye’ye gönderildi. Kampta kalan Dilan Özgün, “Her kapı çalındığında önce çocuklarımıza bakıyoruz” dedi.

FİLİZ ZEYREK/ERHAN NOYAN

İsviçre'nin Zürih kantonuna bağlı Hinteregg'deki geri gönderme merkezinde aralarında çocukların da olduğu yaklaşık 100 mülteci her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşıyor. Son olarak 4 Ağustos sabahı merkeze düzenlenen polis baskınında, üç yıldır kampta kalan Bahar Yalçınkaya, biri 1, diğeri 5 yaşında olan iki çocuğunun gözü önünde ters kelepçeyle gözaltına alınarak Türkiye'ye sınır dışı edildi. Yalçınkaya'nın kaldığı geri gönderme merkezinden arkadaşı Dilan Özgün, merkezde insanları yıllarca belirsizlik içinde bekletmenin başlı başına bir işkence olduğuna dikkat çekerek, “İnsanlar her kapı çalındığında o korkuyla önce çocuklarına bakıp sonra kapıyı açıyor” dedi.

Aralarında 11-12 Kürt ailenin de bulunduğu merkezde yaklaşık 100 kişi yaşıyor. Kampta yaşayan Dilan Özgün, kamptaki yaşam koşullarını ve 4 Ağustos sabahı düzenlenen operasyonu gazetemize anlattı.

Sınır dışı edilme korkusuyla

İsviçre’ye 2022 yılında 5 çocuğuyla beraber gelen Dilan Özgün, yaklaşık üç yıldır geri gönderme merkezi ya da mültecilerin deyimiyle 'deport kampı’nda kalıyor. Beş çocuğuyla tek bir odada, belirsizlik içinde yaşam mücadelesi verdiğini belirten Dilan Özgün, bulundukları merkezde yaklaşık 100 kişi kaldığını ifade ederek, “Bunların önemli bir bölümünü kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Aralarında 11-12 Kürt aile bulunuyor ve yaklaşık 25-30 çocuk var” dedi.

Kamptaki yaşam koşulları ise oldukça ağır. Dilan, “Barınma ve yaşam alanları yetersiz. Birçok aile tek başına değil, ortak alanlarda beraber kalmak zorunda kalıyor. Bu, bir ay iki ay değil belki yıllarca devam ediyor. Aileler olarak yıpranıyoruz, sürekli sınır dışı edilme korkusuyla yaşıyoruz. Anneler çocuklarını her akşam 'gece kampa polis baskını yapılmayacak' diye ikna ederek uyutuyor. Bulunduğumuz kampta aslında her alanda yaşam hakkımız elimizden alınıyor, sahip olduğumuz haklar bile gasp ediliyor” dedi.

100 kişiye 2-3 tuvalet

Hijyen ise en büyük sorunlardan biri. Dilan, “Yaşam alanlarımızın hiçbir noktasında hijyen koşulları yok. İnsanlar burada çok küçük meblağlara devletin teslim ettiği özel şirketler tarafından zorla çalıştırılıyor. Tuvaletleri, banyoları  temizliyorlar. Kendi hijyen alanlarımızı kendimiz oluşturmak zorunda kalıyoruz. Yüz kişinin kaldığı alanda iki ya da üç tuvalet ve duş alanı var, bunlar da çoğu zaman çok kötü durumda oluyor. İnsanlar, özellikle çocuklar, sürekli enfeksiyonlu hastalıklara yakalanıyor” diye anlattı.

Doktora ulaşamıyoruz

Hastalandıklarında bile doktordan önce kampın içindeki görevlilerin muayenesinden, kontrolünden geçmek zorunda kaldıklarına işaret eden Dilan Özgün, devamında şunları ifade etti: ''Gitmek istediğimiz doktorlara direkt ulaşamıyoruz. Bu bazen günlerce, bazen haftalarca, bazen aylarca sürebiliyor. Çarpıcı bir örnek vereyim: Bir arkadaşımın görme duyusuyla ilgili büyük bir problemi vardı, sadece görebilmesi için bir gözlüğe ihtiyacı vardı ve bunu alabilmesi 7-8 ay sürdü. Bu bürokratik engeli baskı ve işkence olarak görüyoruz. Ailelere İsviçre tarafından para yardımı açlık sınırının altında, o kadar cüzi ki insanların günlük yaşamını idame ettirmesi için bile yetmiyor. Çocukların sağlıklı beslenememesi hem bedensel hem psikolojik gelişimlerini etkiliyor.’’

Diğer ailelere gözdağı

4 Ağustos’ta sınır dışı edilen Bahar Yalçınkaya’nın yaklaşık üç yıldır İsviçre'de olduğunu ve saat 6 civarı 15-20 polisin katıldığı baskınla odasına girildiğini belirten Dilan Özgün, Bahar Yalçınkaya’ya hiçbir açıklama yapılmadan, 1 yaşındaki oğlu ve 5 yaşındaki kızının gözü önünde ters kelepçe yapıldığına dikkat çekerek şunları aktardı: ''Hiçbir prosedür okunmadan, sadece 'ülkene gitmek için işbirliği yapacak mısın' sorusuna 'hayır' dediği için zor uygulanarak gözaltına alınmaya çalışıldı. Duruma müdahale etmek isteyen yaklaşık 10-12 Kürt aileydik. Kendisine yaklaştırılmadık, odasına alınmadık, polisler bize de zor kullandı, tehditvari konuştu. Rica etmemize, eşinin yanında olmadığını söylememize rağmen kendisine yardım edemedik, çocuklarına ulaşamadık ve onun çaresiz bakışları arasında yanından uzaklaştırıldık. Bu kontrolsüz deport işlemi, bir anneye yapılan ters kelepçe, sadece ona yönelik değildi. Burada yaşayan ailelere İsviçre devletinin polisi tarafından verilmiş bir gözdağıydı. Bu sadece bir sınır dışı etme işlemi değildi. Devamının geleceğinin, burada polislerin çok daha fazla olacağının, insanların bu şekilde deport edileceğinin açık bir gösterisiydi. Yıllardır belirsizlik içinde yaşamaya zorlanan aileler psikolojik olarak yıkılıyor, insanların umutları olarak ellerinden alınıyor.''

Çocukların geleceği çalınıyor

Sürekli sınır dışı edilme korkusuyla yaşamanın özellikle küçük yaştaki çocuklarda telafi edilemez travmalara sebep olduğunu ifade eden Dilan Özgün şunları aktardı: ''İnsanlar her kapı çalındığında o korkuyla önce çocuklarına bakıp sonra kapıyı açıyor. Ama İsviçre gibi çocuk haklarının savunucusu olduğu söylenen bir devlette çocuklarımız çok daha güvende yaşamalıydı. Ancak söz konusu iltica eden çocuklar olduğunda İsviçre bütün hakları göz ardı ediyor. Bugün birçok genç, elinde statü olmadığı için okuluna gidemiyor, mesleğini yapamıyor. Bu onların en temel haklarından mahrum bırakılması demek.  Güvenlik duygusu yok, çocuklar geleceği ellerinden çalınmış bir şekilde hayatlarına devam ediyor.”

Kriminal değil politik insanlarız

Son olarak “İnsanları yıllarca belirsizlik  içinde bekletmek büyük bir işkence” diyen Dilan Özgün şu mesajı verdi: “Deportlara karşı sessiz kalınmamalı. Bizler kriminal insanlar değiliz, politik insanlarız. Bugün sessiz kaldığınız her haksızlık, yarın daha büyük acılara yol açarak karşınıza çıkacaktır. Bizler görünmez değiliz, varız, buradayız, yaşıyoruz ve onurlu bir yaşam talep ediyoruz. İnsan hakları herkese uygulanmalıdır. Sınır dışı etmek bir insanlık suçudur.''

***

Bebeğiyle birlikte tutuklandı

İsviçre’nin Zürih kentindeki geri gönderme merkezinden iki çocuğuyla birlikte Türkiye’ye sınır dışı edilen Bahar Yalçınkaya, Türkiye’ye girişinin ardından gözaltına alındı. Yaklaşık bir gün süren gözaltının ardından tutuklanan Yalçınkaya, 15 aylık bebeğiyle birlikte Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi.

Bianet’in haberine göre Yalçınkaya’nın İsviçre’deki avukatı Murat Özten müvekkili hakkında Türkiye’de devam eden soruşturma ve davalar bulunduğunu, bu nedenle sınır dışı edilmesi halinde tutuklanma ihtimalinin yüksek olduğunu İsviçre makamlarına önceden bildirdiklerini söyledi.

Bahar Yalçınkaya’nın Türkiye’ye gönderildikten kısa süre sonra gözaltına alınıp tutuklanması ise İsviçre makamlarının iltica başvurularında yaptığı bireysel risk değerlendirmesine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Yalçınkaya’nın Türkiye’ye gönderildikten bir gün sonra tutuklanması, İsviçre’nin taraf olduğu 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında uygulamakla yükümlü olduğu geri göndermeme (non-refoulement) ilkesinin yerine getirilip getirilmediği yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdi.

İnsan hakları hukukuna göre, gönderileceği ülkede işkence, kötü muamele, siyasi kovuşturma ya da özgürlüğünden yoksun bırakılma riski bulunan kişilerin sınır dışı edilmemesi gerekiyor. Yalçınkaya’nın avukatı ise bu riskin İsviçre makamlarına önceden bildirildiğini, buna rağmen sınır dışı kararının uygulandığını vurguladı.