• Cezaevlerinin süreç açısından bir test niteliğinde olduğunu belirten ÖHD’li Veysi Güneş, hasta tutsakların tahliyelerinin engellenmesinin politik bir tercih olduğunu söyledi.

 

Avukat Güneş, cezaevlerinde tabutların çıktığı bir ortamda toplumsal barışı, müzakereyi ya da bir helalleşmeyi konuşmanın zorluklarına işaret etti. Güneş, şunları söyledi: "Bir hasta tutsağın ceza infaz kurumunda yaşamını yitirmesi, barış zeminine ve toplumsal inanca vurulmuş en büyük darbedir. Türkiye’nin en derin sorununu konuşmaya ve demokratik siyaset çerçevesinde çözmeye çalıştığımız bir süreçteyiz. Bu sürecin kalıcı bir demokratik toplum sürecine dönüşebilmesi için hukukun üstünlüğünü ve temel insan haklarını tesis etmesi gerekir. Hasta tutsakların serbest bırakılması önemli, çünkü geçmişin yaralarını sarmak gibi bir işleve sahip olacak. Geleceğe dönük onarıcı bir adalet mekanizması oluşturmaya da vesile olabilecek bir durum. Dolayısıyla hem onarıcı adaleti başlatmak hem de geçmişin yaralarını sarabilmek için büyük politik hamle olarak tanınabilir bu süreç."

İnsani adımlarla inşa

Toplumsal barışın söylemlerle değil, somut ve insani adımlarla inşa edildiğine dikkat çeken Güneş, şöyle konuştu: "Hasta tutsakların tahliyesi, devletin barış ve çözüm konusundaki samimiyeti de turnusol kağıdı, bir doğrudan test merkezidir diyebiliriz. ‘Güvenlik’ kodlarını terk etmeyen bir yönetimin böylesi bir sorunu çözmesi mümkün değildir. Halihazırda yürüyen süreç açısından da insani, vicdani ve hukuki bir dönüşüm olmaksızın bu ihtiyacın giderilebilmesi mümkün değil. Çünkü bu bir ihtiyaçtır. Hasta tutsakların serbest bırakılması, insani koşullarda tedavi imkanlarına kavuşması bir zihinsel dönüşümü gerektiriyor. Bu nedenle hasta tutsaklar mevzusu devletin samimiyeti açısından bir turnusol kağıdı görevi görüyor. İnsan hakları kuruluşlarının bugün itibarıyla elindeki verilere göre, bin 500’e yakın hasta tutsak bulunmaktadır, bunların nerdeyse 3’te biri ağır hasta tutsak. Cezaevlerinde yetersiz tıbbi imkanlar, sevk sürecindeki gecikmeler, kelepçeli muayeneler, hijyendeki yetersizlikler gibi birçok sebepten kaynaklı onlarca hasta tutsak hayatını kaybetti. Dolayısıyla mevcut iktidarın gerçekten bu hususa insani ve vicdani bir pencereden bakması lazım."

Kürt düşmanlığının eseri

Ceza İnfaz Kanunu'nun 16. maddesinin yürürlükte olduğunu hatırlatan Güneş, “Burada tam teşekkülü bir devlet hastanesinden alınan bir rapor yeterli görünmüyor. ATK'ye havale ediliyor. Bürokratik ve politik yaklaşımı, Kürt düşmanlığı olarak tanımlayabiliriz. Hasta tutsakların önünde sistematik bir engel var. Hasta tutsaklar meselesi sadece bir sağlık ve bir idare sorunu değil. Siyasetçiler, muhalifler ve devrimciler ağır cezaevi koşullarında sindirilmeye çalışılıyor. Hasta tutsakların cezaevlerinde ölüme terk edilmesi insan onurunun ayaklar altına alınması demektir" dedi.

Süreç için testtir

Cezaevlerinin süreç açısından bir test niteliğinde olduğunun altını çizen Güneş, hasta tutsakların tahliyelerinin engellenmesinin barışın önünde en büyük engel olduğunu söyleyerek, şunları ekledi: “Ağır hasta tutsakların bu koşullarda tutulması politik bir tercihtir. Bugün barış sürecinden bahsediyorsak bunun ilk ve en somut insani test alanı cezaevleri ve hasta tutsaklardır. Cezaevlerinde tabutların çıktığı bir iklimde siz barışı konuşamazsınız ve barışı inşa edemezsiniz. Hasta tutsakların bu koşullarda yaşamaya bırakılması, barışa ve demokratik toplum sürecine vurulan en büyük darbedir. Dolayısıyla hasta tutsaklara yaklaşım bu sürece yaklaşımdır diyebiliriz." WAN