Bir ailenin direnişi: Rubar, Dicle, Helin

Dosya Haberleri —

24 Ocak 2023 Salı - 20:00

Poyraz ailesi

Poyraz ailesi

  • Hüseyin Poyraz (Rubar Dicle), Rahşan (Dicle) Handan (Helin Deniz)… Her biri aynı özgürlük aşkı ile yönünü dağlara çevirir. Poyraz kardeşler, her biri ayrı tarihlerde şehit düşer. En büyük destekçileri ise anneleri Kürt Zeynep'tir. Kardeşlerin hikayesini Ali Poyraz'dan dinledik.

ERDOĞAN ZAMUR

Kürt Özgürlük Mücadelesi çıktığı günden beri nice isimsiz kahramanların emekleriyle bugüne geldi. Verilen bedeller mücadeleyi bir üst aşamaya taşıdı. Büyük bedellerle örülen yaşamlardan biri de Poyraz kardeşlerinkidir. Aynı ailede 3 kardeş farklı tarihlerde şehit düştü. Poyraz kardeşlerin yaşam öyküsünü İngiltere'de yaşayan Ali Poyraz ile konuştuk. Ali Poyraz, 1962’de Sivas’ın Gürün ilçesine bağlı bir Alevi köyü olan Bozüyük’te dünyaya gelir. Daha çocuk yaşlarda PKK kurulmadan Apocular ile tanışır. Büyük ağabeyi PKK Merkez Komite Üyesi Hüseyin Poyraz’dan (Rubar Dicle) etkilenen Ali Poyraz, 1981’de Pazarcık kırsalında PKK kadrosu iken tutsak düşer. PKK Ana Davası'ndan yargılanan Poyraz’a idam cezası verilir. Turgut Özal döneminde getirilen bir yasayla idam kararı kaldırılıp cezası 21 yıl 4 aya düşürülür. 21 yıl 4 ay hapis yattıktan sonra yurt dışına çıkar. İngiltere'de yaşamını sürdüren Poyraz’ın, cezaevi günlüklerinde oluşan “21 Yıl 4 Ay” adlı kitabı Türk yargısı tarafında toplatılır.

Kürt ve Alevi olmak

Bozüyük köyü Sivas’ın Koçgiri bölgesine düşer. Bölgedeki tek Alevi ve Kürt köyüdür, Türk faşist köylerle kuşatılmış olunca bu köy doğal olarak hem onların bir baskısı hem de devletin bir baskısına maruz kalmış.

Etraftaki köylere kadar yol gelir ama Bozüyük’e gelmez. Sadece yol değil diğer hizmetler de gelmez.

Ali Poyraz köye dair izlenimlerini şöyle dile getiriyor: “Bizim köy hem Alevi hem de Kürt olunca hem çevre köylerin baskısıyla karşılaştık hem de devletin. Köy bu kimliğinden dolayı hiçbir hizmetten yararlanamazdı. 68 Kuşağı'nın önderlerinden olan Hüseyin İnan da aslen bizim köylüdür, sonradan Sarız’a göçmüştür. Bundan dolayı da devlet intikam duygusuyla hiçbir hizmet sunmadı."

Dicle, Ali Poyraz ve Zeynep Ana

Direnişçi bir anne: Kürt Zeynep

Birçok köylü geçim sıkıntısı nedeniyle büyük şehirlere göç ederken Poyraz ailesi ise 1969’da yönünü Antep’e çevirir. Ali Poyraz, çocukluk anılarında o döneme dair hatırladıklarını şöyle dile getiriyor: “Bir gün üstü açık bir kamyona bindirildik. Annem ortaya oturdu, dört kardeş de annemin etrafına oturarak Antep’e göçtük. Antep’te üvey bir abimiz vardı. Gittik, resmen onun bahçesine eşyalarımızı yığdık. Burada bir kız kardeşimiz olanaksızlar içinde maalesef yaşamını yitirdi. Zamanla babam bir ev buldu. Babam emekçi bir insandı. Köydeyken biz küçük olduğumuz için tek başına çalışırdı. Kürt ve Alevi inancına bağlı biriydi. Annem babamın ikinci eşiydi. İlk eşi öldükten sonra annemle evlenmişti ve arada ciddi bir yaş farkı vardı. Annemi 14 yaşında babama veriyorlar. İlk çocuğu Hüseyin ağabeyimdi ve annemle arasında sadece 14 yaş farkı vardı. Babam sağken bile bir nevi bize hem annelik hem de babalık yaptı. Otoriter bir kadındı. Annemi Antep’te Kürt Zeynep demeden kimse tanımazdı, hala da lakabı Kürt Zeynep’tir. Bizim devrimcileşmemizde, edebiyatla ilgilenmemizde annemin müthiş bir etkisi vardır. Annemde klasik halk kültürü çok gelişkindi. Okuma yazması yoktu ama müthiş dörtleri vardı. Felsefik konuşmaları vardı. Hem edebi yönümüzü hem de devrimciliğimizi annemizden aldık. Biz zindana girdiğimizde, işkence gördüğümüzde annem hep arkamızda, yanımızdaydı. Hala da yanımızdadır."

Kürdistan devrimcileriyle tanışma

Babası İbrahim Antep’te inşaatlarda çalışır. Hüseyin ve Ali hem okula gider hem de boyacılık yaparak aile bütçesine katkıda bulunur. Devrimcilerin etkin olduğu, kahvehanelerde siyasi tartışmaların olduğu bir dönemdir. Poyraz kardeşler farkında olmadan 68 Kuşağı'nın etkisiyle politik bir ortamın içinde yaşam sürdürür. Kurdistan devrimcileri Tuzluçayır’dan çıktıktan sonra ilk geldikleri yerlerin başında Antep gelir. Hüseyin; Haki Karer, Kemal Pir ve diğer öncü kadrolarla ilk tanışanlardan biridir. O dönemi Ali Poyraz şöyle dile getiriyor: “Bizim oturduğumuz Nuripazarbaşı Mahallesi daha çok Pazarcık ve Elbistanlıların yaşadığı bir yerdi. 68 Kuşağı'nın etkisiyle biz de Sol yapılarla ilişki içindeydik. O zaman dernek tarzında bir örgütlenme biçimi yoktu. Daha çok kahvehaneler tartışma yeriydi. Antep’te Düztepe Çamlık denilen bir park vardı, orada farklı yapıların tartışmaları oluyordu. Kendilerine “Kurdistan Devrimcileri” adını veren ilk öncü kadrolar Antep’e gelmişti. Diğer Türk Solu grupları da o zaman güçlüydü. Kahvehanelerde bolca siyasi tartışmalar olurdu ama onlar bizim arkadaşları kabul etmezlerdi. Bazen kavgalar da oluyordu. O dönem Kurdistan Devrimcileri müthiş inatçıydı. Sürekli tartışmalara katılırlardı. Her tartışmadan sonra diğer gruplardan birkaç kişi ayrılıp Kurdistan Devrimcileri'ne katılıyordu.”

İlk örgütlenme

Kürdistan Devrimcileri'nin gelmesiyle siyasi ortamın daha farklılaştığını belirten Poyraz, o dönem daha çok Pazarcıklıların içinde örgütleme çalışması yürütüldüğünü belirtiyor: “İlk kadrolarla Rubar Heval'in tanışması daha çok kahvehanede yapılan tartışmalardan sonra oldu. Kurdistan Devrimcileri o dönem Pazarcık kitlesi içerisinde örgütleniyordu. Zaten partinin ilk kadrolarının birçoğu Pazarcıklıydı. Bu bir etkilenmeye neden oldu ama asıl neden Kurdistan Devrimcileri'nin radikal duruşlarıydı. Hem faşistlere karşı hem de diğer gruplarla tartışmalarda oldukça radikallerdi. Bu radikal duruş doğal olarak Rubar Heval’in kuşağında sempati topluyordu. Özellikle Haki Karer ve Kemal Pir’in faşistlerle kavgaları… O dönem Antep işçi sınıfının ve öğrenciler gençliğin güçlü olduğu bir yerdi. Kurdistan Devrimcileri ilkin Batman'da petrol işçileri içerisinde örgütlendi sonra da Antep’te… Haki Karer, Kemal Pir ve Cemil Bayıkların çalışmaları birçok insanın partiye katılmasına neden oldu."

Partiye katılım

Poyraz, anlatımlarına şöyle devam ediyor: "Ben ve Heval Rubar, o dönem parti çalışmalarında yer almaya başladık. Rubar Heval ile benim aramda bir kuşak fark vardı. Ağabeyim ilk kadrolardan biriydi. İşçi direnişlerinde ve grevlerde her zaman yerini alıyordu. Ağabeyimin aktifleşmesi üzerine ben de partiye katıldım. Bir süre birlikte çalışmamıza rağmen birbirimizin görevini sormuyorduk. Parti kurulduktan sonra Rubar Heval daha da aktifleşti. 1979 yılında basın yayın alanında yer aldı. O dönem basın yayın alanı öyle kolay değildi. Dergi gazete çıkaracak gücümüz yoktu. Bildiri basmak için eski teksir makinesi vardı, kol ile çevrilen; onu kullanıyorlardı. Oldukça zahmetli bir işti. Antep’te baskılar artınca matbaayı Pazarcık’a taşıdılar. Daha sonra arkadaşlar Filistin sahasına gitmek için örgütlenmeye başladılar. Tabii 12 Eylül askeri faşist cuntasının da koşulları olgunlaşıyordu. Şahin Dönmez'in çözülmesiyle birlikte ilişkilerin deşifre olması bazı çalışmaları daha da hızlandırdı. Önderlik, o zaman belli arkadaşları Filistin sahasına götürelim, eğitim görüp geldikten sonra diğer gruplar gelsin önerisi yapmıştı. Rubar Heval, 1980 yılında Filistin sahasına gitti. Giderken ne bana ne de aileye haber verdi. Ancak ben onun gideceğini biliyordum. Hatta seviniyordum ağabeyim gidecek, eğitim görüp dönecek, sonra biz gideceğiz diyordum. Önderlik onları askeri ve politik olarak eğitip geri gönderecek ve biz daha güçlü olacaktık. 1980 yılında Filistin sahasına çıktı. Filistin sahasına çıktıktan sonra hareketin düşündüğü şeyler olmadı. Alanda çoğu arkadaş gitmişti, her alanda birkaç arkadaş kalmıştık. Ben, Hasan Şerik, Metin Uluca, Sait Üçlü, Nasır Göksungur ve birkaç arkadaş daha…"

Kürt Halk Önderi Öcalan ve Rubar

12 Eylül dönemi

Askeri faşist cunta 12 Eylül 1980’de yönetime el koyar. Kitlesel tutuklamalar, işkenceler, ölümler olağan hale gelir. PKK’ye yönelik tutuklamalar ve baskıların giderek arttığı dönemlerdir. Şahin Dönmez’in gözaltında çözülmesi ve isim vermesi üzerine çok sayıda gözaltı yaşanır. Ali Poyraz da arananların içindedir. Ele geçmemek için Pazarcık alanına geçer. Daha bıyıkları yeni terlemeye başlamıştır, onu gören dağ koşullarına uyum sağlamayacağını düşünür. Uzun süre arkadaşların yanında kalır. “Dağda idik ama üzerimizdeki elbiseler bile dağda kalmaya uygun elbiseler değildi” diyor Ali Poyraz. 1981 Newrozu’nu kutlamak için planlama yapmak üzere alanda bulunan Bese Anuş, grubuyla buluşmaya giderken pusuya düşer ve çatışarak şehid düşer. Ali Poyraz ve 4 arkadaşı askeri operasyon sonucu çatışmaya girerler. Ali Cankılıç ve Salman Cengiz şehid düşer. Ali ve İmam Güler yaralı yakalanır.

105 günlük işkenceli sorgu

105 günlük işkenceden sonra cezaevine gönderilir. O süreci Poyraz şöyle dile getiriyor: “Biz operasyonu fark edince geri döndük ve gündüz hareket etmek zorunda kaldık. Bir faşist köyün yanından geçtik ve bizi ihbar ettiler. Çatışmadan sonra 2 arkadaşımız katledildi biz iki kişi de esir düştük. Ölen iki arkadaşımızı bir katıra yükleyip köye getirdiler. Yıllar sonra Roboski Katliamı olduğunda o insanların katırlara bindirilme görüntülerini izleyince o dönem aklıma geldi. Önce Pazarcık sonra da Maraş Spor Salonu'na getirdiler. O dönem orası gözaltına alınanlara işkence yapılan bir merkezdi. Bana işkence yapan polis, 'Siz nasıl insansınız, anne babalarınız kapıdan ayrılmıyor' diyordu. O zaman anladım ki annem haberi almış ve beni kapıda bekliyor. Cezaevinde annem ziyarete geldiğinde TRT haberlerinden öğrendiğini anlattı. İlkin bizim öldüğümüz söylenmiş. Annem araştırınca sağ olduğumu öğreniyor ve kapıda bekliyor. Burada bir ay işkencede kaldım. Bu süreç içinde 11 kişi işkenceyle katledildi. 6 hücre vardı, hepsi doluydu. Biz koridorda kalıyorduk. 6 hücrenin birinde kadın arkadaşlar kalıyordu. Kimse bize ekmek su vermezken onlar işkenceyi göze alıp bize ekmek ve su getiriyorlardı."

Kimsenin üzerine ifade verdin mi?

Gözaltında 10 ay bile kalanların olduğunu ifade eden Poyraz, gözaltında işkencede insanların etlerinin çürüdüğüne tanıklık ettiğini belirtiyor. Dönemin Maraş sıkı yönetim komutanının devrimcilere söylediği, “Benim tek bir hedefim var, Maraş Katliamı'nı solcuların başlattığını sorguda size kabul ettireceğim” dediğini aktaran Ali Poyraz, bunun nedeninin de o dönem tutuklu yargılanan ülkücü Ökkeş Kenger olduğunu belirtiyor.

İşkenceyle geçen 105 günden sonra tutuklanıp eskiden bir han olan ve daha sonra cezaevine çevrilen Maraş Cezaevi’ne götürülür. Poyraz, devam ediyor anlatmaya: “Cezaevinin 170 yatak kapasitesi vardı ama biz 1100 kişi kalıyorduk. Fareler cirit atıyordu, herkes bitlenmişti. Biz PKK’li 40 arkadaş gittik. İdare bizden oldukça rahatsızdı çünkü her istediklerini kabul etmiyorduk. Adli tutuklular da bize bakarak idarenin dediklerini yapmıyordu. Cezaevine gittikten sonra anneme telgraf çektim. Annem ilk beni görmeye geldiğinde -tabii o zaman teller arkasında görüşüyorduk- şok oldu. Birkaç dakika konuşmadı, o kadar ki işkence görmüştük. Annemin ilk sorusu ‘kimsenin üzerine ifade verdin mi’ oldu. Ben vermediğimi söyleyince rahatladı."

Siyasi savunma

1982 yılında 20 arkadaşıyla Mersin cezaevine sürgün edilir. Spor ve eğitim, birinci taleptir. İlk toplu eğitimi PKK davasından gelenler başlatır. O zaman diğer davalardan gelenler de vardır ama eğitim yapmazlar. PKK’liler toplu eğitim yapınca diğer örgütler de başlar. Altıncı Kolordu o zaman Antep, Mersin, Hatay, Adana ve Maraş alanlarından sorumludur. Bu alanlarda gözaltına alınanların hepsi aynı dosyadan yargılanır. Sayı çok fazladır; önce 620, daha sonra 820 kişi bu davadan yargılanır. Mersin Cezaevi'ndeki PKK’lilerin o zamanki sayısı 400’den fazladır. Ali Poyraz mahkeme sürecini şöyle anlatıyor: “Mersin cezaevinde o süreçte yetkin arkadaşlar vardı ve onların sayesinde siyasi savunma hazırladık. 1983 yılında askeri mahkemede siyasi savunma yaptık. Önce izin vermek istemediler bir nevi biz zoraki konuştuk. Benim savunmam nedeniyle bir ay hücre cezası ve askeri mahkemede hakkında ayrı bir dava açıldı. Ben bir ay hücrede tek başıma kaldım ve 32 ay ceza verdiler. Daha sonra bir dilekçeden dolayı da 16 ay ceza aldım. 20 yıl cezam böylece 21 yıl 4 ay oldu."