Savaşın yeni cephesi: Dolar sistemi
Dosya Haberleri —

Savaş ve ekonomi
- ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş, 28 Şubat 2026’da bombaların düşmesiyle başlamadı. Bu savaş, yaptırımlar, finansal ablukalar ve dolar gücünün sistematik biçimde bir silah olarak kullanılması yoluyla kırk yılı aşkın süredir devam ediyor.
- ABD dış politikası, Washington’daki bir masa başından ekonomileri boğma kapasitesine sahip olur. Yaptırım altındaki ülkelerde işçiler bunun bedelini enflasyon, kıtlık ve işsizlikle öder.
İran’a yönelik savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkileri tartışılırken, gözler Hürmüz Boğazı’na ve onun ötesinde işleyen finansal düzene çevrildi. Dünyadaki petrol akışının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolu, artık yalnızca enerji arzı açısından değil, aynı zamanda dolar merkezli küresel sistemin işleyişi açısından da kritik bir eşik olarak görülüyor. Son haftalarda gündeme gelen “yuan ile ödeme” meselesi ise konuyu petrol fiyatlarının ötesine taşıyarak, yaptırımlar, ödeme altyapıları ve ekonomik savaşın araçları üzerine daha geniş bir tartışmayı tetikledi.
Monthly Review Online’dan Gary Winson’ın yazısı, ABD’nin uzun süredir uyguladığı yaptırım rejimini ve dolar sisteminin bu rejimdeki rolünü ayrıntılı biçimde ele alırken, İran’ın olası hamlelerinin bu yapıyı ne ölçüde zorlayabileceğini tartışıyor. Yazı, doların küresel finans içindeki merkezi konumunun kolay kolay sarsılamayacağını vurgulamakla birlikte, dolar dışı ödeme kanallarının yaygınlaşmasının ABD’nin ekonomik baskı kapasitesini sınırlayabileceğine dikkat çekiyor.
Ancak bu konuda uzman görüşleri önemli ölçüde ayrışıyor. Gazeteci Pepe Escobar, İran savaşıyla birlikte petrodolar sisteminin çözülüşünün hızlandığını ve özellikle enerji ticaretinde alternatif para birimlerinin devreye girmesinin küresel dengeleri köklü biçimde değiştirebileceğini savunuyor. Buna karşılık ekonomist Yanis Varoufakis, doların gücünün yalnızca ABD’den değil, aynı zamanda bu sisteme bağımlı olan küresel aktörlerden, özellikle de Çin gibi yüksek dolar rezervlerine sahip ülkelerden kaynaklandığını belirtiyor. Bu nedenle ona göre ani bir kopuştan ziyade, uzun vadeye yayılan ve temkinli bir dönüşüm söz konusu.
Hürmüz’deki gelişmeler, enerji arzı ve jeopolitik gerilimlerin ötesinde, küresel finans mimarisinin nasıl işlediği ve nasıl değişebileceği sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Aşağıdaki metin ve görüşler, bu tartışmanın farklı yönlerini yan yana koyarak daha geniş bir çerçeve sunmayı amaçlıyor.
Gary Wilson* -Çeviri: Yeni Özgür Politika
Mart ayı başında çıkan haberler, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan sınırlı sayıda tanker geçişine izin verebileceğini öne sürüyor, tek bir şartla: ödemeler Çin yuanı ile yapılmalı.
Bu iddia, CNN’e konuşan isimsiz bir İranlı yetkiliye dayanıyor ve İran devlet medyası tarafından doğrulanmış değil. Bir yoklama hamlesi olabilir. Bir müzakere sinyali olabilir. Ancak tartışma, tanker trafiği ya da petrol fiyatlarının ötesine işaret ediyor: Washington’un ekonomik savaş aracı olarak kullandığı dolar [üzerinden yaptırım] sistemi.
Ekonomik savaş da savaştır
ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş, 28 Şubat 2026’da bombaların düşmesiyle başlamadı. Bu savaş, yaptırımlar, finansal ablukalar ve dolar gücünün sistematik biçimde bir silah olarak kullanılması yoluyla kırk yılı aşkın süredir devam ediyor.
Yaptırımlar, işçilere yönelen ekonomik savaştır. İlk etkisini en geniş halk kesimleri üzerinde gösterir: enflasyon, kıtlık ve çöken kamu hizmetleri üzerinden. Gıda, ilaç ve yakıt pahalanır. Bankacılık kanalları kapanır. Hükümetler ekonomiyi ayakta tutabilmek için sosyal programlardan kaynak aktarmak zorunda kalır. Amaç basittir: yaşam koşullarını dayanılmaz hale getirerek halkın hükümete düşmanlaşmasını sağlamak ya da hükümetleri teslim olmaya zorlamak.
Bu küresel yaptırım mekanizmasını mümkün kılan araç ise dolar sistemidir. Uluslararası ödemelerin büyük bölümü ABD bankaları veya dolar hesapları üzerinden gerçekleşiyor. Bu da ABD Hazine Bakanlığı’na, yaptırım altındaki ülkelerle iş yapan yabancı bankaları ABD finans sisteminden dışlamakla tehdit etme gücü veriyor.
İran 40 yılı aşkın süredir bu savaşın altında yaşıyor. Küba 60 yılı aşkın süredir aynı durumda ve şimdi Trump yönetiminin enerji ablukasını sıkılaştırmasıyla yakıt kıtlığı ve elektrik kesintileriyle karşı karşıya. Venezuela ise 2015’ten bu yana finansal kuşatma altında; yaptırımlar ülkeyi kredi piyasalarından ve sosyal programları finanse eden petrol gelirlerinden kopardı. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Suriye ve Zimbabve de aynı sistemin hedefi. ABD bugün dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini etkileyen yaptırım programları yürütüyor.
Mart 2026’da petrol fiyatları 100 doların üzerine çıkarken, ABD kendi İran savaşının yol açtığı arz kaybını telafi etmek için Rus petrolüne yönelik yaptırımları sessizce gevşetti. İran’ın sivil ekonomisini on yıllardır boğmak için kullanılan aynı yaptırım mekanizması, Washington’un işine geldiğinde devre dışı bırakıldı. İlke yok. Tutarlılık yok. İşe yaradığı zaman kullanılan, gerekmediğinde bir kenara bırakılan bir silah.
Dolar hegemonyası gerçekte ne işe yarıyor
1971’de Bretton Woods altın sisteminin çökmesinden bu yana, dolar, ABD merkezli finansal piyasalar, bankacılık altyapısı ve siyasi güç ağı sayesinde dünya finansının merkezinde kalmaya devam etti.
Doların hâkimiyeti esas olarak petrol fiyatlamasıyla ilgili değildir. Bu yaklaşım bazı unsurları abartır, bazılarını ise gözden kaçırır. Asıl güç finansal piyasalarda yatar.
Dolar, dünyanın rezerv para birimidir, yani uluslararası borçların büyük kısmının ihraç edildiği ve merkez bankalarının rezervlerinin önemli bölümünü tuttuğu para birimi. Bu durum, söz konusu rezervleri el koyma riskine açık hale getirir. Aynı zamanda küresel finansal işlemlerin büyük bir bölümü dolar üzerinden gerçekleşir ve bu sistem, dünyanın en derin ve en likit finansal piyasaları tarafından desteklenir.
Küresel finans sistemi bir para birimi etrafında kurulduğunda, sistem kendi kendini yeniden üretir. Bankalar onu kullanır, şirketler o para birimi üzerinden borçlanır ve hükümetler rezervlerini o para biriminde tutar. Bu da başka bir para biriminin onun yerini almasını son derece zorlaştırır.
Bu sistemden uzaklaşmak güçtür ve bugüne kadar hiçbir ülke ya da blok, onun yerini alabilecek kadar derin finansal piyasalar kurabilmiş değildir. Yirmi yılı aşkın süredir var olmasına rağmen euro bile bu konuda sınırlı ilerleme kaydedebilmiştir.
Bu durum ABD hükümetine, başka hiçbir devletin aynı ölçekte kullanamayacağı bir araç sağlar. Uluslararası ödemelerin büyük bölümü dolar sistemine bağlı bankalar üzerinden geçtiği için Washington, herhangi bir ülkeyi ya da onunla iş yapan herhangi bir bankayı küresel finans sisteminden dışlamakla tehdit edebilir. Bu tehdit inandırıcıdır. Avrupa, Asya ve Latin Amerika’daki bankalar ABD yaptırımlarına kendi yasaları gerektirdiği için değil, uymadıkları takdirde dünya parasının büyük kısmını yöneten ABD bankacılık sisteminden dışlanma riski nedeniyle uyar.
Sonuç olarak ABD dış politikası, Washington’daki bir masa başından ekonomileri boğma kapasitesine sahip olur. Yaptırım altındaki ülkelerde işçiler bunun bedelini enflasyon, kıtlık ve işsizlikle öder. Diğer ülkelerdeki işçiler ise dolar cinsinden borçları ve Uluslararası Para Fonu koşullarını karşılamak için dayatılan kemer sıkma politikalarıyla bedel öder.
Bu sistem, modern emperyalizmin finansal altyapısı olarak işlev görür.
Yuan tartışması gerçekte ne anlama geliyor
Tek başına yuan ile ödeme yapılması, doların hâkimiyetine meydan okumaz. Petrol yuan üzerinden faturalandırılsa bile, küresel petrol fiyatı hâlâ dolar piyasalarında belirlenir.
Ancak bu gelişme daha dar ama daha somut bir şeye işaret eder: dolar sistemini baypas eden ödeme altyapılarının kurulması.
Eğer İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için yuan ile ödeme şartı koyabilir ve bu durum tek seferlik bir çözüm olmaktan çıkıp düzenli bir uygulamaya dönüşürse, İran ve ticaret ortaklarının ödemeleri ABD bankacılık sistemi üzerinden geçirmek zorunda kalmadan gerçekleştirmesinin önü açılır. Bu altyapı daha sonra genişletilebilir: diğer işlemleri gerçekleştirmek, kredi sağlamak ve yaptırımların giderek daha zor uygulanacağı finansal ilişkiler kurmak için kullanılabilir.
Bu mekanizma zaten mevcut. Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS), bankaların işlemleri ABD bankacılık sistemi üzerinden geçirmeden sonuçlandırmasına imkân tanıyan bir kanal sunar. Çinli ve İranlı bir banka arasında CIPS üzerinden gerçekleştirilen bir işlem, yaptırımların devreye girdiği kritik nokta olan ABD muhabir bankalarına hiç uğramaz. Dolar hareketi olmaz. ABD’li hiçbir kurum sürece dahil olmaz. İşlem tamamen Çin’in finansal sistemi içinde gerçekleşir. İran bankaları da elde ettikleri yuanı, ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırım mekanizmasının erişimi dışında kalarak Çin’den mal, makine veya ilaç almak için kullanabilir.
Washington işte bu yüzden alarmda. Doların çökmek üzere olmasından değil, dolar dışı ödeme altyapısının her genişlemesinin ABD’nin ekonomik savaş kapasitesini azaltma potansiyelinden dolayı. Bu, yaptırım altındaki ülkelerin ABD’nin kontrol ettiği sisteme dokunmadan ticaret yapabilmesi, ilaç ithal edebilmesi, petrol satabilmesi ve ödeme alabilmesi anlamına gelir.
İran için, kırk yılı aşkındır süren yaptırımların ardından bu son derece önemli. ABD’nin finansal kuşatması altında yaşayan Venezuela, Küba ve diğer tüm ülkeler için de bu emsal büyük önem taşıyor.
Savaş, İran’a koz verdi
Hürmüz Boğazı, yani dünyanın petrol sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolu üzerindeki coğrafi üstünlük her zaman stratejik bir gerçekti. Değişen şey, ABD’nin İran’a karşı saldırı savaşı başlatmasının, Tahran’a bu avantajı aktif biçimde kullanmak için bir neden ve şartlar dayatabilecek kadar güçlü bir müzakere pozisyonu vermesidir.
ABD’deki yönetici sınıf, askeri gücün kırk yıllık yaptırımların başaramadığını başaracağını, yani İran hükümetini yıkıp yerine uyumlu bir yönetim kuracağını hesap etti. Ama onun yerine İran’ın eline koz verdi.
Finansal hâkimiyeti askeri güçle pekiştirme girişimi, her ikisini de aşındıran baskıları hızlandırabilir.
İşçiler açısından riskler
Ancak gidişatın yönü önemli. Dolar sistemini baypas eden her yeni ödeme hattı, ABD’nin ekonomik savaş uygulama kapasitesinde bir azalma anlamına gelir. Ödemelerini ABD dolar sisteminden geçirmeden gerçekleştirebilen her ülke, yaptırımlar altında boğulmak yerine hayatta kalabilir.
Bu durum, dünya genelindeki işçiler için doğrudan önem taşıyor. Dolar sistemi bir zorlayıcı araç olarak, Küresel Güney’de onlarca yıl süren yapısal yoksulluk ve kemer sıkma politikaları üretmiştir. Bu sistemin aşınması soyut bir mesele değildir. Bu, ABD yönetici sınıfının “çizgiden çıkan” hükümetleri disipline etmek için elindeki araçların somut biçimde azalması demektir: petrolünü kamulaştıran, işçilerini destekleyen ya da ekonomisini emperyal finansın boyunduruğuna sokmayı reddeden ülkeleri cezalandırma kapasitesinin zayıflaması anlamına geliyor.
Bunun sonuçları bugün Küba gibi yerlerde açıkça görülüyor. ABD’nin petrol sevkiyatlarına yönelik baskıyı artırması, yakıt kıtlığına, uzun süreli elektrik kesintilerine ve ada genelinde ulaşım, gıda dağıtımı ve sağlık hizmetlerinde aksamalara yol açtı.
İran’a karşı yürütülen savaş, bu sistemi koruma savaşıdır. Washington ekonomilerini emperyal finansın çıkarlarına tabi kılmayı reddeden ülkeleri disipline etmek onlarca yıldır yaptırımları, finansal ablukaları ve doların gücünü kullanıyor. Askeri güç ise aynı stratejinin maskesiz hali.
İran’ın yuan hamlesi sistemi tek başına yıkmaz. Ancak sistemi baypas eden her ödeme kanalı, ABD’nin ekonomik savaş araçlarının erişimini zayıflatır ve bir ülkeyi açlığa zorlayarak teslim alma stratejisini daha zor hale getirir.
İran için, Küba için, Venezuela için ve yaptırım tehdidi altında yaşayan tüm ülkeler için bu kritik önemdedir.
Söz konusu olan, ABD’nin küresel finansı bir savaş aracı olarak kullanma kapasitesi.
Kaynak link: https://mronline.org/2026/03/18/iran-the-yuan-and-the-dollar-sanctions-system/
* * *
Pepe Escobar: Petrodolarda kırılma anı
Pepe Escobar, İran savaşı üzerinden çok daha “kırılma anı” vurgusu yapıyor. Ona göre özellikle Hürmüz Boğazı’nın fiilen kontrol altına alınması ve enerji akışının siyasileşmesi, petrodolar sisteminin temelini sarsıyor. Bu sistemin mantığını da şöyle okuyor: 1970’lerden beri petrolün dolar üzerinden fiyatlanması ve petrol gelirlerinin yeniden ABD finans sistemine akması, doların küresel egemenliğini ayakta tutuyordu. Escobar’a göre İran, bu akışı kesintiye uğratarak ya da alternatif anlaşmalarla (örneğin Çin’le) bypass ederek bu düzeni “tersine çevirebilecek” bir hamle yaptı. Bu yüzden savaşı sadece jeopolitik değil, aynı zamanda finansal bir kırılma olarak görüyor ve eğer süreç uzarsa bunun “petrodoların sonunun başlangıcı” olabileceğini söylüyor. Ona göre bu, aynı zamanda ABD’nin küresel hegemonya modelinin çözülmesi anlamına geliyor.
Yanis Varoufakis: Kırılma değil, uzun geçiş
Yanis Varoufakis ise çok daha temkinli ve yapısal bir yerden bakıyor. O da mevcut ekonomik düzenin kriz içinde olduğunu kabul ediyor, hatta bunu 2008 finans krizine kadar geri götürüyor. Ancak dolar sisteminin kolay kolay çökmeyeceğini özellikle vurguluyor. En kritik argümanı şu: doların gücünü sadece ABD değil, aynı zamanda ABD dışındaki büyük aktörler de sürdürüyor. Özellikle Çin gibi ülkelerin devasa dolar rezervleri olduğu için, bu sistemin ani çökmesi onların da çıkarına değil. Bu yüzden “doların tahtan indirileceği” söylemlerine karşı çıkıyor ve ironik biçimde ABD’nin rakiplerinin bile dolar sistemini ayakta tutan faktörler arasında olduğunu söylüyor. Ona göre asıl süreç ani bir çöküş değil, uzun vadeli ve kademeli bir dönüşüm; ülkeler yavaş yavaş rezervlerini çeşitlendirdikçe doların gücü aşınabilir, ama bu bir “kopuş” değil “erozyon” olur.













