Haiti’nin savaşa değil, barışa ihtiyacı var

Dosya Haberleri —

Haiti'nin başkenti Port-au-Prince’de günlük yaşamdan bir kare/foto:AFP

Haiti'nin başkenti Port-au-Prince’de günlük yaşamdan bir kare/foto:AFP

  • Haiti’de diyalogdan söz etmek bile “çete destekçiliği” suçlamasıyla bastırılıyor. Oysa barış süreci adaletten vazgeçmek değildir; doğru kurulursa şiddeti bitirmenin, mağdurların hak ettiği adaleti sağlamanın ve işlemez hale gelmiş devleti yeniden kurmanın ilk adımı olabilir.
  • Louino Robillard’ın dediği gibi: “İnsanlar arasındaki ilişkiyi yeniden kurmak, halkın kendi içindeki güveni, halkın devlete ve ülkenin sistemlerine güvenini geri getirmek… Başlamamız gereken yer burası.” Şiddet devrimci olmayabilir; ama ona verilecek yanıt devrimci olabilir.

Jake Johnston* -Çeviri: Yeni Özgür Politika

Ocak başında Haiti polisi, özel askerî yükleniciler ve Kenyalı güvenlik güçleriyle birlikte Port-au-Prince merkezinde silahlı grupların denetimini kırmak için büyük bir saldırı başlattı. Patlayıcı yüklü dronlar gökten inerken, yerde mermiler kalabalık mahallelerin içine savruldu.

ABD’ye göç etmiş 28 yaşındaki bir Haitili, yerel basına, operasyon sırasında kardeşi, kız kardeşi ve babasının öldürüldüğünü anlattı. Ailesini aylardır daha güvenli bir yere taşımaya çalışıyordu; ancak ev sahipleri, yoksul mahallelerden gelenlere ev kiralamayı reddediyordu. “Bazen çetelerle ilişkilendirilmemek için nereden geldiğimiz konusunda yalan söyledik” dedi. Hükümet “ayrılın” çağrısı yaptı ama çoğunun gidecek yeri yoktu. Ailenin taşınmayı planladığı gün polis saldırıya başladı: Baba ve erkek kardeş evin içindeyken kurşunlarla öldürüldü; ardından düşen bir dron kız kardeşi anında öldürdü. Yerel bir insan hakları örgütüne göre tek bir mahallede yaklaşık 120 kişi öldürüldü; neredeyse yarısı sivildi.

“Çete Bastırma Gücü”

Yıllardır süren şiddet ve yoksullaşma içinde, bedeli ağır olsa da devletin çetelere karşılık vermesi birçok kişiye “nefes alma” umudu gibi göründü. Haftalar süren sert operasyonların ardından polis, şehir merkezindeki önemli bir ticaret alanında yeniden varlık gösterebildi; kısa süreliğine de olsa bir “normalleşme” hissi oluştu.

Yılın ilerleyen dönemlerinde, BM yetkisiyle “Çete Bastırma Gücü”nün daha kapsamlı biçimde konuşlandırılması bekleniyor. Hedef açık: çeteleri öldürmek ve on yıl sonra ilk seçimin önünü açmak. ABD’nin Haiti Büyükelçisi Henry Wooster, Senato’da bu müdahalenin amacını “asgari istikrar”: devletin çökmesini ve ABD kıyılarına kitlesel göçü engellemek olarak tanımladı.

Aid State kitabımda yazdığım gibi, herkes “istikrar” ister ve dış müdahaleler genellikle bu adla yapılır. Ama neredeyse hiç sorulmayan soru şudur: Kimin için istikrar? 2010 depreminden sonra “istikrar” vardı: milyarlarca dolarlık yardım ve 10 bin Birleşmiş Milletler askeri. Peki kim yararlandı? Bugün, depremden 16 yıl sonra, yerinden edilmiş Haitililerin sayısı o dönemle kıyaslanacak düzeyde; kişi başına gelir depremin öncesine göre yüzde 25 daha düşük. Üretilmiş istikrardan Haiti halkı faydalanmadı.

12 milyon nufuslu Haiti, Karayip Denizi'nde, Küba ve Jamaika'nın doğusunda, Hispaniola Adası'nın batısında yer alır ve Dominik Cumhuriyeti ile sınır komşusu.

ABD’nin istikrar anlayışı

Bu kez de ABD’nin istikrar anlayışının Haitililere yarayacağına inanmak için az neden var; daha çok Trump yönetiminin göçmenleri kriminalize etme ve kitlesel sınır dışı politikalarına hizmet ediyor. Geçen hafta, ABD’de yaşayan yüz binlerce Haitilinin yasal statüsünü kaldırma girişimi en azından şimdilik durduruldu. Yönetim ayrıca ülkenin can damarı olan milyarlarca dolarlık havaleleri kesmekle tehdit etti. Mahkemede ABD, GSF konuşlandırmasının “durumun iyileştiğini” gösterdiğini ve Haitililerin Geçici Koruma Statüsü’nün bitirilmesini haklı kıldığını savundu. Yargıç ikna olmadı: Önceki müdahaleler başarısızken GSF’nin kısa sürede başarı göstereceğine dair kanıt bulunmadığını yazdı.

Bu tablo içinde “2026 başındaki” operasyonlar kimin için istikrar sağlayacak? Duvalier diktatörlüğünün 40 yıl önce sona erişini simgeleyen 7 Şubat’ta, son 22 aydır ülkeyi yöneten başkanlık konseyinin görevi bitti. Bu kritik tarih yaklaşırken ve Port-au-Prince merkezindeki operasyonlar sürerken, geçiş sürecinin geleceğine dair siyasi pazarlıklar yürütülüyordu. Başkanlık konseyi üyelerinin çoğunluğu Başbakan Alix Didier Fils-Aimé’yi görevden almaya kalkışınca ABD, üyelerin çetelerle bağlantılı olduğu iddiasıyla girişime katılanların tamamının vizelerini iptal etti. Ardından Dışişleri Bakanı Rubio, başbakanı arayıp görevde kalmasının önemini vurguladı. Dışişleri Bakanlığı, başbakana karşı çıkanların “ağır bedeller” ödeyeceğini söyledi… Konsey’in görevinin bitmesine günler kala bir ABD Donanması gemisi Port-au-Prince açıklarına gönderildi; bu, başbakana destek ve önüne çıkanlara dönük pek de gizlenmeyen bir gözdağıydı.

Haiti ağır bir güvensizlik krizi yaşıyor

Haiti ağır bir güvensizlik krizi yaşıyor; ancak manşet rakamları gerçeğin tamamını anlatmıyor. BM’ye göre 2025’te çete şiddetinde yaklaşık 6 bin kişi öldürüldü; bu, Haiti’yi dünyanın en tehlikeli ülkeleri arasına itiyor. Aynı verilere göre ölümlerin yüzde 60’ından polis sorumlu ve polis, öldürdüklerinin yaklaşık yüzde 90’ının “çetelerle bağlantılı” olduğunu iddia ediyor. Ama bunun anlamı belirsiz: Bu yılki operasyonların gösterdiği gibi “çeteyle bağlantı”, bazen yalnızca çetelerin yönettiği bir mahallede yaşamak demek.

Büyükelçi Senato’da yaklaşık 12 bin üye bulunduğunu, bunların 3 bininin “iyi silahlanmış” olduğunu söyledi. Bu sayı, polisin son bir yılda öldürdüğünü öne sürdüğü “çete üyesi” sayısından bile az. Yetkililerin “Çete Bastırma Gücü” ile daha da sertleştirmeyi planladığı strateji işlemiyor. Deprem sonrası dönemin gösterdiği gibi: Yabancı asker ve artan yardım kısa vadeli bir sükûnet yaratabilir; ancak bu eşitsizlik ve demokratik yönetim eksikliği üzerine kurulu sürdürülemez bir düzeni pekiştirerek bugünkü istikrarsızlığı kaçınılmaz kılar.

Başka bir yol var: Haiti’nin savaşa değil, barışa ihtiyacı var. Diyalogdan söz etmek bile “çete destekçiliği” suçlamasıyla bastırılıyor. Oysa barış süreci adaletten vazgeçmek değildir; doğru kurulursa şiddeti bitirmenin, mağdurların hak ettiği adaleti sağlamanın ve işlemez hale gelmiş devleti yeniden kurmanın ilk adımı olabilir. Yerel bir barış örgütünün anketi, çete kontrolündeki toplulukların sakinleri ve kamplarda yaşayanların çoğunluğunun, daha sert operasyonların yerine ya da yanında diyalog kanallarının açılmasını desteklediğini gösterdi.

Geçiş dönemi adaleti aynı zamanda pratik bir zorunluluk: Silahlı gruplardakilerin yarıdan fazlası 18 yaş altı çocuklar. İşleyen bir yargı sistemi yok, cezaevi kapasitesi yok; yüz binlerce sivil de silahlı grupların kontrol ettiği mahallelerde yaşıyor. Mevcut politika onları düşman gibi görüyor; bazı yerlerde insanlar, tüfekli komşudan çok polis dronundan korkuyor. Üstelik silahlı grupları besleyen siyasi ve ekonomik aktörlerin rolü kabul ediliyor; ama “ölüm”, bu sistemi nasıl işlettiklerine dair tanıklığı da yok ediyor. Cezasızlığın bitmesi ölümle değil, hakikatle başlamalı.

Kalıcı istikrar, silahın namlusuyla dayatılamaz

Başarılı bir barış için mağdurlar merkezde olmalı: etkilenen topluluklar, mağdur dernekleri ve sivil toplum, acil ihtiyaçları ve uzun vadeli öncelikleri belirlemeli. Tazminat; maddi destek, ruh sağlığı hizmeti ve iş olanaklarının yanı sıra kamusal işleri, altyapının -hastaneler, okullar, pazarlar, yıkılan evler- yeniden inşasını içermeli. Kamu hizmetleri tüm Haitililere, özellikle uzun süre devlet temsilinden koparılmış alanlara ulaşmalı. Cezasızlığı bitirmek için hakikat komisyonu ve silah bırakma/tanıklık programları gibi somut adımlar gerekir; en büyük engel siyasi iradedir. Kalıcı istikrar, silahın namlusuyla dayatılamaz.

Silahlı gruplar birçok yerde uyuşturucu, haraç, kaçırma gibi alanlarda kârlı suç işletmelerine dönüştü; silah bırakma teşviki zayıf görünüyor. Yine de çete liderleri ve tabanla çalışan sosyal hizmet uzmanları ve sağlıkçılar uygun güvenceler ve hizmet üretmesi halinde barış ihtimalinin sanıldığı kadar uzak olmadığını aktarıyor.

Kapalı kapılar ardında politikacılar diyalog ve geçiş adaletinin gereğini kabul ediyor; ama “daha sonra” diyorlar: daha fazla asker gelsin, istikrar sağlansın, sonra. Oysa tarih şunu gösteriyor: Dış güçlerin meşrulaştırdığı siyasi aktörler, yabancı birlikleri krizin kök nedenlerini çözmek için değil, kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için kullanır.

Barış bir süreçtir: yalnız şiddetin yokluğu değil; okulların, sağlığın, fırsatın varlığıdır -yalnız başkentte değil tüm ülkede. Barış, ilişkileri yeniden kurmak ve güveni geri getirmekle başlar. Louino Robillard’ın dediği gibi: “İnsanlar arasındaki ilişkiyi yeniden kurmak, halkın kendi içindeki güveni, halkın devlete ve ülkenin sistemlerine güvenini geri getirmek… Başlamamız gereken yer burası.” Şiddet devrimci olmayabilir; ama ona verilecek yanıt devrimci olabilir.

* Jake Johnston, Washington DC’deki Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi’nde (CEPR) Haiti konularını yazan araştırma görevlisi.

The Nation’dan kısaltılarak alındı.

Kaynak link: https://www.thenation.com/article/world/haiti-crisis-military-intervention/

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.