- Kerboran'da Bilal Gezer ve Sinan Toprak'ın katledilmesine ilişkin 12 yıl sonra açılan davada şekli bir yargılama yürütüldü ve 3. duruşmada beraat verildi.
Mêrdîn’in Kerboran (Dargeçit) ilçesinde 6-8 Ekim Kobanê protestolarının devam ettiği 7 Ekim 2014'te DAİŞ/Hizbulkontra yanlıları tarafından gerçekleştirilen saldırılarda Bilal Gezer ile Sinan Toprak’ın katledilmesi, Veysi Demir’in de yaralanmasına ilişkin 12 yıl sonra açılan davada sanıklar beraat ettirildi. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, henüz davanın üçüncü duruşmasında “Kasten öldürme” ve “Kasten yaralama” suçlarından yargılanan sanıklar hakkında verdiği kararını “delil yetersizliği” iddiasına bağladı. Müşteki tarafının tüm taleplerini ilk duruşmadan itibaren reddeden mahkeme heyetinin alelacele verdiği karara tepki gösterildi.
MA'ya konuşan dosya avukatlarından Erdal Kuzu, dosyanın daha soruşturma aşamasından itibaren etkisiz bırakıldığını belirterek, “Aradan 12 yıl geçtikten sonra bir iddianame hazırlandı ve dava açıldı. Bu çocukların yaşamını yitirdiği tarihten itibaren savcılığın çok etkisiz, hatta hiç soruşturma yürütmediği ortadadır. Deliller toplanmadı, delillere ulaşmak için herhangi bir çaba gösterilmedi. Dosya adeta atıl bırakıldı. Soruşturma makamı maddi gerçeği ortaya çıkarması gerekirken sadece şekli davrandı. Dosya yıllarca sürüncemede bırakıldı. Sonrasında hangi gerekçelerle hazırlandığını bilmediğimiz bir iddianame Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi” dedi.
Failleri koruma zırhı
Yargılama sürecinin de soruşturma sürecine benzer şekilde yürütüldüğünü ifade eden Av. Kuzu, şunları söyledi: “Midyat Ağır Ceza Mahkemesi bir ceza dosyası açısından oldukça kısa sayılabilecek bir sürede, üç celsede davayı beraat kararıyla sonuçlandırdı. Mahkeme heyeti de soruşturmayı yürüten savcılık gibi herhangi bir delil toplama işlemine girişmedi. İddianamedeki iddialar ve sanıkların savunmaları üzerinden hareket ederek hüküm kurdu. Katılanların, ailelerin ve avukatların gerçeğin ortaya çıkarılması için yaptığı talepler gerekçe gösterilmeden reddedildi. Bu da mahkemenin dosya hakkında bir an önce karar vermek istediği izlenimi gösteriyordu. Yargılama süreci de bu şekilde sonuçlandı. Görünen o ki; devlet içerisindeki bazı güçler bu çocukları öldüren kişilere ilişkin bir koruma zırhı oluşturmak istemiş ya da faillere ulaşılmasını engelleyecek delillerin ortadan kaldırılmasına göz yummuştur.”
Faillerin korunmasına savcılığın sessiz kalmasının farklı nedenleri olabileceğine işaret eden Av. Kuzu, “Ya korumak istemiştir ya cinayetten haberdardır ya da işlenmesinde rızası vardır” diyerek, dosyada gizlilik kararı verilmesinin de bunun göstergelerinden biri olduğunu söyledi. Soruşturma sürecinde savcılık tarafından dosyanın gizli tutulup, ailenin süreçten dışlandığını ifade eden Av. Kuzu, savcılığın usule aykırı işlemlerinin mahkeme tarafından da sürdürüldüğünü vurguladı.
Siyasi iradeye bağlı
Bu tür yaşam hakkını konu alan dosyalarda gerçeğin bütün boyutlarıyla ortaya çıkması için siyasi iradenin ortaya konulması gerektiğine dikkat çeken Av. Kuzu, “Mahkeme inisiyatif almaktan çekindi. Davanın genişletilmesinden uzak durdu ve şekli bir yargılama yürüttü. Bu nedenle gerçek ortaya çıkmadı. Yargılama süreci esasen beraatı hedefledi ve karar da bu doğrultuda verildi" diye konuştu.
Siyasi cinayetleri kapsamıyor
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in “faili meçhul” dosyaların aydınlatılacağı yönündeki açıklamalarını hatırlatan Av. Kuzu, şunları söyledi: “Anladığımız kadarıyla bu yaklaşım siyasi saiklerle işlenmiş cinayetleri kapsamıyor. Bu dosya, Türkiye’de uzun yıllardır sürdürülen cezasızlık politikasının yeni bir örneği oldu. Bu tür davaların çözümü ancak siyasal irade ve siyasal yöntemlerle mümkündür. Siyasi irade ortaya konulmadığı sürece mahkemeler çekingen davranmaya devam edecektir. Bu davada aynı zaman da bunu gördük.”
Kuzu, karara karşı İstinaf yoluna başvuracaklarını söyledi. MÊRDÎN