Bir medeniyet krizi olarak Teknofaşizm
Dosya Haberleri —

Alex Karp/foto:AFP
Palantir'in Teknofaşist Manifestosu: Post-Demokratik Çağın ilanı mı? (2)
- Palantir, değişik işgallerin yarattığı "güvenlik açığı" ortamında, 2003 yılında CIA'in In-Q-Tel fonuyla kuruldu. Şirket, kendi varlık sebebini oluşturan kaosu, şimdi "Bakın dünya ne kadar tehlikeli, daha fazla AI silaha ihtiyacımız var" demek için kullanıyor. Bu, yangını çıkaran kundakçının, alevlerin arasında size hortum satması.
- Amaç, sürekli bir tehdit ortamı yaratarak, güvenliği özelleştiren bir teknofeodal/teknofaşist düzen kurmak. Bu manifesto, post-demokratik çağın resmi ilanı. Buna karşı tek panzehir, bu dili deşifre etmek ve veriyi, güvenliği ve siyaseti bu teknofeodal/teknofaşist lordların elinden alacak yeni bir demokratik kamusallık inşa etmek.
Derleme: Rewşan Deniz - Çeviri: Yeni Özgür Politika
Dosyamızın birinci bölümünde; ABD merkezli veri analitiği ve savunma teknolojileri şirketi Palantir'in, 18 Nisan 2026 tarihinde resmi X hesabından paylaştığı 22 maddeye yer vermiştik. Bu maddeler, şirketin CEO'su Alex Karp ile Nicholas G. Zamiska'nın birlikte kaleme aldığı The Technological Republic: Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West adlı kitaptan alınmıştı. Özetle, teknoloji dünyasının savunma, kamu hizmetleri ve ulusal güvenlik alanlarında çok daha fazla "sorumluluk" üstlenmesi gerektiğini savunan bu metin, yayınlandığı anda büyük tartışma yarattı.
Kamuoyunda kısa sürede 'Tekno-Faşist Manifesto' olarak anılmaya başlanan ve The Technological Republic (Teknolojik Cumhuriyet) başlığıyla duyurulan bu liste, pek çok farklı kesimin sert itirazıyla karşılaştı. İlk bölümde, söz konusu 22 maddeyi olduğu gibi aktardıktan sonra, Yunanistan eski Maliye Bakanı ve Teknofeodalizm kitabının yazarı Yanis Varoufakis'in bu maddelere insani perspektiften verdiği alaycı yanıtlara da yer vermiştik.
İkinci bölümde ise manifestonun içeriği ile Varoufakis'in eleştirileri arasındaki gerilimden yola çıkarak, bu olgunun ne anlama geldiğini derinlemesine analiz ediyoruz.
1. Çarpıtmanın zirvesi: Soft Power'ı aslında kim öldürdü?
Manifestonun 4. maddesi "Soft power’ın (yumuşak gücün) sınırları ortaya çıktı" derken, tarihin en büyük gaslighting (gerçekliği tersine çevirme) operasyonlarından birini yürütüyor. Yumuşak gücü bitiren, bizzat Palantir'in beslendiği sert güç politikaları oldu.
Brown Üniversitesi "Costs of War" (Savaşın Maliyeti) Projesi'ne göre, 11 Eylül sonrası Irak ve Afganistan işgalleri, El Kaide'yi yok etmedi; aksine IŞİD'i doğurdu ve anti-Amerikancılığı küresel ölçekte patlattı. Palantir, tam da bu işgallerin yarattığı "güvenlik açığı" ortamında, 2003 yılında CIA'in In-Q-Tel fonuyla kuruldu.
Sonuçta, şirket, kendi varlık sebebini oluşturan kaosu, şimdi "Bakın dünya ne kadar tehlikeli, daha fazla AI silaha ihtiyacımız var" demek için kullanıyor. Bu, yangını çıkaran kundakçının, alevlerin arasında size hortum satması.
2. Kamunun yağmalanması: Gerçek borç kime?
Manifestonun 1. maddesindeki "Silikon Vadisi'nin ulusal savunmaya ahlaki borcu var" ifadesi, gerçek borç ilişkisini tersine çeviriyor. Mariana Mazzucato'nun Girişimci Devlet tezinde detaylandırdığı gibi, Silikon Vadisi'nin tüm temel taşları kamu fonlarıyla döşenmiştir: ARPANET (İnternet) DARPA fonuyla yaratıldı; GPS, Siri, Dokunmatik Ekran gibi buluşlar tamamen Pentagon ve NASA fonları, yani halkın vergileri ve halktan çalınanlar ile ortaya çıktı; Palantir'in sermayesi tamamen CIA'in In-Q-Tel fonu idi.
Palantir'in cirosunun ezici çoğunluğu hükümet kontratlarından (Pentagon, CIA, ICE, polis teşkilatları) geliyor. Şirket, "devlet daha sert olsun, daha fazla yapay zekâ silahı alsın, kamu personeli küçülsün" dediğinde, aslında doğrudan kendi bilançosunu büyütecek bir kamu politikası dönüşümü talep etmektedir. Bu, Lockheed Martin'in "Daha fazla F-35 alın" diye lobi yapmasının çok daha ötesinde, devletin işleyiş DNA'sını değiştirme girişimi.
Buna rağmen Palantir, 2025 yılında 1,6 milyar dolar net kâr elde ederken federal gelir vergisi olarak 0 dolar ödemiştir. Dolayısıyla asıl borç, halkın vergileriyle finanse edilen teknoloji elitlerinin halka olan borcudur. Manifesto, bu borcu "ulusal güvenlik hizmeti" adı altında halkın mahremiyetini yok ederek ve halkın çocuklarını savaşa sürerek tahsil etmeyi önermekte.
3. Epstein dosyaları: "Arzulanan Dünya"ya dair fanteziler
2025-2026 yıllarında Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Epstein dosyaları, bu manifestonun tesadüfi bir çıkış olmadığını, belirli bir elit çevrenin uzun vadeli fantezisinin ürünü olduğunu kanıtlamakta.
Palantir'in kurucusu Peter Thiel, Epstein ile 2014-2019 yılları arasında 2.200'den fazla e-posta alışverişinde bulunmuş, Epstein'ı "büyük dost" olarak anmış ve ondan Valar Ventures fonuna 40 milyon dolarlık yatırım almış.
Thiel'in 2009 tarihli ünlü makalesindeki "Artık özgürlük ve demokrasinin uyumlu olduğuna inanmıyorum" sözleri, manifestonun çoğulculuk karşıtı ve kültürel hiyerarşiyi savunan 21. ve 22. maddeleriyle birebir örtüşmekte.
Bu çevreler için demokrasi, bir avuç "aydınlanmış" yani kafasına fakirlerin erişemeyeceği oksijen girmiş girişimcinin (kendileri) iktidarını sınırlayan bir oksimorondur. Amaç, sürekli bir tehdit ortamı yaratarak, güvenliği özelleştiren bir teknofeodal/teknofaşist düzen kurmak.
4. Anti-Kolonyal teşhis doğrulanıyor: Palantir’e göre "Batı" yıkım ve barbarlıktan ibaret
Manifestonun en çarpıcı bölümü, Edward Said ve Frantz Fanon gibi anti-kolonyal düşünürlerin yıllardır söylediklerini açıkça itiraf etmesi. Batı medeniyeti adına konuştuğunu iddia eden bu metin, "üstün kültür" mitini yeniden canlandırırken, Batı'nın özünde ne olduğunu ifşa ediyor: kaynakların ve verinin talanı olarak sömürü; hedef gözetmeksizin öldürebilen otonom silahlar şeklinde yeni barbarlık; ve kültürel ve ırksal hiyerarşilerin meşrulaştırılması olarak yeni faşizm.
Manifestonun Almanya ve Japonya'nın "pasifizminin bitirilmesi" çağrısı, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan anti-faşist dünya düzenine açılmış bir savaş. Bu, sadece bir şirketin değil, küresel sermayenin en saldırgan fraksiyonunun, post-1945 uzlaşısını yırtıp atma girişimi.
5. Klasik şirket lobiciliğinden küstah devlet yapıcılığa sıçrayış
Palantir'in manifestosunun belki de en sinsi yönü, şirketin kendisini yalnızca bir "tedarikçi" veya "danışman" olarak değil, bizzat devletin yeniden yapılandırıcısı, Anayasa yazıcısı olarak konumlandırması. Bu durum, özellikle 8. maddede billurlaşıyor. Palantir burada iki şeyi aynı anda yapıyor: Şirket, devlet memurluğunu "rahiplik" metaforuyla küçümseyerek, kamu hizmeti idealini ayrıcalıklı ve tembel bir kastın sığınağı olarak resmediyor ve bu küstah hakbendeciliğini “ulusal güvenliğe ahlaki borç” ile gerekçelendiriyor. Ancak pratikte bu, seçilmiş hükümetin yetki alanına silahlı bir müdahale niteliğinde. Yani, bir teknofaşist darbe manifestosu.
Palantir burada kendini "devletin aklı" olarak konumlandırmaktadır. Şirkete göre ideal devlet, empatiden ve psikolojiden arındırılmış (Madde 10), Palantir yazılımlarıyla karar alan ve Palantir'in onayladığı "özel sektör kafalı" elitlerce yönetilen bir aygıttır. Kamu görevlileri ise ya bu yeni düzene entegre olacak ya da "kitlesel olarak işten çıkarılacak".
Bu, Amerikan siyasetini zehirlemiş olan klasik lobiciğin, ortadan kalkmak yerine daha da arsızlaşmasıdır. Klasik askeri-endüstriyel kompleksten de farklı. Eisenhower'ın uyardığı eski kompleks, silah satmak için savaş çığırtkanlığı yapardı. Palantir'in 2026 modeli ise çok daha iddialıdır. Eskiden: "Daha çok tank al," diyen, şimdi: "Kamu personel rejimini değiştir, savunma doktrinini değiştir, kültürel politikayı değiştir, dini hoşgörü anlayışını değiştir ve tüm bunları yaparken bize vergi de sorma," diyor.
Bu, yasal olarak bir "lobi faaliyeti" olarak tanımlanabilir; ancak ahlaki ve demokratik açıdan son derece ağır bir haddini aşma örneğidir. Palantir, bu manifesto ile yalnızca bir ürün kataloğu sunmamış, aynı zamanda teknofaşist bir anayasa taslağı yayınlamıştır. Bu anayasada, egemenlik halka veya onun seçilmiş temsilcilerine değil, veriyi ve şiddet araçlarının yazılımını kontrol eden bulut lordlarına ait.
Post-Demokratik çağın ilanı
Palantir'in 22 maddelik manifestosu, bir şirket strateji belgesinden çok daha fazlasıdır. Bu metin, liberal demokrasinin iflasının ve onun enkazı üzerinde yükselen teknofaşizmin kuruluş manifestosudur. Bu teknofaşist darbe manifestosunda:
1. Devlet ve sermaye arasındaki çizgi silinmiştir: Palantir artık sadece devlete hizmet satan bir taşeron değildir; devletin bizzat kendisini (ordusunu, istihbaratını, göç politikasını) yönetme iddiasında.
2. Savaş kalıcıdır ve kârlıdır: "Sonsuz barış" hayali yerini, sürekli bir "AI ile caydırıcılık" ve düşük yoğunluklu çatışma haline bırakmıştır. Bu durum, Palantir gibi şirketler için sınırsız bir gelir kapısı.
3. Halk, veri üreten serflerdir: Vatandaşlık kavramı erimektedir. İnsanlar, verileri yağmalanan, mahremiyetleri yok edilen ve gerektiğinde "ulusal hizmet" adı altında savaşa sürülen dijital serflere dönüşmekte.
Varoufakis'in alaycı yorumu bu yüzden bu kadar yankı buldu. Bu manifesto, post-demokratik çağın resmi ilanı. Buna karşı tek panzehir, bu dili deşifre etmek ve veriyi, güvenliği ve siyaseti bu teknofeodal/teknofaşist lordların elinden alacak yeni bir demokratik kamusallık inşa etmek.
https://www.ozgurpolitika.com/haberi-teknofasizmin-maskesi-210565
BİTTİ







