Trump’ın İran’la barışa ihtiyacı var
Dosya Haberleri —

Tahran /foto:AFP
Washington ile Tahran’ın karşılıklı taviz vermesi şart; ayrıca mevcut takvimin de uzatılması gerekiyor. Ama siyasi irade varsa, çözüm yolu açık
- İran, son bir yıl içinde ABD ve İsrail tarafından iki kez hedef alındığı için nükleer silah seçeneğinden vazgeçmeye mesafeli yaklaşabilir. İran’ın savaş tazminatı talebinden vazgeçmesi gerekiyor; çünkü ABD’nin bunu kabul etmesi gerçekçi değil.
- Birincisi, sadece İran değil Washington da taviz vermek zorunda. İkincisi, Trump’ın 22 Nisan’daki ateşkes takvimini uzatması. Üçüncüsü ise görüşmeler sürerken Trump’ın Netanyahu’yu frenlemesi…
Rajan Menon * - Çeviri: Yeni Özgür Politika
İslamabad’daki görüşmelerin, ABD-İsrail’in İran’la yürüttüğü savaşı sona erdirememesi aslında pek şaşırtıcı değildi. Washington’un 15 maddelik önerisiyle Tahran’ın 10 maddelik karşı planı arasındaki uçurum oldukça derindi. İran’ın uranyum zenginleştirmesini sınırlayan 2015 tarihli Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) iki yılı aşkın bir müzakere sürecinin ürünüydü; üstelik temelleri 2003’e kadar uzanıyordu. Buna karşılık ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, nükleer dosyanın da masada olduğu bu kritik görüşmeler için İslamabad’da bir günü bile doldurmadan masadan kalktı.
Vance masadan neden kalktı?
Asıl dikkat çekici olan ise Vance’in başarısızlığa getirdiği yorumdu: İran’ın ABD’nin şartlarını reddettiğini söyledi. Oysa 8 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkesin ardından sahadaki tablo, Washington’a şart dayatma imkânı tanımıyordu; İran geri adım atmamıştı. Buna rağmen Vance de, patronu Donald Trump da, İran’ın yenildiği ve ABD’nin taviz vermek zorunda olmadığı varsayımıyla hareket ediyor gibiydi.
Vance’in Washington’a dönüşünün ardından Trump, alışıldık şekilde tansiyonu hızla yükseltti ve Hürmüz Boğazı üzerinden İran limanlarına giden ya da bu limanlardan çıkan tüm gemilere deniz ablukası uygulamaya başladı. Abluka, fiilen savaş ilanı anlamına geliyor; dolayısıyla durum zaten son derece kırılgan. İran’ın petrol ihracatının engellenmesine karşılık, daha önce de tehdit ettiği gibi ABD yanlısı Körfez monarşilerinin enerji altyapısını hedef alması halinde tablo hızla ağırlaşabilir. Böyle bir senaryo, petrol, dizel, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve diğer kritik emtia fiyatlarını sert biçimde yukarı çeker. Ardından Trump’ın İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatması ve İsrail’in de buna katılması kuvvetle muhtemel. Bu da topyekûn savaşın geri dönmesi demek. Bu yüzden müzakerelerin yeniden başlaması aciliyet arz ediyor.
Olasılıklar…
Peki bundan sonra ne olabilir? Neyse ki taraflardan hiçbiri kapıyı tamamen kapatmış değil. Ayrıca Pakistan ve Mısır gibi arabulucular, Tahran ile Washington arasındaki mesafeyi kapatmak için perde arkasında yoğun çaba yürütüyor. Her iki tarafın da yeni bir savaşı önlemek için güçlü gerekçeleri var.
Trump, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve ekibinin “İran’a yönelik bir saldırının rejimi çökerteceği” yönündeki sistematik telkinlerine güvenerek girdiği çıkmazın daha da derinleşeceğinin farkında. Enflasyon yükseliyor, zaten zayıf olan anket sonuçları daha da geriliyor ve ara seçimler yaklaşıyor. İran ise son derece ağır bir saldırıyı göğüsledi; ancak çatışmalar yeniden başlarsa uğradığı yıkım daha da büyüyecek, yeniden inşa süreci zorlaşacak ve geçmişte geniş çaplı toplumsal huzursuzluklara yol açan ekonomik sıkıntılar uzayacak.
Tüm bu koşullar diplomasinin yeniden devreye girmesi için uygun bir zemin sunuyor. Ancak bunun için uygulanabilir bir çerçeve gerekiyor. Önerdiğim çerçeve elbette her başlığı kapsamıyor - örneğin İran’ın balistik füze programı hâlâ ayrı bir sorun alanı - fakat en azından taraflar arasındaki temel anlaşmazlık noktalarına odaklanıyor.
Uranyum zenginleştirilmesi…
Öncelikle ABD’nin, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf bir ülke olarak sahip olduğu, barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkını tanıması gerekiyor. Bu faaliyet, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetimi altında yürütülmeli ve zenginleştirme oranı, 2015’teki JCPOA’da olduğu gibi %3,67 ile sınırlandırılmalı. Buna ek olarak, UAEA’nın hem uzaktan hem sahada denetim yapması ve İran’ın santrifüj kaskadlarının sökülerek depoya kaldırılması öngörülüyor.
İran ise bir adım daha ileri giderek, Washington’un talep ettiği 20 yıllık moratoryumu kabul etmek yerine, kendisinin önerdiği azami beş yıllık sürenin ötesinde zenginleştirme yapmayacağını taahhüt edebilir. Trump’ın 2018’de JCPOA’dan çekilmesinin ardından, anlaşma kapsamında kaldırılan yaptırımları yeniden devreye sokması ve hatta sertleştirmesi, Tahran’ın kendisini bu sınırlamalara bağlı hissetmemesine yol açmıştı. Bugün İran’ın elinde %60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyum bulunuyor. ABD’nin bu stokun tamamen ortadan kaldırılmasında ısrar etmek yerine, uluslararası denetim altında seyreltilmesini kabul etmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir. Bu çerçevede yapılacak bir zenginleştirme anlaşması 20 yıl süreyle geçerli olabilir ve tarafların mutabakatıyla uzatılabilir.
İran’ın resmi bir taahhüdü mümkün mü?
Önerdiğim çerçeveye göre İran, nükleer silah geliştirmeyeceğine dair yazılı bir taahhütte bulunmalı. Bu, 28 Şubat’ta ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybeden Ayetullah Ali Hamaney’in bu yöndeki dini-siyasi çizgisiyle de uyumlu. İran yönetimi zaten sık sık bu ilkeye atıf yapıyor; dolayısıyla bunu resmî bir taahhüde dönüştürmesi mümkün olmalı. Hamaney’in ölümünün ardından İran Dışişleri Bakanı, Tahran’ın tutumunda köklü bir değişiklik beklemediğini ifade etmişti. Ancak yerine geçen oğlu Mücteba’nın da bu yasağı açık biçimde teyit etmesi süreci güçlendirebilir. Buna paralel olarak İsrail’in de, ABD ve BM Güvenlik Konseyi üyelerinin güvencesi altında, İran’a karşı asla nükleer saldırı başlatmayacağına dair bir taahhüt vermesi gerekir.
İran, son bir yıl içinde ABD ve İsrail tarafından iki kez hedef alındığı için nükleer silah seçeneğinden vazgeçmeye mesafeli yaklaşabilir. Bu yüzden çerçevenin diğer unsurları güçlü teşvikler içeriyor.
Örneğin İran’ın savaş tazminatı talebinden vazgeçmesi gerekiyor; çünkü ABD’nin bunu kabul etmesi gerçekçi değil. Buna karşılık Washington, birincil ve ikincil tüm yaptırımları kaldırmalı ve dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmalı.
Tahran’ın “zararsız geçiş” ilkesi…
Ayrıca İran’a, Hürmüz Boğazı’ndan geçen her petrol tankeri için 2 milyon dolar (yaklaşık 90 milyar TL) geçiş ücreti alma hakkı tanınabilir. Bunun karşılığında Tahran’ın “zararsız geçiş” ilkesine bağlı kalacağına dair güvence vermesi ve bu düzenlemenin Rusya ve Çin’in de dahil olduğu uluslararası bir koalisyon tarafından denetlenmesi gerekir.
Körfez monarşilerinin ABD’ye üslerini açarak İran’da büyük bir yıkıma zemin hazırladığı düşünüldüğünde, Tahran’ın yeniden inşa için kaynak talep etmesi tamamen temelsiz sayılmaz. Üstelik bu geçiş ücreti uygulaması kalıcı olmayacak: Tarafsız bir kurumun hesaplayacağı yeniden inşa maliyetleri karşılandığında sona erecek. Ayrıca, İran’ın daha önce önerdiği gibi, bu gelir Umman’la paylaşılabilir.
ABD ile İran’ın, parlamentoları tarafından onaylanacak ve BM Güvenlik Konseyi kararıyla da güvence altına alınacak bir saldırmazlık anlaşması imzalaması da önemli bir adım olur. İran’ın, ABD askerlerinin Ortadoğu’dan tamamen çekilmesi yönündeki gerçekçi olmayan talebinden vazgeçmesi gerekir; ancak bu taviz, saldırmazlık anlaşmasıyla dengelenebilir. Aynı türden anlaşmaların İran ile Körfez ülkeleri arasında da yapılması mümkün.
Taviz, ateşkes ve frenleme
Sonuçta, bu planın ya da benzer herhangi bir planın hayata geçebilmesi üç temel koşula bağlı. Birincisi, sadece İran değil Washington da taviz vermek zorunda. İkincisi, Trump’ın 22 Nisan’daki ateşkes takvimini uzatması ve bu çapta müzakerelerin zaman gerektirdiğini kabul etmesi gerekiyor. Üçüncüsü ise, görüşmeler sürerken İsrail’in İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi tüm süreci raydan çıkarabilir. Bu nedenle Trump’ın Netanyahu’yu frenlemesi şart.
* Rajan Menon, New York Şehir Üniversitesi Powell School’da uluslararası ilişkiler emeritus profesörü ve Columbia Üniversitesi Saltzman Savaş ve Barış Çalışmaları Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı.
Kaynak: The Guardian
Kaynak link: https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/apr/16/donald-trump-peace-deal-iran-washington-tehran-deadline













