Sinê’de direnenlerin unutulan tarihi
Dosya Haberleri —

Sinê/foto kaynak: Michell Setboun/kaynak:www.aftoleksi.gr
- Bir kent kendi kendini yönetmeye karar verdi. Konseyler kuruldu, saldırılara karşı mahallelerde tıbbi komiteler oluşturuldu. Sonra bombalandı, susturuldu, unutturuldu.
- Zanyar Omrani’nin ‘Binke’ belgeseli, Sinê’nin tarihsel hikayesini ilk kez gün yüzüne çıkarıyor.
SİYAVASH SHAHABİ*- Çeviri: Yeni Özgür Politika
“Tarih çoğu zaman kazananlar tarafından yazılır, ancak biz onu aşağıdan anlatanların gözünden okumayı tercih edip, öneriyoruz.”
Cesur ve özür dilemeyen bir keşif olarak, yönetmen Zanyar Omrani’nin “Binke” (Temel) adlı belgeseli, Sinê’nin (Senendec) günümüz siyasi manzarasının derinliklerine nüfuz ediyor.
Omrani yalnızca tarihi betimlemekle yetinmiyor; izleyiciyi adeta olayların merkezine itiyor. 1979’da siyasi mahkûmların patlayıcı biçimde serbest bırakılmasından, Rojhilatê Kurdistan öz-yönetiminin çalkantılı doğuşuna kadar “Binke”, bakışını asla kaçırmıyor. Belediye konseylerinin çetin kuruluş süreciyle yüzleşiyor ve İran İslam Cumhuriyeti’nin Kürdistan’a yönelik saldırısına karşı sergilenen ham itaatsizliği gözler önüne seriyor.
Ve 2022’deki Jina (Jin Jiyan Azadî) ayaklanmasını da unutmamak gerekir -kamusal egemenliğin özünü geri kazanmak için yükselen güçlü bir savaş çığlığı. “Binke” yalnızca bir belgesel değil; özerklik ve adalet uğruna süren bitimsiz mücadelenin içinde kaynayan, anlatılmamış hikâyelerle dolu politik bir kazandır. Sadece bir hikâye anlatmaz, seni yakandan tutar, onu sana gösterir ve seni de onun tanığı hâline getirir.
Spartaküs’ten bir alıntı
“İnsan bir şehri sevebilir; onun evlerini ve sokaklarını en uzak ya da en sevgili anılarında yeniden canlandırabilir. Ama insan ancak bir isyan sırasında gerçekten kendi şehrinde yaşadığını hisseder -kendi şehri, çünkü isyan sırasında şehir hem “bana” hem de “başkalarına” aynı anda ait; kendi şehri, çünkü isyan sırasında şehir hem bireyin hem de kalabalığın seçtiği bir savaş alanına dönüşür; kendi şehri, çünkü isyan sırasında şehir, tarihsel zamanın askıya alındığı sınırlı bir mekâna dönüşür ve bu mekânın içindeki her eylem kendi başına bir değer kazanır; her eylemin doğrudan sonuçları ise kıymetli hâle gelir.
İsyanın harareti içinde, kovalamaca ve kaçış anlarında, insan bir yerlere saldırıp oradan sürüldüğünde, çocukken sokaklarında oynadığı ya da genç bir kızla birlikte yürüdüğü zamandan daha fazla o şehre ait olur. İsyan anında artık şehirde yalnız değildir.” (“Spartaküs: İsyanın Sembololojisi”)
Sinê’de konseyin oluşumu
22 Mart 1979’da, İçişleri Bakanı başkanlığında Geçici Devrim Konseyi’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirildi. Bu görüşmelerde, Sinê kentinin yönetimi için bir konseyin halk oylamasıyla belirleneceğine karar verildi. Bu talep, Kürdistan’daki devrimci toplum tarafından Ruhollah Khomeini’nin Devrim Konseyi’ne kabul ettirildi.
Aynı görüşmelerde jandarmanın, şehir polisinin, Sinê Devrim Konseyi’nin ve İslam Devrimi Karargâhı’nın feshedilmesine; ayrıca ordunun şehirden geçiş hakkının bulunmamasına karar verildi. Bu doğrultuda, Sinê Belediye Konseyi seçilene kadar geçici olarak görev yapmak üzere bir komite oluşturuldu. Bu komite; sol grup ve İslami gruplardan ikişer temsilci ve Mahmoud Taleghani adına gönderilmiş bir temsilciden oluşuyordu.
23 Mart 1979’da, Sinê’deki İkbal Meydanı’nda on binlerce kişinin katıldığı büyük bir miting düzenlendi. Bu toplantıda hükümet heyeti; kışlalardaki tutukluların serbest bırakılacağına, Sinê katliamının azmettiricileri ve faillerinin cezalandırılacağına, radyo ve televizyon üzerindeki devlet sansürünün tamamen kaldırılacağına, askerlerin can ve iş güvenliğinin sağlanacağına dair söz verdi.
Bu toplantıda yaptığı konuşma sırasında Abolhassan Banisadr, özerkliği ayrılıkçılığın başlangıcı olarak nitelendirdi. Toplantıya katılanlar ise sürekli sloganlar atarak onun konuşmasını sürdürmesine izin vermedi.
Kürt ve Türkmen dayanışması
Kürdistan’daki gelişmeler sürerken, 25 Mart 1979’da Türkmen Kültür ve Siyasi Derneği, taleplerini dile getirmek ve Sinê halkını desteklemek amacıyla bir toplantı düzenledi. Bu toplantı, geçici hükümet tarafından önceden duyurulmuş ve yapılacağına dair güvenceler verilmiş olmasına rağmen, komiteye bağlı silahlı unsurlar ile Ruhollah Khomeini’nin dini çizgisine mensup grupların önceden planlanmış bir provokasyonu sonucu şiddet kullanılarak dağıtıldı.
Sinê kentine görünürde bir Uyuşmazlık Çözüm Komitesi gönderilmiş olmasına karşın, Türkmen halkının taleplerine yanıt vermek için hiçbir somut adım atılmadı. Ruhollah Khomeini yanlısı silahlı gruplar, Türkmen halkına karşı sekiz gün boyunca acımasız bir baskı uyguladı. Çok sayıda kişi hayatını kaybetti ve yaralandı. Kürdistan halkı ve siyasi güçleri ise Türkmenlerin taleplerinin kendi talepleriyle örtüştüğünü görerek, çeşitli açıklamalarla onların mücadelesini destekledi.
Bu insani çabaların somut bir sonucu olarak Sinê’den Türkmen Sahrası bölgesine bir sağlık ekibi gönderildi. 28 Mart 1979’da, Özgürlük ve Devrimi Savunma Derneği, acil yardıma ihtiyaç duyan Türkmen nüfusa kritik destek ulaştırmak amacıyla bir tıbbi ve destek konvoyu organize etti. Ne yazık ki yolculuk sırasında, gönüllüleri taşıyan araç ağır bir kazaya karıştı. Bicar ile Zencan arasındaki güzergâhta bir nehre düşen araçta bulunan dokuz adanmış devrimci hayatını kaybetti.
Halk komploları başarısızlığa uğrattı
Gönüllülerin ölümü, Sinê’nin üzerine derin bir yas gölgesi düşürdü. Şehir cenaze törenine hazırlanırken, Sinê ve çevre bölgelerden on binlerce kişinin katıldığı büyük bir kalabalık ortaya çıktı. Bu insanlar, saygı dolu sakin bir yürüyüş için bir araya gelirken, aynı zamanda ortaya çıkan güçlerin benimsediği savaşçı stratejilere karşı hoşnutsuzluklarını da ifade ettiler.
Kürdistan ve Türkmen Sahrası’ndaki süregelen çatışma bağlamında, Ruhollah Khomeini tarafından “ne eksik ne fazla” sözleriyle vurgulanan ve İslam Cumhuriyeti tarafından organize edilen referandum soğuk bir şekilde karşılandı. Halk, Kürdistan’daki çeşitli siyasi oluşumlar, demokratik kurumlar ve politik gruplarla birlikte bu referandumdan uzak durmayı tercih ederek katılım göstermedi.
Öte yandan, yerel gerici eğilim, Ahmad Moftizadeh liderliğinde, halk arasında son derece sevilmeyen bir konumdaydı. Bu akımın güçleri, onu destekleyen bir grup İslamcı militandan oluşuyordu. Rejimin baskı aygıtı olarak işlev görmek üzere bir pozisyon ve güç elde etmeye çalışan Moftizadeh, önüne çıkan herkese baskı uyguluyor ve işkence ediyordu; destekçileri Sinê Ulu Camii’nde sopalarla dolaşıyordu. Sol görüşlü kişileri tespit ediyor, onları gözaltına alıyor ve caminin havuzuna atıyorlardı. Bu eylemler pek başarılı olmadı. Bu dini eğilime bağlı silahlı gruplar, siyasi güçlerin ve demokratik çevrelerin ofislerine saldırı hazırlığı içindeydi; ancak Sinê’de halkın sol siyasi güçlere verdiği destek, bu akımın planlarını ve komplolarını birer birer başarısızlığa uğrattı.
Zanyar Omrani kimdir?
Zanyar Omrani, Fransa’da yaşayan belgesel yönetmeni ve serbest gazeteci. “Binke” adlı belgeselinde, İran genelinde şehir ve köylerde öz-yönetimli konseyler kurma çabalarını ve siyasal dönüşümü anlatan, önemli bir hikâye. 1979 devriminin başlangıcından “Jin Jiyan Azadî” hareketine kadar Kürdistan’da yaşananları ustalıkla bir araya getirmiş.
Katliamların sorumlusu: Gharani
Bu ortamda, Geçici Hükümet heyetinin rolü, mevcut acı ve sorunları sona erdirmek ya da halkın taleplerini karşılamak değil, durumu yatıştırmaya yönelik geçici bir girişim olmaktı. Sonraki müzakerelerde, Sinê’de o ana kadar gerçekleşen katliamlardan sorumlu kişi olarak Gholamreza Gharani kabul edildi; görevinden alındı ve yerine Naser Farbod atandı.
Bu gelişmelerin ardından, Sinê Belediye Konseyi seçimlerini hazırlamakla görevli geçici 5 kişilik bir komite, seçimlerin altyapısını ve aday katılımını organize etti. Bağımsız kişiler ile hem sol hem de sağ siyasi kanattan çeşitli örgütler bu konsey için adaylık başvurusunda bulundu.
Halkın yönetime katılımı
14 Nisan 1979’da, seçim sürecine karşı çıkan Ahmad Moftizadeh grubunun sabotajına rağmen, Sinê halkının büyük çoğunluğu 68 seçim bölgesinde oy kullandı; 11 asıl ve 6 yedek üye Belediye Konseyi’ne seçildi. Sinê’de sağlanan görece huzur ve Belediye Konseyi tarafından yürütülen yönetim, halkın kendi işlerinin yönetimine katılımını kolaylaştırdı.
Mahalle Konseyleri birbiri ardına oluşmaya başladı. Açık, özgür ve politik bir atmosfer ortaya çıktı. İslam Cumhuriyeti ve yerel gerici güçler bu durumdan hoşnut değildi. Gücün dizginleri, yeni yetkilendirilmiş gericilerin ve Ahmad Moftizadeh’in militanlarının elinde değildi. Bu nedenle mevcut ortamı sürekli olarak engellemeye çalışıyorlardı.
Sinê’nin 24 günlük direnişi
24 Nisan 1980 Perşembe günü öğleden sonra, hava kuvvetlerine ait savaş uçakları, kara birliklerini desteklemek ve korku yaymak amacıyla Sinê kentinin çevresini bir saat boyunca bombaladı. Sinê kışlalarında konuşlu ordu birlikleri ve Devrim Muhafızları da, 120 mm toplar ve havanlarla gerçekleştirdikleri yoğun ve sert bir saldırıyla kentin mahallelerini bombaladı. Şehre yönelik kapsamlı saldırıların başlamasıyla birlikte, gerilla örgütleri Belediye Konseyi toplantısında, 24 gün süren direnişin ardından kenti koordineli biçimde terk etme kararı aldı.
1980 yılında Sinê halkının 24 günlük savaşı olarak adlandırılan olay, aslında askeri anlamda bir savaş değildi. Bu savaş tek taraflıydı: savaş uçakları, helikopterler, bombalar, tanklar, toplar ve Şah rejiminden kalma deneyimli, örgütlü güçlerle, ayrıca şeriat mahkemeleri ve yargısız infazlar ile donanmış bir rejim; ailelerin temel ihtiyaçlarını karşılayacak herhangi bir askeri, siyasi, kitlesel ya da ekonomik örgütlenmeye sahip olmayan, bu eşitsiz güce karşı koyacak önemli silah ve mühimmattan yoksun insanlara saldırdı.
Mahalle Tıbbi Komiteleri oluştu
1980’de Sinê halkının, Devrim Muhafızları’na (IRGC) karşı verdiği 24 günlük direniş sırasında, Shahin Bavafa kentin tek hastanesinin sorumlusuydu. Artan saldırılar ve giderek çoğalan yaralı sayısıyla, ayrıca hastanedeki tıbbi personel eksikliğiyle karşı karşıya kalan Bavafa, şehir sakinlerinin yardımıyla Mahalle Tıbbi Komiteleri oluşturdu.
Devrim Muhafızları kente hem karadan hem havadan saldırdığında, savaş sokakların ötesine geçerek doğrudan yurttaşların evlerine kadar yayıldı. Sinê, tam ölçekli bir savaş alanına dönüştü. Ölü ile yaralı sayısı hızla arttı. O dönemde Sinê, batı İran’da, uluslararası düzeyde tanınmayan ve yeterli altyapıya sahip olmayan küçük bir şehirdi; 24 gün süren bu savaş trajedisini kendi hikâyesiyle anlatma imkânı hiç bulamadı.
O günlerde Sinê ve küçük hastaneye dair geriye kalan az sayıdaki görüntülerden biri, Fransız-Cezayirli fotoğrafçı Michel Setboun tarafından çekilen fotoğraflar. Bu karelerde, hastane zemininde buz parçaları arasında üst üste yığılmış cansız bedenler görülmekte. Bu dönemde Shahin Bavafa, Pêşmerge ve sıradan insanların da yardımıyla, “Tıbbi Temeller” olarak bilinen mahalle tıbbi komitelerinin altyapısını oluşturdu.
Shahin Bavafa idam edildi
Bu komiteler, kısa sürede sahada yaralılara hızlıca yardım edebilmek için birkaç gün süreyle temel düzeyde tıbbi eğitim alan sıradan insanlardan ve gençlerden oluşuyordu. Askerî yönetim ve sokaklardaki çatışmalar, yaralıların hastaneye taşınmasını çoğu zaman pratik olarak imkânsız hâle getiriyordu.
Devrim Muhafızları kentin tek hastanesini bombaladığında, Shahin Bavafa, şehrin merkezindeki bir apartmanın bodrum katında, tüm cerrahi aletler ve gerekli donanımlarla tam teşekküllü bir ameliyathane kurdu.
Shahin Bavafa’nın günlük çabaları ve mücadelesi, beyaz kol bantlarıyla sokak aralarında dolaşarak yaralılara müdahale eden doktorlar ve hemşirelerle birlikte, yıllar boyunca Sinê’de anlatıldı. Devrim Muhafızları halkın direnişini kırıp Sinê üzerinde tam kontrolü ele geçirdikten sonra, şehrin kapılarını uluslararası medyaya kapattılar ve kendi güçleri tarafından sivillerin öldürülmesini inkâr ettiler. Ardından kendi resmî anlatılarını inşa ettiler ve Haziran 1980’de, çatışma sürecinde Mahalle Tıbbi Komiteleri’nde görev almış Shahin Bavafa ile birlikte birçok genci idam ettiler.
Sinê halkı yas tutamadı
Sinê halkı, on yıllar boyunca kamusal bir yas tutma ya da adalet arayışı için bir imkân bulamadı.
Buna rağmen, trajediyi yalnızca kendi evlerinin içinde mümkün olabilecek bir biçimde anmaya sığındılar. İnsanlar, acı dolu bu hikâyeyi sürekli anlatmakta teselli buldu: Ebeveynler, bombardıman günlerinin ve sıkıyönetim gecelerinin anılarını çocuklarına aktarmak için her fırsatı değerlendirdi. Her toplantıda ve kolektif tartışmaya imkân veren her ortamda, insanlar idam edilenlerin isimlerini ve hikâyelerini, isimsiz mezarların öykülerini ve sürgüne gönderilenlerin akıbetini yeniden hatırladı. Bu hikâyeleri dinledik ve kendi ebeveynlerimizin neler yaşamış olabileceğini hayal ettik.
Faaliyette olan bu Konsey, halkın sorunlarını çözmek ve karşılaştığı engelleri aşmak için beş ay boyunca görevlerini etkin ve titizlikle yerine getirdi; ta ki Ruhollah Khomeini’nin 19 Ağustos 1980’de Kürdistan’a yönelik ülke çapındaki saldırısına kadar. Ruhollah Khomeini ve geçici hükümet tarafından verilen bu ülke çapındaki saldırı emri, 1979 devrimini zayıflatmayı ve bu konsey temelli yönetimin yayılmasını engellemeyi amaçlıyordu. Bu model, Kürdistan’ın geri kalanı ve ülke genelindeki diğer şehirler için bir örnek hâline gelebilirdi.
Katliam ve cihat kararı
Geçici hükümetin saldırıları, Ahmad Moftizadeh’in yerel gerici akımının manevraları, yeni kurulan Devrim Muhafızları tarafından yaratılan savaş atmosferi ve Şah döneminden kalma, el değmemiş orduyla birlikte Kürdistan’da bir cephe oluşturdu; tüm bu güçler, halk ayaklanmasının kazanımlarına ve konseylere karşı tek bir hatta birleşti.
Sonunda, 19 Ağustos 1980’de Ruhollah Khomeini’nin Kürdistan halkına yönelik katliam emriyle birlikte Sinê Belediye Konseyi’nin işleyişi de sona erdi. Konseylerin savunucularını ve bağımsızlıklarını korumaya çalışanları komplocu ve kâfir olarak nitelendirdi; sert devlet ve askerî müdahale emriyle bir cihat kararnamesi yayımladı. Ruhollah Khomeini, geçici hükümet ve diğer baskıcı yapılar, Sinê Belediye Konseyi’nin ve diğer halk konseylerinin kök salmasını engellemek için birlikte hareket etti.
Benzer boyunduruk altına alma yöntemleri, İran’ın çeşitli diğer bölgelerinde, özellikle işçi merkezlerinde ve sanayi alanlarında da zorla uygulandı. Bu karşıtlıkların şiddeti, birkaç ay önce yoğun sanayi eylemleriyle Şah rejiminin nihai olarak devrilmesinde belirleyici rol oynamış olan petrol şirketleri çalışanlarına da yayıldı.
Konsey temelli yönetişim hala bir talep
Konseylerin oluşumu Devrim’in başlıca sütunlarından biri olduğundan, yeni rejim bir tür İslami konsey kurulmasına rıza gösterdi. Bu sahte konseyler, işyerleri ve çalışma koşulları ile şehirlerle ilgili hükümet programlarını destekledi ve aslında gizli polisin güvenlik koluna dönüştü.
Bugün ise konseyler aracılığıyla yönetim, ülke genelinde işçi hareketinin liderleri ve aktivistleri ile diğer toplumsal hareketlerin temel talebi hâline gelmiştir. Son yıllarda İran toplumunda işçi hareketinin ve diğer protesto hareketlerinin ufkunu ve perspektifini belirleyen şey, insanların yaşamının tüm farklı düzeylerinde konsey temelli yönetişim anlayışıdır.
“Binke” [Temel] belgeseli izlemek için link: https://www.youtube.com/watch?v=1vvbkR2LQEc
* Siavash Shahabi, Atina’da yaşayan bağımsız bir gazeteci ve yazardır. Çalışmalarında İran ve Orta Doğu’nun siyasal dinamiklerine ve hak mücadelelerine odaklanmakta
Aftoleksi.gr, Yunanistan'da yerel yönetimler, belediyecilik ve kamu sektörü konularını işleyen bir habar portalı.
Kaynak link: https://www.aftoleksi.gr/2026/03/17/istories-exegersis-to-iran-antistasi-dimotikoy-symvoylioy-sanantatz-to-1979/











