“Biz muzaffer olacağız, göreceksiniz”

Forum Haberleri —

22 Ekim 2021 Cuma - 13:00

 Abimael Guzman

Abimael Guzman

  • Peru devrimci hareketi ve Kürdistan özgürlük gerillasına karşı aynı zamanda saldırı başlatılması bir tesadüf olmasa gerekir. Çünkü iki saldırının koordinasyonunda ABD bulunmaktadır. Bununla SSCB’nin çözülmesinden sonra adına “Yeni Dünya Düzeni” (YDD) dedikleri sistemi tümüyle hâkim kılmayı amaçlamışlardır.

Bozan TEKİN

Peru Halk Önderi Başkan Gonzalo’nun 11 Eylül 2021 tarihinde 29 yıllık direniş mevzisinde dünya devrim şehitleri kervanına katıldığını büyük bir üzüntüyle öğrendik.

Yaşı ne olursa olsun, her devrimcinin şehadeti erkendir denilir. Dopdolu ve zorlu bir mücadele yaşamının ardından, esaret koşullarında şehadete ulaşması hepimizi derinden üzmüştür.

Öncelikle, Peru Halkının ve Peru Aydınlık Yol gerillasının ve Başkan Gonzalo’yu seven tüm insanların başı sağ olsun.

Tüm Güney Amerika halklarının, Peru emekçi halkının, Aydınlık Yol gerillalarının büyük üzüntülerini en içten duygularımızla paylaşıyoruz.

Başkan Gonzalo her gün en amansız koşullarda ortak düşman olan kapitalist moderniteye ve sömürgeciliğe karşı geliştirdiğimiz direnişte şehit düşen yoldaşlarımızın acılarıyla birlikte yüreğimizde ve bilincimizde sonsuza kadar yaşayacaktır. 

Faşist Peru Devletinin son diktatörü Pedro Castillo, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bu olayı büyük bir sevinçle "sayısız vatandaşımızın ölümünden sorumlu olan terörist lider Abimael Guzman öldü" ifadeleriyle kamuoyuna duyurmuştur. 

Peru diktatörlüğünün, kendi yaptıkları katliamın üstünü örtmek için Abimael Guzman yoldaşın şehadetini normal bir ölüm haberi olarak vermesi bir sıradanlaştırma ve itibarsızlaştırmayı ifade etmektedir.

Aynı zamanda halklarımızı yanıltmaya yönelik, kendi sorumluluğunu gizleme çabası olmaktadır.

Ayrıca faşist devlet adına yapılan açıklamada, devrimcilere, devrimci önderlere, devrimci olmak isteyen gençlere ve Peru halkına karşı bir tehdit de vardır. “Kim ki kurulu sistemimize karşı çıkar, sonu budur. Denemeye kalkmayın, aklınızdan dahi geçirmeyin!” demek istemektedir.

Bir devrimci Önderi Peru halkına ve insanlığa “suçluydu cezasını çekti, öldü” biçiminde yansıtmak, halklarımızı, ezilenleri, emekçileri, gençlik ve kadınları aldatmak için başvurulan bilinçli bir çarpıtmadır.

Başkan Gonzalo ölmedi, öldürüldü

Birincisi; Başkan Gonzalo ölmedi, özgürlük mücadelesinin her anında yaşamaya devam ediyor ve edecektir.

İkincisi; Başkan Gonzalo, faşist devlet tarafından öldürüldü. Öldürmenin bin bir biçimi vardır. Amerika’nın öz sahipleri, Amerika’yı bilinçleri, emekleri ve alın terinden yaratan yerli halklardır. Fakat İspanyol sömürgeci-soykırımcıları bu topraklara ayak bastıktan sonra soykırım ve katliamlar süreklileşti.

Bartolome de Las Casas ‘Kızılderililer nasıl yok edildi’ adlı kitabında, İspanyol sömürgecilerinin insanları nasıl farklı farklı ibretlik yöntemlerle öldürdüğünü uzun uzun anlatmaktadır. 

Eduardo Galeano ‘Latin Amerika’nın Kesik Damarları’ adlı eserinde, İspanyol sömürgecilerinin ve daha sonra, diğer Avrupalı sömürgeciler ve ABD emperyalizmi ve işbirlikçilerinin insanları öldürmede nasıl bin bir çeşit yöntem kullandıklarını ayrıntılarıyla çok çarpıcı bir biçimde izah etmektedir.

Her iki kitapta belgelere dayanarak, insanı hayretler içinde bırakan; önderleri, halkları, kadınları ve çocukları aç bırakan, hayvan muamelesi yapan, her türlü sömürüye, baskıya, hakarete tabi tutan, bu da yetmezmiş gibi vahşice, akıl almaz bir sadistlikle öldürmede bu kadar istekli ve bundan zevk alan örnekler vardır.

Bu katliamların ve soykırımların tek bir amacı vardır: Gözdağıyla korkutup sindirmek ve daha fazla altın, gümüş, para kazanmak ve başkalarının kanı, emeği üzerinde lüks ve sefahat içinde biraz daha fazla yaşamak! Bunun adı onursuzca bir yaşamdır.

Bu sömürgeci-emperyalist ve soykırımcı güçlerin işbirlikçileri de, efendilerinden öğrendikleri her şeyi son yüzyılda adım adım uygulamaktadırlar: Halkı aldatmayı, baskıyı, sömürüyü, işkenceyi, zindanı vb. vb…

Halkları, kadınları, çocukları ve emekçileri baskı altında tutmak ve iktidarlarını süreklileştirmek için efendilerinden pratikte ve üniversitelerinden ne öğrenmişlerse onları bire bir zamana, koşullara göre “daha yaratıcı” uygulamaktan çekinmemişlerdir. 

Yaptıklarını da anayasa, yasa, hukuk adına yapmaktadırlar. Dev medya tekelleriyle de yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.

Emperyalist ve sömürgeci efendilerinden iyi öğrendiği anlaşılan Peru diktatörünün, Gonzalo yoldaşa yönelik yaptığı açıklama hiçbir meşruiyeti olmayan işgalci, sömürgeci ve kapitalizmin oluşturduğu zihniyetten kaynağını almaktadır.

Milyonlarca Amerikan yerli halkının soykırımından, katliamından sorumlu güçler, şimdi de bu halkları en zorlu yoksulluk koşullarında, açlık sınırında yaşar bir konumla yüz yüze bırakmışlardır. Her gün açlık, işsizlik ve yoksullukla yüz yüze bırakılma, günümüzde de devam eden bir uygulamadır.

Açlık, zulüm ve soykırım kıskacında yaşayan bir halk

Nüfusun yarısına yakını Güney Amerika’nın büyük şehirlerinde, Santiago’da, Calampa, Mexsico’da, Jacal, Caracas’ta Barrio, Lima’da, Barriada, Buenos Aires’te Villamiseria, Montevideo’da, Cantegril diye adlandırılan gecekondularda yarı aç-yarı tok, sağlık ve eğitim imkanlarından yoksun, her türlü uyuşturucuya ve fuhşa bulaştırılmış bir yaşama mahkum edilmişlerdir. 

E.Galeno ‘Latin Amerika’nın Kesik Damarları’ adlı eserinde Peru halkının durumunu şöyle tanımlamaktadır: “Günümüzde Peru halkı ABD ve Avrupa’daki inekler için protein bakımından çok zengin olan balık unu üretiyor ama Peru halkının büyük çoğunluğu bu proteini alamıyor.”

Herhalde bir vatan ve bir halk bundan daha fazla aşağılanamaz, alçaltılamaz ve hakarete uğratılamaz. Söz konusu kitap, yetmişli yıllarda yazılmıştır; yetmişli yıllar öncesinin kapitalist sisteminin Güney Amerikalılara nasıl cehennemi bir azap çektirdiğini örnekleriyle anlatmaktadır.

Öyle ki bazı yerli yöneticilere işkence yapılırken, öte yandan da Hristiyanlığı kabul etmeleri halinde cennete gidecekleri belirtiliyordu. İşkence altındaki yerli Önder, “Sizinle cennette bile birlikte olmaktansa bu ateşte yanmayı sizinle cennete dahi karşılaşmaktansa, cehenneme gitmeyi tercih ederim” diyebilmişlerdir.

Başkan Gonzalo’nun tarihsel çıkışı

Bugün Peru başta olmak üzere, Güney Amerika halklarının durumu çok farklı değildir. İşte Gonzalo yoldaşın öncülük ettiği Aydınlık Yol gerilla hareketinin çalışmaları da bu yıllarda böyle bir yurt ve halk gerçekliği içinde mayalanmaya başlamıştır. 

Başkan Gonzalo, klasik komünist partinin oportünizmine karşı, silahlı mücadeleyi esas alan bir tutumun içine girmiş ve gerilla hareketini geliştirmiştir.

90’lı yıllara gelindiğinde, reel sosyalizmin çözülmeye başladığı, dünyada neo-liberal rüzgarların estirilmeye çalışıldığı bir süreçte, Başkan Gonzalo öncülüğündeki gerilla artık Lima dahil birçok şehirde etkili olabilmiştir.

Tümüyle ABD’nin Peru’daki çıkarlarını daha iyi-etkili savunmak için Alberto Fujimori devlet başkanlığı koltuğuna oturtulmuştur. Yükselen Peru devrimini tasfiye etmek için Güney Amerika’nın birçok ülkesinde olduğu gibi, başta Aydınlık Yol gerillaları ve Tupac Amaru gerillalarına karşı büyük bir karşı-devrimci saldırı başlatmışlardır.


Kürdistan ve Peru: Hegemonyanın paralel saldırısı

1990’lı yıllarda büyük bir gelişme gösteren, Kürdistan şehir ve kasabalarında etkili olmaya başlayan Kürdistan Özgürlük gerillalarına ve Kürt halkına karşı da kapsamlı bir saldırı süreci başlatılmıştır.

Bu saldırılar sadece Peru ve Kürdistan’da değil, dünyanın her alanında özgürlük gerillalarına ve halkların demokratik direnişlerine karşı bir program dahilinde yürütülmüştür.

Peru’da önce, Başkan Gonzalo 1992 tarihinde esaret altına alınır. Ardından da saldırılar sürer ve Başkan Gonzalonun yerine geçen Oskar Ramirez Durand da 1999 yılında esaret altına alınarak devrimci hareket tümüyle tasfiye edilmek istenir.

Yine ’90’lı yıllarda (MRTA) Tupac Amaru gerilla hareketinin Önderi Viktor Palay yoldaşın da yakalanması devrimci hareketi ciddi bir biçimde zorlamasına rağmen direniş birçok alanda ve boyutta sürdürülmektedir.

Aynı yıllarda sömürgeci-soykırımcı TC devleti Önder APO’nun öncülük ettiği Kürdistan Özgürlük gerillalarına karşı da, Fujimori hainini aratmayan Kürt hainlerini yanına alarak Kuzey ve Güney Kürdistan’da kapsamlı saldırılar geliştirmiştir.

Sömürgeci-soykırımcı TC devleti, özellikle Güney Kürdistan’da Kürdistan özgürlük gerillasını tasfiye etmek için 1992 Ekiminde ABD ve NATO’nun da desteğini alarak Güneyli hain güçlerle birlikte kapsamlı bir saldırı geliştirdi.

Kürdistan özgürlük gerillasını kıskaca alıp tümüyle tasfiye etmeyi amaçlayan bu saldırı, büyük bir direnişle boşa çıkartıldı.

1992 Ekim’inde dünyanın iki büyük devrimci hareketleri olan Peru devrimci hareketi ve Kürdistan özgürlük gerillasına karşı aynı zamanda saldırı başlatılması bir tesadüf olmasa gerekir. 

Çünkü iki saldırının koordinasyonunda ABD bulunmaktadır. Bununla SSCB’nin çözülmesinden sonra adına “Yeni Dünya Düzeni” (YDD) dedikleri sistemi tümüyle hâkim kılmayı amaçlamışlardır.

Dolayısıyla böylesine açlık, yoksulluk, baskı ve sömürüye maruz kalan bir halkın silahlı direnişten başka yolu yoktur.

Bu karşılıklı çatışmalarda yaşanan can kayıplarından, Peru halk önderi Gonzalo ve yoldaşları değil, Peru işbirlikçi faşist yönetiminin kendisi sorumludur.

İlle de bir sorumlu aranacaksa, bu halkı ABD ve Avrupa’nın inekleri için üretilen proteini dahi alamayan konuma getirecek, para-sermayeden başka hiçbir şey düşünemeyecek kadar vahşileşen kapitalist modernite ve onun Peru’lu temsilcileri, yani Peru oligarkları sorumludur. Dolayısıyla Peru devleti, Gonzalo yoldaşın şehadetinden sorumludur.

Callao ve İmralı: Hücrelere sığmayan iki önder

Bilindiği gibi Önder APO, 23 yıldan bu yana uluslararası bir komplo sonucu esaret altına alınarak, İmralı zindanına konuldu. 

Önder APO ağır işkenceye dönüşen bir tecrit içinde tutulmaktadır. Sömürgeci TC devletinin bir generali olan Tuncer Kılınç “onu bir anda ya da bir günde değil, hücre hücre öldüreceğiz” diyordu.

Türk sömürgeciliğinin bu ve bunlara benzer açıklamaları ve pratik uygulamaları nedeniyle Önder APO, “İmralı’da, normal ölüm olmaz. İmralı’da, öldürülme olur. Burada nasıl ölürsem öleyim, bu öldürülmedir. Bu gerçekliği herkesin çok iyi bilmesi ve anlaması gerekmektedir. Bu hakikatin bilincinde olunması gerekiyor” demiştir.

Önder APO, İmralı zindanında özel yapılmış bir hücrede, Başkan Gonzalo da Callao zindanında özel yapılmış bir hücrede tecrit altında tutulmuşlardır.

Bu saldırının özü; her iki devrim önderini “hücre hücre öldürmek” siyaseti olmuştur. Hücre hücre öldürme siyasetini uygularken, olur da bir zayıflık gösterirler beklentisi içinde olmuşlardır. Böyle bir hedefle bu planı uygulamışlardır. Ancak uzun zindan süreçlerinde bu istekleri kursaklarında kalmıştır. Bu nedenle Gonzalo yoldaş, ölmedi öldürüldü diyoruz.

Bir insanı 29 yıl boyunca en acımasız hücre koşullarında, tecrit altında tutmaktaki amaç nedir? Öldürme yerine, zamana yayılmış bir felsefi, ideolojik, kültürel ve ahlaki olarak öldürmek olmuyorsa da fiziki öldürmek esas alınmaktadır.

Peru halkını devrimin eşiğine getirmiş, Peru diktatörlerine Batista ve Somoza gibi ecel terleri döktürmüş bir öncüyü teslim almak, inançlarına ve amaçlarına ihanet ettirerek yüzyıllardan bu yana inim inim inletilen Peruluları bir kez daha hayal kırıklığına uğratarak, egemenlere biraz daha soluk aldırmak demektir.

Peru ve diğer halkları düşünemez, sorgulayamaz, örgütlenemez ve direnemez duruma getirmek ve egemenleri iğrenç bedenlerini biraz daha düşkünce yaşatmak, halkların, kadınların ve gençlerin kanını biraz daha içmek demektir.

Fakat…

Fakat Gonzalo yoldaş Amerika yerli halklarının tarihinden, sömürgecilerin zulüm tarihinden çok şey öğrenmişti. Kendisini insanlığın ve halklarının direniş tarihine sıkıca bağlamıştı.

Önce İspanyolları birer insan gibi karşılayan, her türlü yardımseverliği gösteren, ancak iğrenç emek, insan, kadın ve çocuk düşmanı olduğunu ve altını-gümüşü tanrı haline getirdiğini gördükten sonra direnen birçok yerli önderin ellerinde modern silah olmamasına rağmen nasıl direnildiğini çok iyi bilmekteydi.

Tupac Amaruları, Jose Artigasları, Simon Bolivarları, Zapataları, Jose Martileri, Sandinoları, José Carlos Mariáteguileri, Sandinonun kızlarını, Fidel ve Cheleri anlıyordu.

Halkının tarihinde yaşanan onurlu ve kahramanca direnişlerini ve onların soylu ruhlarını esas almıştı. Onun için hain Fujimori diktatörü, ABD’nin tüm istihbarat ve kontr-gerilla örgütleriyle birçok yöntem denemesine rağmen devrimci Öndere diz çöktüremedi.

1992 yılında Onu aşağılamak için bir kafesin içinde kamuoyuna teşhir etme heveslerini de Gonzalo yoldaş takındığı tutumla boşa çıkarmasını bilmiştir.

Reel sosyalizmin çözüldüğü, kapitalist modernitenin merkezlerinde mutlak ve sonsuz zafer ilanlarını yaptıkları bir ortamda, enternasyonali haykırarak söylemesi onların bütün hesaplarını yerle bir etmişti.

Fujimori faşist diktatörlüğü, ABD’nin desteğini arkasına alarak, devrimci hareketi tasfiye etmek için elinden gelen her şeyi yapmıştır.

İktidarda kaldığı süreçte sermaye sahiplerine yaranmak için Peru halkına adeta kan kusturmuştur. Her türlü baskıyı, işkenceyi yapmış, yoğun tutuklamalar ve katliamlar gerçekleştirmiştir.

Gonzalo’yu mahkemeye çıkardıklarında ise korkak devletin korkak hakimleri, tam bir can telaşıyla başlarında kukuletalarla göstermelik bir yargılama yapmak istemişlerdir.

Ancak karşılarında bir tarihi, bir halkın özgürlük ve sosyalizm davasını ölümüne savunan, sadece savunmakla da yetinmeyen, başta Peru diktatörlüğü olmak üzere, kapitalist sistemi yargılayan bir tutumun sahibini gördüler ve Hem Peru diktatör yönetimini hem de kapitalist sistemi yargılayan tutumuna karşılık Başkan Gonzalo’ya müebbet cezası verilerek, göstermelik mahkeme bitirilmiştir.

Tiyatrodan öteye gitmeyen mahkeme

Ancak Fujimori faşist rejiminin düşürülmesiyle birlikte, Başkan Gonzalo bir kez daha mahkemeye çıkarılır.

Gonzalo yoldaş ikinci mahkemede de, kararlı duruşunu tekrarlayarak şunları belirtir: “Bizim içinde savaştığımız siperler bu siperlerdir. Çünkü bizler komünistiz. Çünkü biz halkın çıkarlarını savunuyoruz. Bizim yapmakta olduğumuz ve yapmaya devam edeceğimiz şey budur. Bırakın, rüya görmeye devam etsinler. Bugün bu durum bizim yolumuzun üzerinde sadece bir büküntü. Yol uzundur. Ve biz bu yolu katedeceğiz. Hedefe erişeceğiz. Biz muzaffer olacağız. Göreceksiniz!”

Kurulan mahkeme yine göstermeliktir. Devrimci-demokratik kamuoyunun ısrarlı talepleri temelinde kurulmuştur. Fakat sonuç değişmez. Bu kez sivillerden oluşan mahkeme Gonzalo yoldaşın baş eğmeyen direnişçi tutumu karşısında yine müebbet cezası verirler.

Gonzalo yoldaş tam 29 yıl boyunca Callao deniz üssündeki özel bir hücrede tutulmuştur. Belki başkaları çok fazla bilmez, ama tek hücrede uzun yıllar yaşamanın ne demek olduğunu bizler Önder Apo’nun yaşadıklarından hareketle gayet iyi biliyoruz. 

Sürekli baskı, tehdit altında ve nefes almanın bile zorlaştığı bu koşullarda yıllarca yaşamak ve direnmek herkesin harcı değildir. 

Kapitalist egemenlere; hem de kendi kalelerinde çıplak bir bilinç ve ruhla direnmek, önde olmak, umut ve zafer çizgisinde yaşamak, insan, emek, kadın ve doğamızı her gün katleden düşmanları kahretmek demektir.

Gonzalo yoldaşın ikinci kez yargılama esnasında söyledikleri bu direniş tutumunun en güzel, en özlü ve en şairane ifadesi olmaktadır: “Göreceksiniz, muzaffer olacağız!”

Evet biz görmezsek de, O görecek insanların olduğuna hep inandı. O insanların özgürlüğü için düşündü, örgütlendi ve savaştı.

Devrim, kavganın şiir haline gelmesidir

Bir şair, “Bile bile göremeyeceğimiz günler için dövüştük, işte kavgamızın şiir olması da bundandır.” demişti.

Esaretin en amansız koşullarında bile “Göreceksiniz, muzzafer olacağız!” diyebilen bir düşünce ve yürek gücü olmasını bilmiştir Gonzalo yoldaş.

Edindiğimiz çok sınırlı bilgilere göre, Gonzalo yoldaş tutulduğu hücre koşullarında anılarını, düşüncelerini, Peru diktatörlüğünün kurduğu mahkeme karşısında yaptığı savunmalarını ve geleceğe ilişkin görüşlerini içeren bir kitap yazarak dışarıya, çıkarmasını başarmıştır. Çünkü mahkemede dediği gibi gerçekten de hücresini bir savaş siperi gibi ele almış ve içinde bir savaş yürütmüştür.

O şimdi dünya devriminin ölümsüzler kervanına katılmış, Mazlumların, Kemal Pirlerin, Hakilerin, Agitlerin, Chelerin, Delal, Sakine ve Zendura-Mamreşo direnişçileriyle kol kola en önde sosyalizm bayrağını, fırtına ve boranlara rağmen dalgalandırarak yürümeye devam etmektedir. 

Önder APO, Latin Amerikalı devrimcilere olan güvenini, inancını her zaman korudu ve dile getirdi. Bu konuda kendisini hep sorumlu gördü.

En amansız İmralı zindan koşullarında kaleme aldığı Ortadoğu ile ilgili savunmasında “Latin Amerika yapısal kriz döneminde kendine özgü demokratik çıkışlar yapabilmektedir...Güney Amerika demokratik-sosyalist sistem arayışında en ideallı güçlerle canlı bir laboratuvar görünümündedir.” ifadelerini kullandı.

Bitirirken

Eduardo Galeano, Che’nin şehadeti üzerine yaptığı bir değerlendirmede “Onun ölümü, bugün ve tüm gelecek için bir suçlamadır” diyordu. Neden? Çünkü yerinde ve zamanında başarıyla yerine getirilmemiş görevlerimiz vardır. Şimdi, başarıyla yapılmamış devrimci görevleri zafer başarmanın zamanıdır. 

Başkan Gonzalonun Anısı Kürdistan topraklarında, sömürgeci-soykırımcı faşist diktatörlüğüne karşı direnişte yaşıyor ve sonsuza dek yaşatılacaktır!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.