• 81. BM Genel Kurulu, değişen güç dengeleri karşısında uluslararası sistemin nasıl ayakta tutulacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Çok taraflı düzenin geleceğinin, büyük güç rekabetinin ve uluslararası kurumların meşruiyetini yeniden tartışıyor.

SEÇKİN GÜNEŞER

BM Genel Sekreteri António Guterres, Genel Kurul’un açılış konuşmasında dünyanın giderek daha derin fay hatlarıyla bölündüğünü söyledi. “Dünyamızdaki fay hatları genişliyor, çatlaklar kanyonlara dönüşüyor” ifadelerini kullanan Guterres, savaşların, jeopolitik rekabetin ve uluslararası hukuka yönelik ihlallerin küresel sistemi zayıflattığını belirtti.

Guterres’e göre, güç yalnızca devletler arasında el değiştirmiyor. Büyük teknoloji şirketleri, özel sermaye grupları ve sınırlı sayıdaki güçlü aktör de küresel karar alma süreçlerinde giderek daha fazla etkili oluyor.

Yapay zeka sistemlerinin özerkliğinin artması ve otonom silahların yaygınlaşması konusunda da uyarıda bulunan Guterres, daha önce insanlar tarafından alınan kararların giderek makineler tarafından verilebileceğini belirtti.

Genel Sekreter, askeri, ekonomik ya da teknolojik gücün tek başına barış ve istikrar sağlamaya yeterli olmadığını vurguladı. İklim değişikliği, eşitsizlik, Ukrayna’daki savaş, Ortadoğu’daki kriz, nükleer silahlanma ve yapay zekâ gibi sorunların ancak ortak hareket edilerek yönetilebileceğini söyledi.

Guterres’in görev süresi 31 Aralık 2026’da sona erecek. Yeni genel sekreterin 1 Ocak 2027’de göreve başlaması bekleniyor. Bu nedenle 81. Genel Kurul oturumu, Guterres’in genel sekreter olarak katıldığı son Genel Kurul dönemi olması açısından da önem taşıyor.

Egemenlik, güç ve anlaşmalar

ABD Başkanı Donald Trump, BM kürsüsündeki konuşmasında Washington’un askeri, ekonomik ve diplomatik kapasitesini öne çıkardı. Trump, küresel krizlerin her zaman uluslararası kurumlar aracılığıyla çözülemeyeceğini, gerektiğinde doğrudan güç kullanımı ve ikili anlaşmalar yoluna başvurulabileceğini savundu.

ABD’nin güvenlik ve dış politika önceliklerine uluslararası kuruluşların müdahale etmesine karşı çıkan Trump, ulusal egemenlik ilkesini merkeze aldı.

ABD Başkanı, Washington’un yalnızca barış çağrısı yapmakla yetinmediğini, tehditlere gerektiğinde doğrudan karşılık verdiğini söyledi. Trump’ın konuşmasında İran da önemli bir yer tuttu.

Tahran’ın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceklerini belirten ABD Başkanı, anlaşma sağlanamaması halinde İran’a yönelik askeri tehditlerini yineledi. Buna karşın Trump, daha sonra ABD ve İran temsilcileri arasında New York’ta gerçekleşen görüşmeyi “çok verimli” olarak nitelendirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesi konularını görüştüğü bildirildi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise Genel Kurul kürsüsünde ülkesinin saldırılar karşısında geri adım atmadığını söyledi. ABD ve İsrail’in operasyonlarını eleştiren Pezeşkiyan, İran’ın yalnızca kendisini savunduğunu ileri sürdü. Pezeşkiyan’ın konuşması sırasında ABD heyetinin salonu terk ettiği bildirildi.

Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ise bölgedeki gerilimin azaltılması için diplomatik kanalların açık tutulması çağrısında bulundu.

Güç siyasetinin örneği: Grönland

Trump yönetiminin güç merkezli yaklaşımı, Genel Kurul toplantıları sırasında ABD, Danimarka ve Grönland arasında imzalanan güvenlik anlaşmasıyla da somutlaştı. Anlaşma, Grönland’daki Amerikan askeri varlığının genişletilmesine ve iki yeni askeri tesis kurulmasına imkan tanıyor.

Mevcut Pituffik Üssü’ne ek olarak adanın güneyindeki Narsarsuaq ve doğusundaki Mestersvig bölgelerinde yeni üslerin kurulması planlanıyor. Ayrıca “Golden Dome” adı verilen füze savunma sistemine ait unsurların da Grönland’da konuşlandırılması gündemde. Bunun yanı sıra ABD, Danimarka ve Grönland’ın Arktik bölgesinde Çin ve Rusya’nın etkisini sınırlamayı hedeflediği belirtiliyor.

Mutabakat, Grönland’ın statüsünde herhangi bir değişiklik öngörmüyor. Danimarka Krallığı’nın egemenliği ve Grönland halkının kendi geleceğini belirleme hakkı korunuyor.

Trump’ın daha önce Grönland’ı ABD topraklarına katma yönündeki açıklamalarının aksine, yeni anlaşma askeri ve stratejik iş birliğine dayalı bir çerçeve oluşturuyor.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen anlaşmayı bir dönüm noktası olarak nitelendirirken, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz de mutabakatı transatlantik iş birliği ve Arktik güvenliği açısından olumlu bir adım olarak değerlendirdi.

Ortadoğu ve Gazze ana gündem

Genel Kurul görüşmelerinde İran-ABD savaşının yanı sıra Gazze’deki savaş, İsrail’in politikaları ve bölgesel güvenlik meseleleri de öne çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Genel Kurul’daki konuşması, Gazze’deki savaş ve Batı Şeria’daki yerleşimci şiddeti nedeniyle yoğun uluslararası eleştirilerin gölgesinde gerçekleşti.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama kararının uygulanıp uygulanmayacağı da Genel Kurul çevresindeki önemli tartışma başlıklarından biri oldu.

ABD yönetimi ise Netanyahu’nun tutuklanmasına izin vermeyeceği yönünde mesaj verdi. Bölge ülkeleri, askeri tırmanışın daha geniş çaplı bir savaşa dönüşmemesi için diplomatik girişimlerin artırılmasını istedi.

ABD ile İran arasında gerçekleşen temaslar ise taraflar arasındaki gerilime rağmen diplomatik iletişim kanallarının tamamen kapanmadığını gösterdi.

Erdoğan’ın Gazze ve Filistin tekrarı

Türkiye’yi Genel Kurul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan temsil etti. Erdoğan, bu yıl BM Genel Kurulu’na hitaben 16’ncı konuşmasını yaptı. Erdoğan konuşmasında özellikle Gazze’deki insani krize, Filistin meselesine ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin reform ihtiyacına dikkat çekti.

Gazze’de yaşananların uluslararası toplumun ortak sorumluluğunu ortaya koyduğunu belirten Erdoğan, Filistin devletinin 1967 sınırları temelinde ve başkenti Doğu Kudüs olacak şekilde kurulması gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, Gazze’nin yeniden inşasının gecikmeden başlatılması çağrısında bulunurken, Birleşmiş Milletler’in uluslararası barış ve güvenliği koruma görevini yerine getirebilmesi için Güvenlik Konseyi’nin yapısının değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan ayrıca İslamofobi, antisemitizm, yabancı düşmanlığı ve kültürel ırkçılıkla küresel ölçekte mücadele edilmesi gereken tehlikeli eğilimler olduğunu ifade etti.

Çin’in yokluğu ve ABD-Çin rekabeti

Genel Kurul’daki dikkat çekici gelişmelerden biri de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in toplantılara katılmaması oldu. Çin’i Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng temsil etti.

ABD ile Çin arasında ticaret, yapay zekâ, teknoloji ve Tayvan başlıklarında temaslar sürdü ancak iki ülke arasındaki rekabetin temel unsurları ortadan kalkmış değil. Ticaret ateşkesinin uzatılması tansiyonu geçici olarak düşürse de Washington ile Pekin arasında kalıcı bir uzlaşma sağlandığına dair güçlü bir işaret bulunmuyor.

Tayvan çevresindeki askeri hareketlilik, ileri teknoloji ihracatına yönelik kısıtlamalar ve yapay zekâ alanındaki rekabet, iki ülke arasındaki gerilimin devam ettiğini gösteriyor. Bu durum, Guterres’in dikkat çektiği küresel “büyük kırılma” ve bloklaşma riskini daha görünür hale getiriyor.

Ukrayna ve Ortadoğu krizlerinde ortak hareket edilememesi, ABD-Çin rekabeti ve nükleer silahlanma tartışmaları, BM’nin küresel krizlere müdahale kapasitesini sınırlıyor.

Lula’dan çok taraflılık vurgusu

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, Trump’tan önce yaptığı konuşmada çok taraflılığın korunması gerektiğini savundu. Lula, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısıyla uluslararası çatışmalara etkili yanıt vermekte zorlandığını belirterek kurumlarda kapsamlı reform yapılması çağrısı yaptı. Güvenlik Konseyi’nin daha temsili bir yapıya kavuşturulması gerektiğini söyleyen Lula, gelişmekte olan ülkelerin küresel karar alma mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olması gerektiğini ifade etti.

Brezilya’nın Genel Kurul’da ilk konuşmayı yapması, ardından ABD’nin söz alması, uzun süredir devam eden diplomatik geleneğin bir sonucu. Lula ayrıca Brezilya’da yaklaşan seçimler öncesinde dış müdahalelere karşı uyarıda bulunarak ulusal egemenlik ile çok taraflılık arasında denge kurulması gerektiğini söyledi.

Venezuela’da yeni dönem arayışı

Venezuela da New York’taki diplomatik temasların önemli başlıklarından biri oldu. Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez, Genel Kurul’da yaptığı konuşmada ülkesinin yeni bir siyasi döneme girdiğini savundu ve gelecekte seçim yapılacağını açıkladı. Rodríguez ayrıca hükümetin muhalefetin bazı kesimleriyle siyasi diyalog başlattığını belirtti.

Rodríguez’in İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile Genel Kurul kulislerinde gerçekleştirdiği gayri resmi temas da dikkat çekti. İki tarafın Venezuela’nın geleceğine ilişkin iletişimi sürdürme konusunda mutabık kaldığı bildirildi.

Trump da Rodríguez ile yüz yüze görüştü. Bu temas, Venezuela’daki geçiş sürecine ilişkin Washington’un doğrudan muhatap arayışına işaret ediyor.

Ukrayna, Rusya’nın gelirlerini hedef alıyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, konuşmasında Rusya’nın savaş finansmanının sınırlandırılması gerektiğini vurguladı. “Rusya’nın gelirleri hedef olmaya devam etmeli” diyen Zelenski, Rusya ile ekonomik ilişkilerin sürdürülmesinin savaşı uzattığını savundu.

Kiev, Rusya’nın petrol rafinerilerini, depolarını, limanlarını ve enerji altyapısını hedef alan uzun menzilli insansız hava aracı saldırılarını artırırken, yaklaşan kışın Ukrayna açısından zorlu geçebileceği uyarısında bulunuyor.

Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarının sürmesi, Kiev’in hava savunması ve enerji desteği taleplerini yeniden gündeme taşıdı.

Trump ise enerji piyasalarında küresel bir krize yol açabileceği gerekçesiyle Zelenski’den Rusya’daki dizel yakıt tesislerine yönelik saldırıları durdurmasını istedi.

Öte yandan Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Aralık ayında Miami’de düzenlenecek G20 Zirvesi’ne davet etmesi, Moskova’nın uluslararası diplomasiye yeniden dâhil edilmesi yönündeki olası girişimlerin işareti olarak değerlendirildi.

BM’nin geleceği tartışılıyor

New York’taki toplantılar, yalnızca mevcut savaşların ve diplomatik krizlerin ele alındığı bir zirve olmaktan çıktı. Asıl tartışma, değişen güç dengeleri karşısında uluslararası sistemin nasıl ayakta tutulacağı üzerinde yoğunlaşıyor.

Guterres; daha temsili, kapsayıcı, hukuka ve ortak kurallara dayalı bir dünya düzeni öneriyor. Trump ise ABD’nin sahip olduğu askeri, ekonomik ve teknolojik gücü temel alan bir anlaşmalar diplomasisini savunuyor.

İran, Ukrayna, Gazze, Grönland, Venezuela ve Çin başlıklarında yaşanan gelişmeler, bu iki yaklaşım arasındaki farkı görünür hâle getiriyor.

Bu nedenle 81. BM Genel Kurulu, yalnızca liderlerin konuşmalarının takip edildiği bir diplomasi haftası değil; çok taraflı düzenin geleceğinin, büyük güç rekabetinin ve uluslararası kurumların meşruiyetinin yeniden tartışıldığı kritik bir dönemeç niteliği taşıyor.