Bomba şenliği bozgunu

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

19 Kasım 2022 Cumartesi - 08:30

  • G20 toplantısı devam ederken, Polonya’ya ilk anda kimliği belirsiz ama Rusya’yı çağrıştıran bir füze düştü. Biden Bali’de bulunan NATO üyesi ile üye olmayan Batılı liderleri (Kanada, AB Komisyonu, AB Konseyı, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya Hollanda, İspanya ve Britanya) durumu görüşmek üzere toplantıya  çağırdı. Orada olduğu halde dışarda kalan tek lider Recep Tayyip’ti.

İslamo Faşist rejim, çok haraketli, hareketli olduğu kadar da hüzünlü bozgun dolu bir haftayı geride bıraktı.

Dalkavuklarının parlatıp cilalama tertibinden “Asrın Lideri“ dedikleri Recep  Tayyip edindiği servetin yığılı olduğu İstanbul şehri, bir bombayla kanarken ve insanlar yas içindeyken, Eminesi ile el ele  Endonezya’nın Bali adasında, danseden kızlar topluluğunu seyrederek gönüllerini hoş ediyor, eğleniyorlardı. Yas tutanlara ayıp olur demeden, alkışa duruyorlardı...

Günün diktatörü eğlene dursun, gerisinde entrika gergefleri dokunmaya devam ediyordu.  Özel esiri Kürt lider “Selo“nun (Selahattin Demirtaş) altı yıldır tuttulduğu Edirne Cezaevinden alınıp, özel bir uçakla hasta babasının ziyaret için Amed’e götürülüyordu.
Amaç, lümpen mafyaya has ve Kürtlere sözü açıktı:

“Bakın ve Selo’nuzu ne kadar çok sevdiğimi görün, karşılığında oylarınızı bana verin…”

Ama, yıllardır terörist dedikten sonra sıkışınca dediklerini yalayıp yutarak, adamlarını dilencilik için HDP kapısına göndermesinde olduğu gibi bu numara da tutmadı. Kürtler kanmadı. Selo gereken açıklamayı yaptı:

“Özel uçağı bırakın Mars’a da götürseler, tutumumuz değişmeyecektir!..“

Geçelim bunu. Kandırılıp dolandırılacak Kürt yok artık. Ama satın alınacak düşük onurlu, düşmüş kişilikler vardır. Bunların bir kısmı İslamo Faşist medyada dalkavuk...

Beyoğlu bombasını da vesile ederek, soylarına sövüyorlardı. Çünkü, patlama Kürtlerin üstüne atılmak isteniyordu. Yeni cinayetler dahil tüm kötülüklerin hesabı, buna göre yapılıyordu.

Nitekim Recep Tayyip Bali adasındaki G 20 toplantısına giderken, bir gün önce bomba patlamış, ortalık kana boyamış, Hitler’in SS kıtalarının şefine öykünen SS, parmağıyla Kürt silahlı gücünü göstererek, “onlar yaptı” demiş, Rojava’daki müttefikleri Amerika’yı da asıl suçlu sandalyesine oturtmuştu.

Ve Recep bey, toplantı vesilesiyle, Amerikan Başkanı Biden‘la görüşmeye gidiyordu. O nedenle, “mağdur” çehreliydi. “Son mağduriyet”in belgesi, İstanbul bombasını cebinde taşıyordu. Onu gösterip, “bana izin ve ek olarak askeri destek ver, intikam tertibinden kanlarını dökeyim“ diyecekti.

Ama bunu diyemedi. Söylemek istedikleri ağzında eridi, yok oldu. Çünkü, bombacı olarak sunulan, Alham Albashir adındaki fukara kadının Kürtlerle ilgi, ilintisi yoktu. İlişkide olduğu çemberde de Kürt yoktu. Çevre tümüyle Araptı. Kürtlerle bağları bir yana, Türklerin müttefiği İslamo faşist çetelerle bağlantılı militandı, bazıları.

Şırnak’da MHP rumuzlu ilçe başkanının, bombacıyla telefon görüşmeleri vardı ve bu gerçek SS örgütünce açıklanmıştı. MHP derin devlete katiller tedarik eden kamuflaj yuvaydı.

Dolayısıyla, her lafa tangır tungur dalan Recep Tayyip, katliam izni isteyemedi. ABD başkanı Biden, dalgasını geçer gibi geçmiş olsun dileklerini iletti.

Hava aldı, yani.

Oysa, o sırada Türk televizyonları savaş tamtamları çalıyordu. Kamuoyu, Kürt kanı ile sulanacak bomba şenliğine hazırlanıyordu. Her yerde, savaş tamtamları Rojavaya sefer havaları...

Dün Türk solu kulvarlarında kalem koşturan, şimdi faşizmin propaganda makinası kesilen kalemler, ücretlerini hak eden naralar patlatıyorlardı. Doğu Perinçek’in “Son er”i villasını yıkımdan kurtarma aşkından en hızlısıydı. Dünün “Komünist“i Necati, zehirden bir zemberekti, Kürtlerinde tepesinde...

Ama haklarını teslim etmek gerekiyor, kimse üç kuruş uğruna halkına söven dönek, dömbelek, “Türk medyasının kiralık leşkeri” Kürtlerin hızına erişemiyordu.

Kendi halkına sövmede, her biri pimi çekilmiş ayrı birer bombaydı.

Ama suçlama, karalama salvoları boşa çıktı. Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri bile olayı yamayı, inandırıcı bulamadı. PKK’yi fail olarak manşete oturtamadı.

Recep Tayyip, cinayet izni almak için, mağdur rolünü sürdürme gereğini duymadı.

Çünkü bomba etkisi ve sesi gerçek, gerisi yalandı. Ortada dolaşan failler zincirinin baş halkaları arasında Recep Tayyip çeteleri daha belirgindi.

Onlar Türk ve tecavüzcü, hırsız ve katiller oligarşisi olan İslamo Faşistler bölgesinden geliyorlardı. Aralarında tek Kürt yoktu.

Bu ayrı mesele. Hatta bombacıların küskün IŞİD’liler olup olmadığı da konumuz dışında. Bu yüzden şenlik hazırlıkları da elllerinde patladı. Rojava’ya sefer manşetleri kayboldu...

Bu sırada Bali’de bir başka olay yaşandı. Mini bir NATO toplantısı düzenlendi...

NATO, orduları İslamcılarla savaşıyor, Ortadoğu’da. Türk ordusu, aynı zamanda NATO ordusu ama garipliğe bakın aynı ordu, sürtre gerisinde Suriye ve Irak’ta İslamo Faşist çetelerle de kol kola, sırt sırta. İkili oynuyor, yani.

Öte yandan, NATO’nun son Madrid toplantısında, Rusya’yı hasım ilan etmişti.

Ama, Recep Tayyip bir dünya yabancısı, NATO ve ilkeleri habersizi gibi ortalıkta dolaşıyor, İslamcı haydutlarla işbirliği yapıyor, onunla da kalmıyor, NATO düşmanı Rusya ile oluyor ticaretini, siyasi alış-verişini sürdürüyordu.

Ama bunun da bir sonu vardı. O son geldi. Amerikan Başkanı Biden tokatını indiri verdi.

Şöyle ki, G20 toplantısı devam ederken, Polonya’ya ilk anda kimliği belirsiz ama Rusya’yı çağrıştıran bir füze düştü. Biden Bali’de bulunan NATO üyesi ile üye olmayan Batılı liderleri (Kanada, AB Komisyonu, AB Konseyı, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya Hollanda, İspanya ve Britanya) durumu görüşmek üzere toplantıya  çağırdı. Orada olduğu halde dışarda kalan tek lider Recep Tayyip’ti. Rusya ile ilişkiler konuşulurken yoktu.

Bu ikili oynayan bir entrikacının, güvenilmez olarak tokatlanıp dışlanmasıydı. Ancak Recep Tayyip, hala aşağılanmanın da ötesinde adı konmamış casusluk suçlamasının farkında değildi. Bu yüzden şaşkındı.

Toplantıya çağrılmamasının nedenini soran gazeteciye, pişkince “demek ki bizi arama imkanları olmamış” cevabını veriyor, hemen ardından olayı, münazaracı imamın mugalatası gibi basitleştiriyordu:

“Bizi önemli işlere davet ediyorlar. Önemsiz işlere gitmemiz de gerek yok.”

Oysa olay, onuru olan biri için, tokatın dayanılmaz ağırlığıydı. Ama anlayan için...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.