Cinsiyetçiliğin ‘yara izi’
Kadın Haberleri —

Cinsiyet eşitsizliği/foto:AFP
- 29 ülkede 7 bin 800'den fazla beyin taramasını analiz eden bir çalışma, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin kadınların beynini fiziksel olarak değiştirdiğini ortaya çıkardı. Psikiyatrist Nicolas Crossley, kadınların deneyimlediği eşitsizliğin "beyinlerinde yara izi bıraktığını" söyledi.
Eğer gece geç saatlerde ıslık çalınmasına ya da laf atılmasına maruz kaldıysanız, bunun ne kadar strese yol açtığını bilirsiniz. Savunma içgüdüsü harekete geçebilir, kendinizi fiziksel olarak sarsılmış ve savunmasız hissetmenize neden olabilir.
Bütün kadınlar bu tür deneyimler yaşamıştır ve hepsi karanlıkta anahtarları elinde tutarak eve yürüdüğü zamanlar olmuştur.
İstenmeyen cinsel ilgi o an bir tehdit yaratmıyorsa, genellikle gözardı edilir. Ancak bu, kalıcı bir psikolojik etkisinin olmadığı anlamına gelmez. Araştırmalar gündelik hayattaki cinsiyetçiliğin bile insanların bedenleri ve yaşamları boyunca devam eden yansımalarının olabileceğini gösteriyor.
Rakamlar endişe verici
Kadın hakları hareketi geçtiğimiz yüzyılda pek çok başarıya imza attı. Pek çok ülkede eşit ücret artık yasal bir zorunluluk ve cinsiyet ayrımcılığı yasalara aykırı. Ancak toplumsal cinsiyet eşitliğinin durma noktasına geldiği, hatta geriye doğru gittiği yönünde endişeler var. Pek çok yerde aynı iş için kadınlara daha az ücret ödenmeye devam ediliyor. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet artıyor. Küresel ölçekte rakamlar endişe verici; neredeyse üç kadından biri fiziksel ya da cinsel şiddete ya da her ikisine maruz kalıyor.
Toplumsal cinsiyet yargıları
Bu varsayımların kökleri, kalıplaşmış toplumsal cinsiyet yargılarına dayanıyor. Bu yargılar da kadınların toplum içerisindeki "ikincil statüsünü" güçlendirebiliyor.
Florida Eyalet Üniversitesi'nden sosyolog Patricia Homan ve meslektaşları tarafından Lancet dergisinde yayımlanan bir rapora göre, ABD'de kadın sağlığına ilişkin bilgiler yakın zamanda hükümetin bir internet sitesinden silindi ve değiştirildi. İnternet sitesinden kaldırılan içerik, anne ve üreme sağlığı hizmetleriyle ilgiliydi. Bu, ilaçlara, doğum kontrolüne, acil bakıma ve kürtaj hizmetlerine erişim hakkında bilgi sağlayan, ancak artık kullanılmayan bir internet sitesine bağlantıyı da içeriyor.
Beyni fiziksel olarak etkiliyor
BBC Sağlık ve Bilim Muhabiri Mellissa Hogenboom’un haberine göre, cinsiyetçiliğin kadın sağlığı üzerindeki etkileri şaşırtıcı olmayan bir şekilde büyük olabilir ve her zaman hemen görülmeyebilir. 29 ülkede 7 bin 800'den fazla beyin taramasını analiz eden bir çalışma, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin kadınların beynini fiziksel olarak değiştirdiğini ortaya çıkardı. Araştırma, cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde yaşayan kadınların, duygusal kontrol, dayanıklılık ile depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi stresle ilişkili bozukluklarla ilişkili beyin bölgelerindeki kortikal kalınlığın daha ince olduğunu gösterdi. Şili Papalık Katolik Üniversitesi'nde psikiyatrist olan Nicolas Crossley, kadınların deneyimlediği eşitsizliğin "beyinlerinde bir yara izi bıraktığını" söyledi.
Eşitsizliğin sağlığa etkisi
Eşitsizliğin yol açtığı stresin bir sonucu olarak beynin değişebilmesinin nedeni, plastisite adı verilen bir süreç. Bu, beynin deneyimlediklerimize veya öğrendiklerimize nasıl uyum sağladığı ile ilgili. Nicolas Crossley, hokkabazlık gibi bir becerinin beyinde gözlemlenebilir değişiklikler gösterdiğini açıkladı; bunun sonucunda, kronik stres beynin doğal uyum sağlama yeteneğini engellediği için, sizi değersizleştiren bir toplumda yaşam boyu var olma çabası içinde olmak, kalıcı bir etkiye yol açacaktır. Nicolas Crossley, “Cinsiyet eşitliğini iyileştirirseniz kadınların sağlığını da iyileştirirsiniz ve bunun da herkese daha az maliyeti olur" diyor.
Etkiler hem ruhsal hem bedensel
İngiltere'de yapılan başka bir araştırma, cinsiyet ayrımcılığı yaşayan kadınların ruh sağlığının dört yıl sonra daha kötü olduğunu ortaya çıkardı. Yaklaşık 3 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada, her beş kadından birinin, kamusal alanlarda kendini güvende hissetmemekten, hakarete ya da fiziksel saldırıya uğramaya kadar değişen çeşitli şekillerde cinsiyetçilikle karşılaştığını bildirdi. Araştırmanın baş yazarı ve Kings College London'dan psikolog Ruth Hackett, şunları söylüyor: "Stresli deneyimlere tekrar tekrar maruz kalmak zaman içerisinde vücutta yıpranmaya yol açabilir ve ardından bu zararlı biyolojik değişiklikler zihinsel sağlığın da bozulmasına neden olabilir." Kadınların fiziksel sağlık sorunlarına tıbbi alanda daha az önem verildiği bilimsel literatürde yoğun bir şekilde belgelenmiş durumda. 2024’de yapılan bir araştırmaya göre, ağrı semptomları aynı olsa bile kadınlara diğer ağrı kesici verilmesi olasılığı da daha düşük.
Yapısal cinsiyetçiliğin karmaşıklığı
Yapısal cinsiyetçiliğin bu kadar zararlı olmasının birbiriyle örtüşen pek çok ek nedeni var. Patricia Homan, bunun kadınların adil ücret ve kendi kendine yetebilme gibi refahı destekleyen temel kaynaklara erişimlerini kısıtladığını açıklıyor.
Aile içi şiddet, güvensiz çalışma ortamları ve kronik stres gibi zararlı deneyimlere maruz kalma ihtimallerini de artırabilir.
Ayrıca, erkekler için de dezavantajları var. İlk bakışta, genel olarak daha yüksek ücretlerden ve ev işlerine daha az emek harcamaktan fayda görebilirler, ancak Patricia Homan'ın ifade ettiği gibi, yapısal cinsiyetçilik, erkeklerin şiddeti, madde bağımlılığını, risk almalarını ve sağlık hizmetlerinden kaçınmalarını teşvik eden toksik masküleniteyi besleyebilir.
Gerçekçi olmayan ‘erkeklik’
Erkeklere ayrıcalık tanıyan sistemin kendisi, erkeklerin gerçekçi olmayan bir erkeklik anlayışına uymak zorunda hissetmelerine yol açabilir ve bu anlayış karşılanmazsa ruh sağlığı sorunları daha sık yaşanır. Erkeklerden sıklıkla beklenen güç ve statünün, daha fazla cinsel tacize yol açtığı ortaya kondu. Çalışmalar, kendini güçsüz hissetmeye alışkın erkeklerin, başkaları üzerinde geçici güç sahibi olduğunda cinsel tacizde bulunma olasılıklarının daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı.
Değişim nasıl teşvik edilir?
Bu durumun değişebilmesi için hem kişisel hem de toplumsal değişiklikler var. Aileler gençlerle uygun davranışlar hakkında erkenden konuşabilir ve toplumsal cinsiyet klişelerine ve cinsiyetçi varsayımlara karşı dikkatli olabilir. Toplumsal cinsiyet klişelerinin üç aylık bebeklere dahi empoze edilebildiğini unutmamak gerek…
Ebeveynler evdeki cinsiyetçi varsayımlara karşı da daha bilinçli olabilir. Toplumsal düzeyde, bunlara karşı politikalar geliştirmek bu dengesizlikleri gidermeye yardımcı olabilir. Erkekler evde daha fazla bakım üstlendiğinde, erkekliğin ne olduğuna dair fikirleri zamanla değişebilir ve gelişebilir. Bakım vermeyi ve kadınları daha fazla desteklemeyi içeren bir anlayışa dönüşebilir. HABER MERKEZİ













