- Gerillaların silah yakılma törenine katılan Barış Annesi Saide Ulugana: “Gerillaların dağdan ineceği söylendiğinde gözlerimiz yollardaydı. Keşke bu süreç 10 yıl önce olsaydı da biz de çocuklarımızı aralarında görebilseydik. Bizim için fark etmiyor, hepsi bizim çocuklarımız.”
Gerillaların Şikefta Casenayê’de düzenlediği tarihi silah yakma töreninin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen devlet Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlara rağmen sessizliğini koruyor. Komeleya Civakên Kurdistanê (KCK) Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat ve PKK Merkez Komite Üyesi Nedîm Seven (Behzat Çarçela) öncülüğünde gerçekleşen bu tören, Önder Apo’nun 27 Şubat 2025 tarihli “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı üzerine yapılmıştı. Bu tarihi adımın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Ankara’dan bugüne kadar somut hiçbir yanıt gelmedi. İki evladını şehit veren ve silah yakma törenine katılan Barış Annesi Saide Ulugana Ajansa Welat’a konuştu.
Hem heyecan hem hüzün…
“Süreç başladığında ve savaş durduğunda içimizde büyük bir heyecan oluştu” diyen Saide Ulugana, sürecin başlangıcı ve diğer annelerle birlikte yaptığı yolculuk hakkındaki duygularını şu sözlerle dile getirdi: “Sürecin başladığı ve savaşın durduğu o günde içimizde büyük bir heyecan vardı. Kalbimizde hem büyük bir sevinç hem de derin bir üzüntü vardı. Amed’de toplandık, orada büyük bir katılım ve coşkuyla, gazeteciler ve kameramanlarla birlikte araçlara bindik ve Cizre’ye doğru yola çıktık. Cizre’de öğle yemeğinden sonra sayımız daha da arttı ve sınır bölgesine doğru ilerledik. Zaxo’ya geçtiğimizde çok onurlu bir karşılama yapıldı. Görüşmelerin ardından Hewlêr’e (Erbil) geçtik ve o gece orada kaldık.
Olağanüstü güvenlik
Saide Ulugana, Silêmanî yolundaki olağanüstü durumu, “Sabah erken saatlerde Silêmanî’ye yöneldik. Törene yaklaştıkça endişemiz artıyordu. Geçtiğimiz yol tanklar, Irak askerleri ve karakollarla doluydu; belki 200-300 yerde böyle güvenlik önlemi vardı. O askerleri ve tankları görmek içimizi yaktı, anneler olarak çok ağladık. Tören alanına vardığımızda da her taşın başında Irak polisi ve tankları vardı” sözleriyle anlattı.
‘Keşke çocuklarımızı da görebilseydik’
İki evladını özgürlük mücadelesinde şehit veren Saide Ulugana, törendeki karışık duygularını, gerillalar hakkındaki gözlemlerini şu sözlerle ifade etti:“Gerillaların dağdan ineceği söylendiğinde gözlerimiz yollardaydı. Yukarıdan indiklerini gördüğümüzde gözlerimizden yaşlar aktı. Konuşmalar yapıldıktan sonra silahlarını ve fişekliklerini çıkarıp ateşe verdiler. Keşke bu süreç 10 yıl önce olsaydı da bu kadar kayıp yaşanmasaydı ve biz de çocuklarımızı aralarında görebilseydik dedik. Bizim için fark etmiyor, hepsi bizim çocuklarımız. Bedel ödeyen ve çocukları şehit düşen anneler orada çok üzgündü.”
‘Silahlarını kendi elleriyle yaktılar’
Saide Ulugana, gerillaların silah yakmalarının teslimiyet olmadığını vurgulayarak, “Büyük hayalimiz her zaman bu savaşın bir gün biteceği, çocuklarımızın dağdan ineceği ve onları kucaklayacağımızdı. Hayatlarını kaybedenlere elimiz yetişmese de hayatta kalanları büyük bir sevgiyle kucakladık. 50 yıldır mücadele ettikleri silahlarını yakıp arkalarını dönüp gittiklerinde onların da kalbi bizimki gibi yanıyordu. Ama önemli bir nokta var: Onlar teslim olmadı, silahlarını kimseye teslim etmediler, kendi elleriyle silahlarını yaktılar” diye konuştu.
‘Devletin lütfu sayesinde değil’
Saide Ulugana, konuşmasının sonunda bir yıldır izlenen devlet politikalarını eleştirdi ve annelerin taleplerini şöyle sıraladı:“Aradan bir yıl geçti ama süreç durdu ve hiçbir adım atılmadı. Sayın Öcalan ne dediyse hepsi yerine geldi, sözleri boşa çıkmadı. Fakat devletin yaklaşımı hâlâ boş, pratikte hiçbir somut adım yok. Bu yüzden onların açıklamalarına güvenmiyoruz. Bugüne kadar hasta ve siyasi tutsakları serbest bırakmadılar. Savaş durdu ama bu, başkanın kararı sayesinde oldu, devletin lütfu sayesinde değil. Talebimiz gerçek bir barışın sağlanması, tüm siyasi ve hasta tutsakların serbest bırakılmasıdır. Binlerce anne ve baba var ki onlarca yıldır çocuklarını göremiyor, hasret çekiyor. Bazı anne ve babalar vefat etti ama çocukları gelip cenazelerine katılamıyor. Bu hasreti bitirelim; dilimizi, özgürlüğümüzü ve serbestliğimizi istiyoruz.” WAN