Çöktürme'nin toplumsal ayağı: Tecavüz, fuhuş, uyuşturucu!

Kadın Haberleri —

16 Temmuz 2021 Cuma - 23:00

  • Colemêrg ve Gever'de polis ve uzman çavuşların karıştığı fuhuş, tecavüz, uyuşturucu olayları, Türk devletinin Çöktürme Planı'nın devamı olarak yorumlanıyor.

GÜLCAN DERELİ

Türk devletinin Kürdistan’da izlediği yozlaştırma politikası her gün başka bir kentte patlak veriyor. Özellikle polis, asker ve uzman çavuş gibi üniformalıların karıştığı fuhuş, tecavüz olaylarının ardı arkası kesilmiyor. Êlih, Dersim, Wan, Amed, Şirnex ve Mêrdîn’in ardından şimdi de Colemêrg’de patlak veren fuhuş çeteleri, Kürt kadın ve çocukları fuhuşa sürüklüyor. Bölgede devlet desteği ile açılan kafeler çetelerin mekanı olurken bazı kadın kuaförleri de üniformalıların mekanı haline dönüştürülmüş durumda. Bu sistematik bir devlet politikası ve çöktürme planının toplumsal ayağı olarak işletilirken, söz konusu kişiler ise tüm delillere rağmen herhangi bir cezaya dahi tabi tutulmuyor. Bunun en somut örneği ise İpek Er'e tecavüz eden ve ölümüne sebep olan uzman çavuş Musa Orhan oldu.

Uyuşturucu ve fuhuş tuzağı

Peki Colemêrg ve Gever’de neler oluyor? Kolluk güçlerince zorla fuhuşa ve uyuşturucu kullanımına maruz bırakıldığını beyan eden A. ve F., isimlerini ve yüzlerini net olarak bildikleri polislerce tecavüze uğradıklarını, zorla fuhuşa sürüklendiklerini ve uyuşturucu kullanmaya maruz bırakıldıklarını kamuoyu ile paylaştı. Bununla beraber, bu polislerin Gever’de bulunan ve isimlerinden işyeri adreslerine kadar bütün bilgilerini paylaştıkları işyeri sahiplerinin de bu zorla fuhuşa ve uyuşturucu tuzağına yardım ettiklerini belirttiler. 

Osmanlı Ocakları da işin içinde

10 Temmuz'da ANF'ye konuşan F., kafelerde polislerin denetiminde fuhuş yapıldığını ve uyuşturucu satıldığını söylüyor ve ekliyor: “Şu an Gever merkezde bulunan 6 kafede genç kadınlar her akşam polisler tarafından kullanılıyor. Polisler beni de tehdit ederek bu bataklığa sürükledi. Bu kafelerde en çok eroin, kokain ve uyuşturucu haplar satılıyor. Gençler bu maddelerle kafayı bulduğunda polis resimlerini çekiyor ve daha sonra bu görüntülerle gençleri tehdit ediyor. Bu kafe sahipleri de polislerle işbirliği içinde.”

Uyuşturucu ve fuhuşa zorlanan A. da Osmanlı Ocakları'na mensup kişilerin Yeşildere Mahallesi'nde olan Nedim Zeydan Caddesi'nde polislerin gözü önünde uyuşturucu sattığını söylüyor.

Hukukçulardan çağrı

Konuya ilişkin açıklama yapan Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Hakkari İl Temsilciliği, yaşananların takipçisi olacaklarını belirterek, konuyla ilgili suç duyurusunda bulundu. Konunun takipçisi olacaklarını belirten Hakkari Barosu da, söz konusu duruma maruz kalmış herkese hukuk desteğine hazır olduklarını ve kendilerine başvurulması için çağrıda bulundu.

Teşhir edeceğiz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, AKP ve MHP erkek ittifakının kadın ve çocuk düşmanı politikalarının sonucu şiddet, taciz, tecavüz ve istismar vakalarının artarak devam ettiğini vurgularken, "HDP Kadın Meclisi olarak, bulunduğumuz her yerde iktidarın bu kirli politikalarını teşhir edeceğiz. Gençlerin, kadınların kolluk güçleri tarafından cinsel istismara maruz bırakılması ve cinsel birlikteliğe zorlanması suçuna asla göz yummayacağız, sessiz kalmayacağız" dedi.

 

  • Sinem Seven: “Hakkari’de fuhuş ön safhaya çıkmış durumda ve bu herkesin dilinde. Baskılardan dolayı insanlar ses çıkaramıyor. Çünkü konuştuğun anda ya öldürülüyorsun, ya tehdit ediliyorsun. 

Polis, asker, uzman çavuş!

Gazetemize konuşan HDP Hakkari Merkez İlçe Eşbaşkanı Sinem Seven, eskiden Colemêrg’de kafe kültürünün olmadığını söylüyor. Son 5-6 yıldır kafelerin arttığına dikkat çeken Seven, şöyle diyor: "Bu kafelerde sadece kadınlar çalıştırılıyor. Ve kafelere baktığımızda -bütün kafelerden bahsediyorum- yerelden insan yok. Uzman çavuş, polis, askerlerle dolu. Bütün kafelerde bu kişiler var. Mekan sahipleri de çalışan olarak özellikle kadın seçiyor. Çünkü kadını bir çalışan olarak değil obje olarak kullanıyor. Gerçekten kadınları orada asker ve polislerin önüne sürmek, müşteri çekmek için obje haline getirmiş durumda. Mekan sahipleri de devlete çalışıyor ya da bunlar devletin himayesi altına girmiş gibi bir durum var."

Partimizin yanında

İlçe binalarının hemen yanındaki kafeden örnek veren Seven, "Partimizin yanında hemen bir kafe var. Özellikle propaganda yapmak için -sözde ailelerini HDP’den isteyen kadınlar geldiğinde- bu daha da çok oluyor. Partinin yan tarafındaki kafe uzman çavuşlarla, polislerle, askerlerle dolup taşıyor. Partiye giriş çıkışlarımızı sürekli bu kafeden gözetim altına alıyorlar" diyor. 

Herkesin dilinde

Çok önceden söz konusu kafede çalışan bir kadın ile konuştuklarını söyleyen Seven, şöyle devam ediyor: "Kadınlarla konuştuğumuzda bize şöyle diyorlar: 'Çok çirkin hitapta bulunuyorlar, sanki biz çalışan değiliz de hayat kadınıymışız gibi davranıyorlar.' Bu da halka bu şekilde yansımış durumda. Hangi mahalleye giderseniz gidin bu konu konuşuluyor. Hakkari halkı da olup bitenin farkında. Hakkari’de fuhuş ön safhaya çıkmış durumda ve bu herkesin dilinde. Son zamanlarda bayağı konuşulur oldu."

Korucular da işin içinde

Bölgede yapılan baskılardan dolayı insanların ses çıkaramadığını dile getiren Seven, "Çünkü konuşamıyorlar. Konuştuğun anda ya öldürülüyorsun, ya tehdit ediliyorsun. Bu durumlara maruz kalan kadınlar da tehdit ediliyor. Bundan dolayı da sessiz kalıyor" diyor. 
Korucuların da kadınları taciz ettiğini kaydeden Seven, "Mesela eskiden belediye otobüsleri yoktu. Şimdi iki tane var. Kayyumlar bu otobüslerin başına korucuları geçirmiş. İki mahalleye giden bu otobüslerdeki korucuların kadınlara tacizde bulunduğu şikayeti gidiyor ama kadınlar tehdit edildiği için konuşmuyor. İki kez böyle bir olayla karşılaştık. Korucular da bu işin içinde. Biz de bu konularla ilgili herhangi bir açıklama yaptığımızda gözaltına alınıyoruz. En son Musa Orhan’ın tutuklanması için yaptığımız açıklamada gözaltına alındık. Devlet bu şekilde sindirme politikası uyguluyor ancak biz her alanda kadın mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü kadın mücadelesi olmadan yeni bir yaşam inşa edilemez" diye vurguluyor. 

  • Ayşe Acar Başaran: Yüksekova’da çocuklara cinsel saldırı ve cinsel birlikteliğe zorlamayla devletin, toplumu çürütüp, yozlaştırarak teslim almaya çalıştığını biliyoruz. Bunu kolluk güçleri ile uyguluyor. Her tarafta mobese kameraları varken en fazla uyuşturucunun kullanıldığı yerlerin Kürdistan olması tabii ki tesadüf değil.

Devletin üniformalıları...

HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran ise, "İktidar aslında uzun bir süredir Kürdistan’da çok farklı bir siyaset izliyor. Bunun defalarca örneğini gördük. Batman’da İpek Er’den Dersim’de Gülistan Doku’ya, en son da Yüksekova’da çocuklara cinsel saldırı ve cinsel birlikteliğe zorlamayla devletin, toplumu çürütüp, yozlaştırarak teslim almaya çalıştığını biliyoruz. Bunu kolluk güçleri ile uyguluyor. Üniformalıları Kürdistan’da tecavüzü araçsallaştıracak bir biçimde bir siyaset yürüttüğünü gözlemliyoruz" diye belirtiyor.  

Failler değil gazeteciler yargılandı

Yaşananların münferit olmadığının altını çizen Başaran, sözlerine şöyle devam ediyor: "Çünkü biliyoruz ki 90’lı yıllarda da Kürdistan’da birçok vakada özellikle üniformalıların bu tür suçları işlediğini ve bu olaylar içerisinde yer aldığını ve devletin cezasızlık politikasıyla da bunların aklandığını, aklanmaya çalışıldığını gördük. Örneklerden biri de 90'larda Musa Çitil, birçok kadına tecavüz edilmesiyle ilgili dosyada fail olarak yargılanıyordu. O dönemde yine basın bunun üzerine yazıp ifşa etmişti. Ama yargılananlar bu suçu işleyenler değil, gazeteciler olmuştu. Ve en son AKP iktidarı döneminde bu dosyalar beraatle sonuçlandırılmıştı."

Kürdistan tesadüf değil

İktidarın özellikle demokratik yöntemlerle alt edemediği Kürt kadın mücadelesini bu tür yöntemlerle teslim almaya çalıştığını dile getiren Başaran, "İşte kadınların örgütlenmesini, özgürlük mücadelesine katılımını engellemek için bu tür yöntemlerle 'aşk' adı altında küçük çocukları, genç kadınları başka yola sürükleme ve bununla da teslim alma siyaseti yürütüyor. Kadınlar üzerinde böyle bir siyaset yürütülürken, genç erkekler üzerinden de uyuşturucu tuzağına çekerek yapmaya çalışıyorlar. Bunun çok yaygınlaştığını görüyoruz. Her tarafta mobesse kameraları varken en ufak demokratik tepkiye saldırı ile karşılık verilirken, işte en fazla uyuşturucunun kullanıldığı yerlerin Kürdistan olması tabii ki tesadüf değil" diyor.

En önemli özsavunma

Başaran sözlerini şöyle noktalıyor: “Çocuk istismarının yaygınlaştırılmasını, devletin tecavüzünü, tıpkı birçok devletin savaş dönemlerindeki uygulaması gibi bir araç haline getirip teslim alması, toplumu yozlaştırması, çürütme çalışmasını da iktidarın siyasetinin bir parçası olarak görüyoruz. Buna karşı önceleri de kampanyalar başlatmıştık. En önemlileri TJA’nın 'Em xwe diparêzin' (Kendimizi savunuyoruz) sloganıyla başlattığı kampanyaydı. Bir taraftan devletin bu politikaları ifşa edildi, bir taraftan da buna karşı mücadelenin en önemli özsavunmanın örgütlülük olduğunu ifade edildi. Biz de her dönem devletin bu kirli politikasına karşı örgütlenmenin, örgütlü mücadelenin bunu boşa çıkarabileceğini ifade ediyoruz. Kürdistan’daki bu politikaların, özel savaş yöntemlerinin kadınlar cephesinden daha fazla tepkiyle karşılanması ve buna karşı mücadele edilmesi gerektiğinin de altını çizmek gerekiyor."