Çözüm süreci ile yüzleşememek

Sezai TEMELLİ yazdı —

13 Temmuz 2021 Salı - 22:58

  • Diyarbakır seyahati bu anlamıyla yeni bir saldırı taktiğidir. Kusurlu demokrasiden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı verilen otoriter rejime geçiş, faşizmin kurumsallaşmasını yaygınlaştırırken, yönetim biçimini de şefçi-otoriter bir zemine oturttu.  Bu yeni rejimin katlanamadığı yegâne yapı doğal olarak HDP ve kuşkusuz onu var eden fikriyat. Çözüm süreci bu fikriyatın en güçlü görünürlüğüydü. 

Diyarbakır’a gelen Erdoğan, büyük yalanlar teorisine katkılarını sürdürerek, çözüm sürecini HDP’nin bitirdiğini söyledi. HDP’yi suçlamaya devam eden Erdoğan, çözüm sürecinin politik etkilerini Kürt halkının hafızasından silme gayretinde. HDP, bu hafızayı canlı tutan, ortaya koymuş olduğu mücadele dinamikleriyle ve siyasal söylemiyle çözüm sürecini Türkiye halklarına sürekli hatırlatan, bunun ötesinde sürecin ortaya çıkardığı yeni bir siyasetin, demokratik bir rejimin mümkün olabileceği fikrini referans alan tutumu ile bugünkü faşist rejimin katlanamadığı bir gerçeklik.

Türkiye siyasetinin yüzyıllık macerasında en önemli kırılma noktasına işaret eden ‘çözüm süreci’ devlet nezdinde bir rasyonalite değişimine olanak sağlayabilecek tezleri nedeniyle bugünkü rejimi ürkütmekte. Süreci var eden ve ötesinde cumhuriyeti demokratikleştirme, toplumsal barışı var etme, bölgesel barışçıl çözümler yaratabilme adına önemli açılımlar getiren Öcalan tezlerinin görünmez kılınmasına yönelik çabaların başlıca nedeni, bu tezlerin yeni bir rasyonaliteyi var edebilme gücüyle alakalı. Sürdürülebilirliği kalmamış, çoklu krizler içinde debelenen, son iktidar yapılanmasıyla da meşruiyet krizine sürüklenmiş olan rejim giderek zorbalaşarak ayakta kalmaya çalışırken, kendisine alternatif oluşturabilecek fikre karşı saldırılarını artırıyor.

Diyarbakır seyahati bu anlamıyla yeni bir saldırı taktiğidir. Kusurlu demokrasiden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı verilen otoriter rejime geçiş, faşizmin kurumsallaşmasını yaygınlaştırırken, yönetim biçimini de şefçi-otoriter bir zemine oturttu.  Bu yeni rejimin katlanamadığı yegâne yapı doğal olarak HDP ve kuşkusuz onu var eden fikriyat. Çözüm süreci bu fikriyatın en güçlü görünürlüğüydü. HDP’yi suçlayan, kapatma davası ve psikolojik savaş taktikleriyle kuşatma gayretinde olan iktidar, aslında bu fikriyat karşısında kendi aczini sergilemekte. Diyarbakır halkına HDP’yi kötülemek, onu var eden fikri yok saymak cami duvarı hikayesinden başka bir şey olmasa gerek…

Tabi mesele sadece Erdoğan ve onun destek ayağı küçük ortağıyla da sınırla değil. Muhalefetin de bölgenin daha adını bile dile getiremez haliyle ‘doğu masası’ girişimi çözüm süreciyle yüzleşmek yerine çözümsüzlük politikasına katkı sağlayıcı niteliktedir. Her iki ittifakın yegâne uzlaştıkları konu Kürt meselesine yaklaşımdır. Bu meseleye yaklaşımdaki farksızlık devletin rasyonalitesine olan tutsaklıktan kaynaklanmakta. Öcalan tezlerinin yeni bir rasyonalite çağrısına olan kapalılık Kürt meselesinin çözümsüzlüğü üzerinden siyaset yapma konusunda bir devlet politikası olarak bu partileri kuşatırken, adeta HDP’siz bir politik düzlemin muhalefet içinde de zımni bir kabulü barındırdığı bu açıdan söylenebilir.

Diğer taraftan siyasi muhalefet kadar olmamakla birlikte toplumsal muhalefetin ve sivil toplumun önemli bir kısmının da fikriyatla, paradigmayla olan mesafelenmesi, HDP karşıtlığı olarak tezahür etmese de nasıl bir HDP anlayışında kendisini tariflemektedir. Bu tarifleme aynı zamanda Kürt meselesinin çözümünü siyaset alanından kaçırmaya da yöneliktir. İnsan hakları ve kısmi kültürel haklar kapsamında meseleyi ele alan yaklaşımlar devletin meseleye yönelik kurguladığı çerçeveyle barışık bir anlayışın sergilenmesinden öteye geçemiyor.

Siyasetin ve toplumun çözüm süreciyle gerçek manada yüzleşememesi Türkiye’nin demokratikleşme meselesinde en önemli tıkanıklığını oluşturmaya devam edecektir. Sadece seçim hesaplarıyla oluşabilecek uzlaşmaların siyaseten bir karşılığının olamayacağını geçmiş on yıl fazlasıyla bize gösterdi. HDP’nin ortaya koymuş olduğu politik mücadele dışında seçim sonuçları üzerinde etkili bir siyasetin gelişememiş olması, siyasi ve toplumsal muhalefetin sahici bir yüzleşme ortaya koyamamasıyla yakından ilgilidir. Bugünkü iktidar bu zaaflı durumu çok iyi değerlendirmekte, siyasal alanı nefret söylemiyle kirleterek olası yüzleşmeleri engelleyebilmektedir.

Yeni bir ne yapmalı sorusu tüm bu koşullar altında, korkunç derecede karmaşıklığına rağmen geçerliliğini korumaktadır. Bu güçlüğe rağmen demokrasi ve barış mücadelesinin bütünlüklü bir zeminde var edilmesi, siyasi özgürlüklerin tahditsiz savunulması ve Kürt meselesinin siyasi çözümünde ısrar edilmesi, faşizme karşı toplumsal örgütlülüğün ve eylemselliğin yükseltilmesi üçüncü yolun yolcuları açısından bu karmaşık soruya yanıt üretebilmeyi sağlayacaktır...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.