Define avcılığı, soykırımın yan ürünü

Dosya Haberleri —

10 Temmuz 2021 Cumartesi - 09:58

DEFINE AVCILIGI

DEFINE AVCILIGI

  • Türkiye'de "define avcılığı”, soykırımın bir yan ürünüdür. Sıradan insanlar tarafından yapılıyor da olsa bu yağma, devlet desteklidir. Türkiye'nin Medeni Kanunu tapu veri tabanını şart koşmasına rağmen Ermeni Soykırımı’yla ilgili mülkiyet kayıtları çok gizli tutulmuştur.

SIMON MAGHAKYAN*

Çeviren: Serap Güneş

 

Kültürel ithalat kısıtlamaları, iki ucu keskin bir kılıç olabilir.

İşte bu yüzden, ABD hükümetinin Türkiye menşeili kültürel varlık ithalatını Türkiye’nin talebi üzerine kısıtlaması, çeşitli tepkilere neden oldu. Eski eser kaçakçılığı ciddi bir sorun olsa da bazı uzmanlar, Türkiye'nin bu yeni anlaşmayı, kaybolan mirasları üzerinde geriye kalmış son özerklik kırıntılarını da azaltarak yerinden edilmiş yerli toplulukları daha da marjinalleştirmek için kullanabileceğinden korkuyor.

Ailevi kökleri Osmanlı İmparatorluğu'nun silinmiş Ermeni ve Süryani topluluklarına giden bir kültürel miras suçları ve koruma politikası araştırmacısı olarak Türkiye'nin ABD'nin ithalat yasağını iyi niyetle izlediğine ikna olmadım. Çünkü Türkiye, geniş kültürel mirasına gerçekten değer verseydi, bu korumayı kendi evinde başlatırdı.

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun külleri üzerinde bir cumhuriyet olarak kurulduğu 1923'ten bu yana coğrafyasındaki çeşitli kültürel mirasın çoğunu sildi. Türk hükümeti, başta Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar olmak üzere yerli toplulukların kutsal mekanlarını kasten yok etti, yasadışı yollarla el koydu veya kasten ihmal etti. Bu topluluklar, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Türkiye şiddetle reddetse de iyi belgelenmiş suçlar olan devlet destekli soykırım ve etnik temizliğin kurbanlarıydı. 1914 öncesi aktif Osmanlı Ermeni kilise ve manastırlarının sayısı tek başına 2989'du; o zamandan beri neredeyse hepsi yerle bir edildi, hasar gördü veya başka amaçla kullanıma açıldı.

 

Kiliseden cami UNESCO Sözleşmesi ihlali

16 Haziran'da üç ABD ajansı "Türkiye'nin Arkeolojik ve Etnolojik Malzeme Kategorilerine Getirilen İthalat Kısıtlamaları"nı yayınladı. Liste, Donald Trump'ın başkanlığının tam son gününde ABD ile Türkiye arasında imzalanan 19 Ocak 2021 tarihli Mutabakat Muhtırası'na (MOU) dayanıyordu. Liste, yaklaşık 1,2 milyon yıldan 1770 yılına kadar uzanan "arkeolojik malzeme" ile son 1900 yılı kapsayan, 1923 yılına kadar uzanan "etnolojik malzeme"yi içeriyor. ABD'nin her beş yılda bir yenilenebilen iki düzine benzer ikili anlaşması var.

Türkiye'de din ve jeopolitik konusunda uzman ve eski bir ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu üyesi olan Elizabeth Prodromou, "19 Ocak Mutabakat Muhtırası, 1983 tarihli Kültürel Varlıkların Uygulanmasına İlişkin Sözleşme (CPIA) kapsamında öngörülen dört şartı tam olarak yerine getirmiyor" diyor. Mutabakat Muhtırası'nın ABD yasalarının ihlali olduğunda ısrar ediyor.

Daha özel olarak Prodromou, Türkiye'nin uluslararası yükümlülüklere uygun tedbirler almadığını savunuyor. "Türkiye'nin Dünya Mirası alanları olan Ayasofya'nın büyük Bizans Ortodoks Kilisesi’ni ve Kutsal Kurtarıcı Kariye Kilisesi'ni camiye dönüştürmeye yönelik keyfi kararı, 1970 UNESCO Sözleşmesi'nin ihlaliydi, bu nedenle Trump yönetiminin Mutabakat Muhtırası’nı imzalaması onun uluslararası anlaşmaları ve ABD yasalarını dikkate almamasının bariz bir örneği. Sonuç olarak, mevcut Mutabakat Muhtırası, ABD Dışişleri Bakanlığı’nı Türk devletinin ülkenin yerli, dini ve etnik azınlık topluluklarını yok etmek için tasarlanmış kültürel miras politikalarının yaptırım aracı haline getiriyor" diyor. Prodromou, Biden yönetimini "Mutabakat Muhtırası’nı feshetmeye veya en azından askıya almaya ve yeniden müzakere etmeye" çağırıyor.

 

Açık seçik yağma: ‘Hazine avcılığı’

Türkiye, eski eser kaçakçılığı konusunda uluslararası kaygılara gönderme yaparken büyük çaplı yerel yağmalarla mücadele etmek için neredeyse hiçbir şey yapmıyor. Yağmanın gizli kapaklı yürütülmesi beklenir ama sevecen bir şekilde "hazine avcılığı" olarak adlandırdıkları şeye ayrılmış binlerce Türk web sayfası var.

YouTube’da metal detektörü satıcısının pazarlama sayfası işlevi gören bir yağma eğitimi kanalı var ve 53 bin abonesini eski Hristiyan yerleşimlerini yağmalama konusunda eğitiyor. 31 dakikalık videoda UğurElektronik.com'un sahibi Uğur Kulaç, "gömülü define" konumlarını belirlemek için bir kilisenin iç tasarımını çiziyor.

2018'de Kulaç, Türk arkeologlar tarafından Anadolu Define Avcıları Eğitim ve Araştırma Derneği adında devlete kayıtlı bir örgüt kurduğu için eleştirilmişti. Ulusal basında çıkan bir haberde Kulaç, Türkiye'de 4 milyon defineci olduğunu iddia ederek birçoğunu beceriksizlik ve "yasadışı faaliyet" göstermekle eleştirmişti.

 

‘Yağma uzmanı’ 200 mağaza

Türk hükümeti yağmayı yerel izne bağlamış durumda ve sadece keşfedilen hazinelerin bildirilmesini şart koşuyor. Kulaç'ın mağazasına ek olarak "dedektör" anahtar kelimesiyle yapılan bir çevrimiçi işletme araması, Malatya şehrinin duyarsız bir şekilde “Asur Dedektör” olarak adlandırılan işletmesi de dahil olmak üzere Türkiye genelinde yağma amaçlı satış ve kiralama konusunda uzmanlaşmış 200'den fazla mağazayı getiriyor.

Kulaç, doğrulanmış bir Facebook kullanıcısı. Bir teknoloji devi tarafından doğrulama rozeti ile meşrulaştırılan tek "define avcısı" o değil. Diğer popüler Türk sosyal medya "define avcılığı" hesapları arasında YouTube onaylı Maceracı Defineci (479.000+ abone), Arkeolog (200.000+ abone) ve Usta Defineci (190.00+ abone) gibileri var ve bunlar "Ermeni Hazinesi" ve “Yunan Hazinesi" gibi başlıklar taşıyan “eğitim” videoları içeriyor.

 

Soykırımın yan ürünü

Türkiye'de "define avcılığı”, soykırımın bir yan ürünüdür. Eskiden Ermeni olan ve şimdi Kürtlerin yaşadığı Muş'ta saha araştırması yapan Almanya merkezli sosyal antropolog Alice von Bieberstein, "yoksulluk ve yeraltı kaynaklarının küresel ölçekte fetiş haline gelmesi" gibi faktörler olmakla birlikte yerel "define avcılığının" “kurucu devlet şiddeti" ve Ermeni soykırımının parçası olan mülksüzleştirme ile bağlantılı olduğunu savunuyor.

Sıradan insanlar tarafından yapılıyor da olsa bu yağma, devlet desteklidir. The Spirit of the Laws: The Plunder of Wealth in the Armenian Genocide kitabının yazarlarının da gösterdiği üzere, Türkiye'nin Medeni Kanunu tapu veri tabanını şart koşmasına rağmen Ermeni Soykırımı’yla ilgili mülkiyet kayıtları çok gizli tutulmuştur. Türk devleti, kiliselerde, mezarlıklarda, eski evlerde ve hatta uzak kırsal mağaralarda "define avı"nı o kadar sistemli bir şekilde düzenliyor ki, antropolog ve yağma araştırmacısı Önder Çelik, Türkiye'nin define avı bürokrasisini "Ermeni Soykırımı araştırmaları için alternatif bir arşiv" olarak nitelendiriyor.

İronik şekilde ABD'nin yasadışı Türk eserlerine yönelik son yasağı, Ermeni tarihiyle bağlantılı yağmalanmış yüksek önemde bir öğeyi hariç tutuyor. 11. ila 14. yüzyıllara tarihlenen Kilikya Ermeni Krallığı'nın yağmalanmış sikkeleri ithalat listesinde çarpıcı bir şekilde eksik. Bazı bronz Kilikya Ermeni sikkeleri Batı pazarlarında parça başına 10 dolar gibi düşük bir fiyata satılırken Moğol fetihlerinden önce kısa ömürlü bir Ermeni-Selçuklu ittifakının anısı olarak basılmış iki dilli gümüş sikkeler gibi ender örnekler, mükemmel durumda ise 1000 doları geçebiliyor. Antik sikkeler, arkeolojik alanların "kesin kanıtı" olarak kabul edilir. Bunların yağma edilmesi, özellikle de bildirilmediğinde, yeni keşifleri engelleyebilir.

 

Kültürel koruma için kritik bir adım

Yıkıcı "define avcılığı" sanayi kompleksinin kapatılması, Türkiye'de ve ötesinde kültürel koruma için kritik bir adım olacaktır.

"Türkiye'nin yarım yüzyıla yakın süredir Kıbrıs'ın kuzey kesimini işgali, yerel Hıristiyan miras alanlarının yağmalanması için uygun koşullar yarattı, bu nedenle ABD hükümeti ve miras topluluğu, Türk ordusunun Libya, Kuzey Suriye ve dolaylı olarak Dağlık Karabağ gibi yerlerdeki varlığının, yerel toplulukların hem taşınır hem de taşınmaz mirasını aşırı riske attığını çok iyi biliyor" diyor Prodromou.

Ekim ayında Türk kuvvetlerinin, küçük müttefiki Azerbaycan'ın Şuşi'deki Kutsal Kurtarıcı Katedrali'ne ikili bir saldırı da dahil olmak üzere Dağlık Karabağ'a (Ermeniler tarafından Artsakh olarak bilinir) yönelik yoğun hava saldırısını yönettiği bildirilmişti. Türkiye’nin yardımıyla artık Azerbaycan, bölgenin büyük kısmını kontrol ediyor ve özellikle de Azerbaycan’ın bu konudaki yıkıcı sicili düşünüldüğünde, bu bölgedeki Ermeni anıtlarının yerle bir edildiği haberleri paydaş toplulukları endişelendiriyor.

Kültürel mirasın sınırlarının ötesinde korunmasını istiyorsa Türkiye’nin yapabileceği şey, Azerbaycan’a Ermeni anıtlarına bir nefret nesnesi olarak muamele etmemesini, onun yerine bunların korunmasını, Dadivank, Tsitsernavank ve Vankasar gibi Ermeni hac mekanlarına ve kiliselere erişim izni vermesini barışın anahtarı olarak görmesini tavsiye etmek olabilir. Yakın zamanda Azerbaycan kontrolüne girmiş olan bu yerler, çevrimiçi İncil Müzesi sergisinde görülebilir. Türkiye'nin Azerbaycan üzerindeki etkisi hiç de azımsanamaz: Azerbaycan kısa bir süre önce Türk hükümetinin dini azınlık temsilcilerini fiilen kendisinin atadığı modeli resmileştirdi.

 

Yıkmak politik bir tercih

Kültürel koruma ve yıkım politik tercihlerdir. İyi niyetli bir Türkiye, Rum, Süryani ve Ermeni topluluklarına el konulan mülklerini iade etmeyi seçebilir. Vize ücretleri gibi ziyaret engellerini ortadan kaldırarak yerinden edilmiş toplulukların torunları tarafından bu sitelere hac ziyaretlerini teşvik edebilir. Türkiye, Ermenistan ve Yunanistan'dan uzmanları yerel arkeologlarla yalnızca Hristiyan anıtlarını değil, uzun süredir kayıp olan emperyal Helenistik Ermeni başkenti Tigranocerta olabilecek Amida Höyük ve Arzan gibi arkeolojik alanları da ortaklaşa kazmaya davet edebilir. Bu ikincisini yapmak, Azerbaycan için olumlu bir model işlevi görebilir, çünkü Azerbaycan yakın zamanda ele geçirdiği topraklarda benzer bir arkeolojik sit alanı olan Artsakh Tigranakert'in varlığını bile reddediyor.

Türkiye, son yıllarda Ahtamar, Ani ve Midyat Hıristiyan abidevi merkezlerini UNESCO Dünya Mirası Alanları olarak aday göstererek olumlu adımlar attı; bu yoldan giderek yağmalama sanayi kompleksini de ortadan kaldırmalı.

* Simon Maghakyan, Tufts Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi ve Colorado Denver Üniversitesi'nde öğretim görevlisidir. Yazısı için yaptığı araştırma, Ermeni Genel Hayırseverler Birliği'nden (AGBU) bir hibe ile mümkün olmuştur.

** Yazı, Newsweek gazetesinde “Turkey's Fight Against Cultural Looting Should Start at Home” başlığıyla yayımlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrildi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.