Değişmeyen gündem anayasa

Cihan DENİZ yazdı —

  • Eğer iktidar hala yeni ve sivil anayasa konusunda istekli ise, Dolmabahçe Mutabakatı orada durmaktadır. Ona giden yolun anahtarı da tecridin sona erdirilmesidir.

Yeni Anayasa yapmak, bu coğrafya siyasetinin değişmez konusudur. Faşist bir askeri darbenin ürünü olan bu anayasadan kimse memnun değildir, herkes onun değişmesini istemektedir; en başta da toplumu, ezilenleri, halkları baskı altına almak için onu sonuna kadar kullanan mevcut iktidar.   
Kendisi 12 Eylül’e rahmet okutacak derecede baskıcı, tekçi, inkarcı uygulamaların faili olan mevcut iktidar anlayışı her seçim öncesi yeni anaysa konusunu dillendirip tartışmaya açar ve seçim sonrasında da ihtiyacına göre konuyu ya sümen altı eder ya da ciddi hiçbir adım atmadan gündemde tutar. 
Şunu en başta belirtelim ki, 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan bir anayasa ile yönetiliyor olmak, bir çok maddesi değişmiş olmasına rağmen tekçi, inkarcı ve baskıcı özü zerre değişmediği için, bu coğrafyaya barış, demokrasi, özgürlük, adalet gelmesini isteyen ve bunun için mücadele eden hepimizin ayıbıdır. Geçen neredeyse çeyrek asır sonrasında, verilen büyük mücadeleler ve ödenen büyük bedellere rağmen hala 12 Eylül Anayasası yerinde duruyorsa, bu tüm toplumsal muhalefet güçleri için gerçek bir özeleştiri konusu olmalıdır. Ama bunu başka ve çok daha derin bir tartışmanın konusu olarak şimdilik not etmekle yetinelim.
İşte bu çerçevede Meclis’in yeni yasama yılına başladığı şu günlerde yeni anayasa tartışması bir kez daha iktidarın önemli bir gündem maddesi oldu. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, iktidar bloğunu oluşturan partilerin üst düzey yöneticileri ne zaman ağızlarını açsa yine “yeni” ve “sivil” bir anayasa ihtiyacından dem vurmaktadırlar. 
Ama iktidarın mantığını az çok bilen biri istedikleri arzuladığı anayasanın ne “yeni” ne de “sivil” olmadığını rahatlıkla görecektir. İktidarın anayasadan anladığı toplumun, halkların, ezilenlerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak, özgürlük alanlarını genişletecek yeni bir toplumsal sözleşme değil, tersine, hak ve özgürlükler pahasına kendi iktidar alanlarını tahkim edecek; toplumsal, siyasal ve hukuksal yapıyı kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirecek bir “normlar” bütünüdür.
Yapılacak anayasanın yeni olması için en başta ruhunun yeni olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile 12 Eylül Anayasası’nın tekçi, erkek egemen, otoriter ve hatta totaliter ruhunu tekrarlayan, onu yeniden üreten bir metinden “yeni” bir anayasa olarak söz edilemez. Bu bağlamda da, çok dallandırıp budaklandırmadan sadece Kürtler, kadınlar, Aleviler ve LGBTİ+’lar karşındaki tutumuna bakarak bile iktidarın yeni bir anayasa yapma derdinin olmadığını görebiliriz. Dert Kürtlerin, kadınların, gençlerin, emekçilerin ve diğer tüm ezilen kesimlerin verdikleri mücadeleler ile elde ettiği kazanımları geri almaktır; ki 12 Eylül Anayasası tam da bunu amaçladığından burada “yeni” bir şey yoktur.     
Ancak toplum içindeki ulusal, kültürel, inançsal farklılıkları tanıması ve bunları güvence altına alması durumunda karşımızda gerçekten yeni bir anayasa olduğunu söyleyebiliriz. 
Aynı şekilde, yapılacak anayasanın sivil olmasının ön koşulu da yazım ve yapım sürecinin tüm toplumsal kesimlere açık olması, tüm toplumsal kesimlerin kendi talepleri ile bu sürecin bir parçası olmasıdır. Bu bakımdan da, Meclis’teki siyasi partilere samimiyetten uzak, sadece görüntüyü kurtarmak için çağrı yapan iktidar anlayışının gerçekten sivil bir anayasa yapma niyetinden ve kabiliyetinden söz edilemez. En basitinden, iktidardan rahatsız olanların yeni bir toplumsal sözleşme için sokağa çıktığı Gezi’yi iblisleştiren, sırf iktidar anlayışından farklı söylem ve siyasi yönelime sahip olduğu için partileri, dernekleri, vakıfları düşman gören bir anlayışın, farklılıkla müzakere ederek, onların ses ve taleplerine kulak vererek bir anayasa çalışması yapması mümkün değildir. Zaten iktidarın da böyle bir derdi yoktur; kendine yakın, güdümündeki kesimlerle ile ilişkilenip herkesi bu sürece dahil ediyormuş gibi gözükerek kendi iç pazarlıklar ile bu süreci sonuçlandırmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla, burada “yeni” gibi “sivil” de bir şey yoktur. 
Aslında iktidar gerçekten yeni ve sivil bir anayasa yapmanın, bu coğrafyaya barış ve demokrasi getirmenin fırsatını yakalamıştı. 2014 yılında iktidar ile İmralı’da Abdullah Öcalan arasında yürütülen görüşmelerin ürünü olan Dolmabahçe Mutabakatı, Kürt Sorunu’na adil ve barışçıl bir çözümün ötesinde yeni bir toplumsal sözleşmesi çağrısıydı ve üzerinde uzlaşılan ilkeler bu toplumsal sözleşmenin nasıl yazılacağının çerçevesini çiziyordu. İktidar Dolmabahçe Mutabakatı’nı bozarak, sadece büyük acılara yol açacak yeni bir şiddet sarmalının kapısını aralamadı, aynı zamanda bu coğrafyadaki yegane yeni ve sivil anayasa yapma fırsatını heba etmiş oldu. 
Ama eğer iktidar hala yeni ve sivil anayasa konusunda istekli ise, Dolmabahçe Mutabakatı orada durmaktadır. Ona giden yolun anahtarı da tecridin sona erdirilmesidir. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.