Cenazelerin çalınmasının üzerinden 9 yıl geçti; 30 cenaze ailelerine teslim edildi, 237 cenazenin akıbeti ise bilinmiyor
- Xerzan Mezarlığında cenazesi çalınan ve bir daha bulunmayan PKK’li Meki Aydın’ın annesi Perişan Aydın, devletin oğlunu katlettiğini kanıtlamaya ve kalan kemiklerini almaya çalışıyor.
Bedlîs merkeze bağlı Oleka Jor köyünde PKK’lilerin mezarlarının bulunduğu Xerzan Mezarlığına birçok defa saldırı düzenlendi. Bu saldırılardan biri 8 ile 17 Aralık 2017 tarihleri arasında gerçekleşti. Saldırı sonucunda 267 PKK’linin cenazesi, çalındı, ardından İstanbul'un Sarıyer ilçesinde bulunan Kilyos semtindeki kaldırımların altına gömüldüğü ortaya çıktı. Bitlis Valiliği tarafından mezarlığa ve köye giriş yasakları getirildi. Yasak boyunca girilmeyen mezarlık 8 yıl sonra ilk kez, 17 Haziran 2025’te Mezopotamya Ajansı (MA) tarafında görüntülendi. Cenazelerin çalınmasının üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen sadece 30 cenaze ailelerine teslim edildi. Geriye kalan 237 cenazenin akıbeti ise bilinmiyor. Ailelerin cenazelerini bulma mücadelesi sürüyor.
Bedlîs’in Xîzan’da (Hizan) 1993’te mayın patlaması sonucu şehit düşen Meki Aydın’ın (Mahsun) da cenazesinin akıbeti bilinmiyor. Annesi Perişan Aydın ve ağabeyi Metin Aydın, uzun soluklu mücadelelerini MA'ya anlattı. Kardeşinin Nisan 1992’de PKK’ye katıldığını anımsatan Metin Aydın, şunları paylaştı: “Kardeşim, 1993’te Xîzan’a bağlı Lerzêk Yaylası’nın (Lerzek) Dara Bûyê bölgesinde mayın patlaması sonucu şehit düştü. Yanında olan arkadaşları defnetmiş. Kaç defa bize söylemek istemişler ama imkan bulamamışlar. O nedenle şehit düştüğü yıl bizim haberimiz olmadı. 1993’te Agorê (Yoğurtlu) köyünde, devletin saldırıları sonucu çok sayıda gerilla şehit düştü. Yaralanan ve tutuklananlar da oldu. Tutuklanan dört gerilla, kardeşim şehit düştüğünde yanlarında olan ve defneden kişilerdi. O yüzden kardeşimin şehit düştüğünü biliyoruz. Xerzan Şehitliği yapıldığında da o bölgede bilinen ne kadar gerilla mezarı varsa oraya getirildi. Biz orada değildik ama köylüler bize kardeşimin de mezarının oraya taşındığını söyledi. Hatta mezar taşında şehit düştüğü yerin adı olan ‘Dara Bûyê’ yazıyormuş. Biz kendi imkanlarımızla ve duyumlarla bunları öğrendik.”
Xerzan Mezarlığına saldırılıp cenazeleri kaçırılmasının ardından “Gaiplik” davası açtıklarını söyleyen Aydın, “Xîzan’da iki defa mahkemeye gittik. Mahkeme bizden şahit olarak, vefat ettiğine dair ‘İhtiyar heyeti’ istedi. Bir sonraki mahkemede, şahitlerin de ifadeleriyle beraber vefat ettiğini kabul ettiler ama kararın açıklanacağı gün bize, ‘Yapılan referandum seçimlerinde Meki Aydın, İstanbul’un Bağcılar ilçesine bağlı İstiklal İlkokulu’nda oy kullanmış’ denilerek gerekçe sunuldu. Böylece mahkeme başvurumuza reddetti. Eğer ‘Oy kullandı’ gerekçesi öne sürülmeseydi şehadeti kesinleşiyordu. Biz zaten eminiz ama resmi olarak da kabul edilmiş olacaktı” dedi.
Yeni bir dava
Verilen mahkeme kararına karşın Van Bölge Adliye Mahkemesi’ne itirazda bulunduklarını ifade eden Aydın, “Bu süreci her ayrıntısına kadar takip ettim ama imza atanın kim olduğuna dair hiçbir şey bulamadık. Ya da bulmamızı istemediler. Üst mahkeme de bir işe yaramadı ve dava tamamen düşmesine karar verildi. Ocak 2025’te yeni bir dava daha açtık. İlk defa annemin, kan örneklerini aldılar. Annemi Adli Tıp Kurumu’na (ATK) götürdük. Orada da saç ve tükürük örneklerini aldılar. Umarım bu sefer sonuç alırız. Biz mücadelemizi sürdüreceğiz. Ben sadece kardeşimin şehadetini istiyorum, bunun için de elimizden gelen her şeyi yapacağız. Başka bir şey istemiyoruz” diye konuştu.
Son kez rüyasına girdi
Anne Perişan Aydın ise şunları anlattı: “Oğlumun şehit düştüğünü rüyamda gördüm. Kendi kendime ‘Meki artık dağlarda değil’ dedim. 1993 sonbaharında ablam evime misafir olarak geldi. Oğlumun kıyafetlerini toplayıp bana getirmişti. Ben o zaman oğlumun şehid düştüğünü bilmiyordum ama ablam biliyordu. Çünkü devlet o dönem köylere gidip ‘Meki Aydın şu yerde öldü’ demiş. Ablam, bana gerçeği söylemedi. Ablamın geldiği gün Meki yine rüyama geldi. Issız bir dağın başında oturuyordu. Yanına gidip ‘Burada ne yapıyorsun, hadi gidelim oğlum’ dedim ama benimle gelmedi. O günden sonra hiçbir zaman rüyama gelmedi. O rüyayı görmemim üzerinden bir yıl geçti. Eşime ,‘Oğlumun artık yaşamadığını biliyorum. Gittiği gün ben ona hakkımı helal ettim sen de hakkını helal et’ dedim. Eşim de ‘Oğluma hakkımı helal ediyorum’ dedi. O gün oğlumuzun artık yaşamadığını kabullendik.
Sadece oğlumun şehadetinin kabullenmesini istiyorum. Mezarı olmasa bile bari şehadetini açıklasınlar. Tabii ki oğlumun bir mezarı olsun, ziyaret edeyim istiyorum ama önce oğlumun öldüğünü açıklasınlar, çünkü yaşamadığını biliyorum. Ölüm kağıdını getirip devletin önüne koymak istiyorum. Bana bir daha ‘Oğlun yaşıyor, oy kullandı’ demesinler diye. İnsan ölen birini diriltebilir mi? Oğlum 33 yıl önce gitti, 32 yıl önce de şehit düştü. O zaman yanında olan arkadaşları, ‘Bir yıl üç ay kalmış dağda’ demiş. Bu durumun artık sonuçlanmasını istiyoruz.”