Devrim karşıtlarına yakın çekim
Kadın Haberleri —

HOLKAMPI
- DAİŞ’li kadınların ne kadar vahşi olduğunu ve birçok suç işlediklerini, özgürleştirilen Êzîdî kadınlardan biliyoruz. DAİŞ’e katılımlar masumane gösteriliyordu. Sonuçlarını bugün Hol Kampı’nda görebilirler. Burada 11 bin yabancı kadın DAİŞ yapılanmasını yeniden oluşturdular. Çok vahşi ve saldırganlar.
LUQMAN GULDIVÊ
Bizim Savaşımız filmi ve Ben Devrimim belgeseliyle Rojava’yı özellikle de kadın devrimini işleyen İtalyan gazeteci ve yönetmen Benedetta Argentieri bu kez kamerasını devrim karşıtlarına çeviriyor.
Tüm dünya için tehdit oluşturan DAİŞ içerisinde yer alan kadınları filmine konu alıyor. Batı medyasının bir dönem 'mağdur' gösterdiği DAİŞ içerisideki kadınların, aslında DAİŞ’li olduğunun altını çizen Benedetta, DAİŞ’li kadınların "Türkiye bizi kurtaracak" söyleminin de şahidi.
Benedetta ile DAİŞ’li kadınları konu aldığı uzun metrajlı belgesel film ile Reqa’da devrimin parçası olan 3 kadını konu aldığı kısa film üzerinden "DAİŞ’li kadınlar gerçeğini" konuştuk.
‘Ben Devrimim’ (I Am the Revolution) belgeseli ardından Rojava’ya gerçekleştirdiğin ziyaretlerinden bahseder misin?
Birçok kez gittim Rojava’ya. Şu anda üzerinde çalıştığım DAİŞ’li kadınlar hakkında film görüntülerini çekmek için ise 2019 Mart’ında gittim. Film, DAİŞ’li kadınların mentaliteleri, psikolojileri ve siyasi boyutu üzerine…
Gazeteci ve film yapımcıları çoğunlukla sansasyon yaratmak için çabalıyor ama ben, bu kadar insanın, özellikle kadınların DAİŞ saflarına neden katıldığını anlamak istedim. Onlar DAİŞ’in kadınlardan nefret ettiğini, yaptığı açık propagandalardan biliyordu. Gerçek şu ki birçok kadın birçok farklı sebeple DAİŞ saflarına katılmaya karar verdi.
Ben oradayken Türk devleti Ekim 2019’da Rojava’yı işgal etti ve ben aynı zamanda gazeteci olduğum için orada kalmaya devam ettim.
‘Ben Devrimim’ filminde, üç ayrı ülkeden üç kadın, kadın hakları ve özgürlüğü için farklı yöntemlerle mücadele veriyor. Buradan nasıl DAİŞ’li kadınlara yönünü çevirdin?
Başlangıçta, Baxo ve Dêra Zor operasyonu döneminde Batı ana akım medyası DAİŞ’li kadınlardan nasıl bahsediyordu? Bu medya bu kadınlara inanıyordu. Hatırlarsınız, “Eşimin”, “kardeşimin”, bilmem kimin “peşinden geldim”, “Ben mağdurum, burada olmak istemezdim" diyorlardı. Ama gerçekte ise farklıydı. Çoğu kadın DAİŞ saflarına katılmak istiyordu ve örgütün aktif bir parçası oldular. İşte DAİŞ’li kadınları mağdur gösteren böyle bir makale beni feci öfkelendirdi.
Biz, DAİŞ’li kadınların ne kadar vahşi olduğunu ve birçok suç işlediklerini, özgürleştirilen Êzîdî kadınlardan biliyoruz. Bu makalede, DAİŞ’li kadınların sadece evlerinde olduğunu, hiçbir şey yapmadıklarını söylüyordu, gerçeği anlatmıyordu. DAİŞ’e katılımlar masumane gösteriliyordu. Sonuçlarını bugün mesela Hol Kampı’nda görebilirler. Burada 11 bin yabancı kadın DAİŞ yapılanmasını yeniden oluşturdular. Çok vahşi ve saldırganlar.
Önemli başka şeyler de var. Batı ülkelerinin hükümetleri, kendi DAİŞ’li vatandaşlarının sorumluluklarını almak istemediler. Üstelik Özerk Yönetim’e bu kişilerin yargılanması konusunda da hiç yardım etmiyorlar. Onlar DAİŞ’e karşı savaşıyor. Özerk Yönetim, yabancı DAİŞ’lileri yargılamak için uluslararası bir mahkeme kurulmasını talep etti ki durum sürüncemede kalmasın.
Şimdiye kadar uluslararası güçler meseleye yanaşmıyor, sebebi ise Türk devleti. Kuzey ve Doğu Suriye’yi meşrulaştırmaya korkuyorlar. Bu önemlidir, hükümetler vatandaşlarını götürmek istemiyor, diğer yandan bir şey de yapmak istemiyorlar. Özerk oyYönetim çok zor durumda. Bu insanlar ciddi bir güvenlik tehlikesidir Özerk Yönetim için. Bana göre bunlardan söz etmek çok önemliydi. Şimdi bunun için çabalıyorum.
Bu filminde ana akım medyanın Êzîdî kadınlarına ve DAİŞ’li kadınlara yönelik tutumunu bir sorun olarak mı göstermek istiyorsun?
Bence birçok gazeteci ne kültürü ne de ilişkiyi biliyor. Bir haftalığına geliyorlar ve olabildiğince çok makale yazmaya çalışıyorlar. Baxoz’da gördük; sonuna kadar burada kalanlar kadınlardı. Bazıları savaşçı, bazıları intihar eylemcisi gibiydi, bazıları ise kendilerini kameradan gizleyerek, eşleriyle birlikte geldiklerini, hiçbir suçlarının olmadığını söylüyordu. Bu bir oyundu. Velhasıl diğer insanların nasıl çalıştığını bilmiyorum ama benim bu projeyi yapmamın sebebi budur.
Daha önceki filmlerin açık mesajlar içeriyordu. Bu film de bu kadar açık mesajlar verecek mi?
Henüz bilmiyorum. Proje henüz o kadar ilerlemedi. Elbette mesajlar olacak filmin içerisinde. Hala senaryoyu netleştirmem gerekiyor. Korona krizinden dolayı geç kalmış durumdayım.
Film için Hol Kampı’na gittin. Yalnız mıydın yoksa seni koruyan birileri var mıydı?
Ben ve grubum vardık; üç kişiydik. Bazen bir arkadaş da oluyordu, bize yardımcı olmak için. Tehlikeliydi. Bir gün pazar yakınında görüntü aldığımız esnada Rus bir kadın asayişe ateş açtı, asayiş de onlara cevap verdi. Ama ciddi bir sorunla karşılaşmadık. Hakkıyla yerine getirdik. Geceleri yola çıkamadığımız için Hesekê’den Hol’a gidiyorduk. Rahat değildi. Hesekê’de kaldık ve görüntü almak için Hol’a gittik.
Êzîdî kadınları esir alan ya da onlardan bahseden kadınlarla konuştun mu?
Roj Kampı’nda daha az radikal olan kadınlar vardı. Onlar da Êzîdîlerle ilgili soru sorduğumda gerekçeler buluyorlardı. Çoğu cevap vermek istemiyordu. Mesela Fransız bir kadın, “Ee.. 14. yüzyılda Avrupa’da da kölelik vardı” diyordu. Acayip şeyler yani. İnsanın yüreğini acıtan durum ise, kadınların hemcinslerine nasıl muamelede bulunduğuydu. DAİŞ’ten kurtulan Êzîdî kadınlardan biliyoruz bunların Êzîdî kadınların başına neler getirdiğini. Bana, kadınların erkeklerden de kötü olduğunu söylediler. Bu içimi yaktı. Velhasıl, hiç kendilerinden ödün vermiyorlardı, evlerine esir olarak aldılar mı, hiç bu sorulara cevap vermediler.
- Türk devleti Serêkaniyê’yi işgal ettiği zaman Hol Kampı’ndaki DAİŞ’li kadınlar bana, “Göreceksin, gelip bizi kurtaracaklar, bunu biliyoruz. Bu gerçekleştiğinde de hepinizin kafasını keseceğiz” diyorlardı. “Türkiye bizi kurtaracak” söylemi, Türkiye’in DAİŞ’e verdiği desteği bir kez daha doğruluyor ve çok manidardır.
Bunların işlediği suçların belgelendiğine dair herhangi bir çalışma olup olmadığı konusunda bir bilgin var mı?
Hayır, bilmiyorum. Ama başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. Türk devleti Serêkaniyê’yi işgal ettiği zaman ben Hol Kampı’ndayken DAİŞ’li kadınlar gelip bana, Türkiye’nin işgalciliği konusunda bir bilgim olup olmadığını, yakınlaşıp yakınlaşmadığını soruyorlardı. Ben ‘evet’ cevabını verdiğimde “Göreceksin, gelip bizi kurtaracaklar, bunu biliyoruz. Bu gerçekleştiğinde de hepinizin kafasını keseceğiz” diyorlardı. “Türkiye bizi kurtaracak” söylemi, Türkiye’in DAİŞ’e verdiği desteği bir kez daha doğruluyor ve çok manidardır.
Devrime tanığım
- Kentin durumu çok zor ama bir devrimin nasıl yayıldığını Reqa’nın gösterebileceğini düşünüyorum. İnsanın böyle değişimlere tanıklık etmesi çok kıymetli, çok önemli.
Bu filmin dışında DAİŞ’li kadınlar üzerine herhangi bir projen var mı?
DAİŞ’li kadınlar üzerine olan film dışında 30 dakikalık bir belgesel hazırlığım var. Bu belgeselde Reqa’daki üç kadını gösteriyorum. Toplum içerisinde aktifler. Gerçekten toplumu Kürt hareketinin ekipmanlarıyla değiştirmek istiyorlar. Bence bu çok önemli; zira Demokratik Konfederalizm hep toplumda uygulanabilir bir sistem.
Bu yeni bir proje mi?
Bu da yeni bir proje. Hol’daki Tuba şahsında DAİŞ’li kadınları takip ettiğim uzun bir proje var, bir de diğer film. Çok sevinçliyim. Çünkü kısa proje sayesinde uzun bir süre Reqa’da kaldım. Çok yakında yayınlanacak. Haftalarca Reqa’da kaldım, görüntüler çektik. Gerçekten Reqa’yı seviyorum. Kentin durumu çok zor ama bir devrimin nasıl yayıldığını Reqa’nın gösterebileceğini düşünüyorum.
Filmde göstereceğin kadınlar Reqalı mı ya da çevre aşiretlerinden mi?
Her üçü de Reqa’nın içindenler. Biri kadın hareketinden. Biri kültür hareketinden, saz çalıyor; üçüncüsü de belediyede çalışıyor.
Reqa sakinlerinin bu kadınlara karşı reaksiyonu nasıl?
Elbette birçok kişi kabul etmiyor. Ama bu bir süreçtir, yavaş yavaş, peyderpey değişiyorlar. İnsanın böyle değişimlere tanıklık etmesi çok kıymetli, çok önemli. Elbette bir günde, bir kerede mentalite değişmiyor. Heval Rojda Felat’ın dediği gibi, ataerkilliğe karşı savaş, savaşların en zorudur. Ataerkillik kök salmış toplumumuza, zihniyetlerimize. Değişime şahitlik etmek çok önemli. Bazen tehdit ediliyorlar ama onlar mücadelelerine devam ediyor.
Hem uzun proje hem de Reqalı kadınlar üzerine olan ne zaman yayınlanacak?
DAİŞ’li kadın Tuba üzerine olan uzun metrajlı film en azından sekiz ay sürer. 2021’de yayınlanacağına inanıyorum. Tuba, Türk devletinin saldırısı sırasında Eyn Îsa kampındaydı ve kamptan kaçabildi. Şimdi Paris’tedir.
Reqa filmi ise birkaç hafta içerisinde bitecek ve dağıtılacak.
Kadınlar her yerde
‘Ben Devrimim’ I Am The Revolution’ filmine tepkiler nasıldı?
Benim için reaksiyon sürpriz oldu. Film beklediğimin ötesinde, çok iyi olmuştu. Halk gerçekten sevdi. Aynı zamanda siyasi ve mesaj yönünü de sevdiler. Çok net olduğu açıktı. Birçok kişi bana gelip çoğaltmak istediklerini söyledi. Bu benim için büyük bir başarıydı. Kadın mücadelesinin sadece Rojava’da değil bütün dünyada olduğu göstermek istedim. Mücadele ne kadar zor olsa da Afganistan gibi yerlerde de kadınlar var ve gerçeği değiştirmek istiyorlar.
Kadının özne olması için savaşmalı, mücadele vermeli. Herkesin rahatça anlaması için olabildiğince dogmatizmden uzak kalmaya ve bir o kadar net mesajlar vermeye gayret ettim.
Bu filmde Rojava’yı sadece askeri yönüyle yansıtmışsın. Neden?
Biz 2016’da filmin yapımına karar verdik ancak 2017’de, Reqa operasyonunun devam ettiği dönemlerde görüntü çekebildik. Heval Rojda Felat bu savaşı yürütüyordu. Filmde kadın mücadelesini her yönüyle göstermek istiyorduk. Askeri yönden Rojava idi, siyasi çerçevesini göstermek istedik; kadınlar neden savaşıyor, silahlı savaş vermelerine ne sebep oldu diye. Sonra Irak’ta Yener ile sivil toplum mücadelesini gösterdik. Afganistan’da ise Selay ile siyasi yönünü verdik. O, partisinin sözcüsü. Yani her zaman mücadelenin boyutları var.















