Ekrandaki kurgu sahadaki gerçek

Kadın Haberleri —

Ana akım medya

Ana akım medya

  • Ana akım medya Kürt kadınını hala trajedinin, çaresizliğin ve kurtarılmayı bekleyen mağduriyetin simgesi olarak sunuyor. Oysa sahada bambaşka bir gerçeklik var: Kürt kadınları yalnızca hayatta kalmıyor, toplumu dönüştürüyor ve yeni bir tarih yazıyor.

FİLİZ ZEYREK

Ne tuhaf; Kürdistan’ı yıllardır aynı karanlık senaryonun arka planına hapsetmekten hiç yorulmadınız. Ana akım medya patronları, izlenme baronları ve iktidarın ideolojik mutfağı el ele vermiş durumda. Sürekli aynı hikaye ısıtılıp izleyicinin önüne konuyor: töre, aşiret, dram, kan, gözyaşı… Bugün Türk televizyon ekranlarında yayınlanan Uzak Şehir, Halef: Köklerin Çağrısı, Sevdiğim Sensin ya da Zerhun gibi yapımlarda tekrar tekrar karşımıza çıkan sahneler… Kürdistan coğrafyasında genellikle tercih edilen iller arasında başta Mardin olmak üzere Urfa, Van, Amed ve tarihi ilçeler Midyat, Kızıltepe, Halfeti, Hasankeyf gibi bölgelerde çekilen Türk dizileri, güçlü mafya aileler, aşiret düzeni ve geleneksel baskılar etrafında kurulan hikayelerle bölgeyi dramatik bir çatışma mekanına dönüştürüyor.

Tekrar eden senaryo

“Halef: Köklerin Çağrısı” ise Urfa ve İstanbul arasında geçen hikayesinde gelenek, kuma, aile gücü ve modern hayatın çatışmasını merkeze alıyor. “Sevdiğim Sensin” ve Zerhun gibi yapımlar da benzer biçimde töre, kurtarılmayı bekleyen cahil köy kadınları, aile baskısı ve dramatik kurtuluş anlatıları üzerinden ilerliyor. Bu diziler yalnızca bugünün ekranlarında değil; neredeyse her sezon yeniden üretilen aynı anlatının parçalarıdır. Dün başka isimlerle çekildi, bugün bu dizilerle devam ediyor, yarın ise farklı başlıklarla yeniden üretilecek. Anlatı değişmiyor: Kürdistan aynı karanlık fon, Kürt kadını ise çoğu zaman kurtarılmayı bekleyen figür olarak resmediliyor.

Yıllardır aynı dizi

Kürt kadınının tarihi dağlarda, meydanlarda, cezaevlerinde yazılırken; televizyon ekranlarında hala çaresiz köylü kızı rolüne sıkıştırılması tesadüf değildir. Güçlü Kürt kadını imgesi Rojava’da YPJ saflarında savaşan kadınlarda, yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sistemiyle karar alan siyasetçilerde, sokaklarda ve meydanlarda örgütlenen kadın hareketinde, cezaevlerindeki direniş geleneğinde ortaya çıkan özgür, örgütlü ve özne bir kadın figürü olarak mevcut düzen için tehdittir. Çünkü özgürleşen kadın, teslim olmayan bir halk demektir. Bu yüzden aslında yıllardır aynı diziyi izliyoruz: devlet aklının, medya tekellerinin ve milliyetçi romantizmin ortak yapımı bir yönlendirme anlatısını.

Kürt kadınları tarih yazıyor

Kürdistan’da yaşayan Kürt kadınları televizyon ekranlarında hala güçsüz, korkan ve kurtarılmayı bekleyen figürler olarak sunuluyor. Her yeni yapım aynı ezberi tekrarlıyor: töre, berdel, çocuk yaşta evlilikler, dram ve sahneye geç giren “kurtarıcı” figür. Bu anlatı yüzeyde dramatik bir tercih gibi görünse de derinlerde ideolojik bir işleve sahiptir. Toplumsal hayal gücünü sınırlar, siyasal düşünme alanını daraltır ve meşru bir erkek egemenliği anlatısı kurar. Oysa sahadaki gerçek bunun tam tersidir. Kürt kadınları dağlarda silah kuşanıyor, Rojava’da ordulaşıyor, Avrupa’nın değişik parlamentolarında söz sahibi oluyor, diasporada yöneticilik yapıyor, kentlerde ve köylerde kooperatifler kuruyor, sokaklarda öncülük ediyor ve siyasette eşbaşkanlıklar aracılığıyla karar alma mekanizmalarında söz sahibi oluyor. Yerel yönetimlerde uygulanan eşbaşkanlık ve hareket içindeki eş sözcülük modeli, kadınların temsiliyetini kurumsallaştırıyor. Kadın meclisleri ve kooperatifleri aracılığıyla ekonomik ve toplumsal dönüşüm sağlanıyor, kadın özgürlük mücadelesi yalnızca siyasal alanı değil, gündelik yaşamı ve toplumsal ilişkileri de yeniden şekillendiriyor. Kürt kadınları yalnızca yaşamıyor; toplumu dönüştürüyor ve yeni bir tarih yazıyor.

İktidarın görünmeyen elleri 

Ekrandaki kurgu ile sahadaki gerçeklik arasındaki bu çatışma bilinçli olarak üretiliyor. Ana akım medya bu hakikati saklamakta ısrarcı. Çünkü güçlü Kürt kadını imgesi mevcut ideolojik kurguyla çelişiyor. Medya patronları Demirören ve Turkuvaz gibi büyük medya grupları, siyasal aktörler AKP iktidarı ve etrafındaki milliyetçi bloklar ve izlenme üzerinden kurulan ekonomi, Kürdistan’ı vahşi, geri ve kaotik göstermeyi daha karlı buluyor. Güçlü ve örgütlü kadın görünürlüğü yalnızca cinsiyet rollerini değil, siyasal dengeleri de sarsıyor. Kadınların görünürlüğü, kolektif taleplerin güçlenmesi demektir; bu da iktidar blokları için maliyetlidir.

Eğlence değil kültürel mühendislik

Bu nedenle söz konusu yapımlar salt eğlence ürünü değildir; kültürel yönlendirme araçlarıdır. “Uzak Şehir”, “Halef”, “Sevdiğim Sensin” gibi diziler Kürdistan’ı bir dekor olarak kullanır. Bölgenin kültürel zenginliği yerine tek biçimli bir acı anlatısı sunulur. Kadın figürü dramatik gerilim ve duygusal yük üretmek için kullanılırken, erkek figürü modernliğin, düzenin ve kurtarıcılığın temsilcisi olarak konumlandırılır. Senaryolar bilinçli biçimde böyle yazılır. Milyonların evine giren anlatı, egemen siyasetin diliyle uyumlu olmalıdır. Patronlar risk almak istemez. İzlenme sermayedir, sermaye siyasidir. Güçlü Kürt kadınının görünürlüğü sisteme maliyetlidir; zayıf ve pasif figür ise kolay tüketilir. Bu temsil biçimleri zamanla bir bellek üretir. Kürdistan egzotikleştirilir, kriminalize edilir; kadın mağdurlaştırılarak erkek merkeze çekilir. Acı, estetize edilmiş bir şiddet diliyle sunulur. Bu tekrar eden anlatı, izleyicinin zihninde hakikatin yerini alır.

Tarihi kim yazıyor?

Oysa sahadaki gerçeklik çok daha güçlüdür. Kürt kadınları yalnızca savaşçı değil; yeni toplumsal modellerin kurucusudur. Eşbaşkanlık sistemi yerel yönetimlerde kadınların karar yetkisini güçlendirmiştir. Kadın kooperatifleri kırsalda ekonomik güç üretirken, kentlerde kadınların kültürel ve siyasal üretimi görünür hale gelmiştir. Bu yalnızca yerel bir başarı değil; Kürdistan’da üretilen kadın özgürlük anlayışının uluslararası yankısı vardır. Aile içerisinde başta kadınlar olmak üzere kadın kimliğinin görünür kılınması, feodal baba, eş, abi veya erkek figürlerin baskısına karşı bilinçlenen kadınlar aracılığıyla gerçekleşti; bu kadınların varlığı, emeği ve politik bilinci çocuklar dahil tüm aile bireylerini dönüştürmeye, birlikte üretime, toplumsal ve kültürel karar süreçlerine katılıma destek oldu ve aile içi ilişkilerden ekonomik ve kültürel üretime kadar birçok alanda değişime öncülük etti. Ekranlar yalan yansıtabilir ama dağlar, sokaklar, kooperatifler ve belediyeler gerçeği yazar. Kürt kadınları bu gerçeğin öznesidir. Biz acı hikayelerin dekoru değiliz. Özgürlüğün yazarlarıyız. Kürt kadınları kurtarılmadı; kendini kurtardı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.