Diktatörün Kürtlere karşı zafer narası

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

4 Ekim 2021 Pazartesi - 20:30

  • AKP-MHP diktatörlüğünün başı Recep Erdoğan, geçenlerde New York’ta, bir gazetecinin Kürt sorununa ilişkin sorusunu cevaplarken, hasmını hareminden uzaklaştırmayı başarmış goril gibi, göğsünü yumruklamıyor, ama “biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik“ diye Övünüyor, nihai zaferini ilan ediyordu.

Yakışır. Bundan öncekiler de böyleydi ve yalan söylemede bunların üstüne yoktur. Yalanla yaşıyorlar. Çünkü bunların her şeyi; tarihleri, coğrafyaları, soyu-sopu her şeyi yalandır.  En çok yalan söyleyen de her zaman baş tacıdır. Kalabalıklar, ona Sultani bir hayat sunar.
Türk tarihi budur, yalanlar dolanbacıdır. “Biz, Kürtleri öldüre öldüre sindirip bitirdik“ övünmeleri, bu soy yalanların devamıdır.
Yalanlarına bakılırsa, 1920’de başladıkları Kürt cinayet ve katliamlarını 1930’da, Geliyê Zilan’ı cesetle doldurarak zaferle bitirdiler. Yamyamca bir övünmeydi, bu. Ama yalan tutmadı.  Kürtler bitmemişti. Dersimde kadın ve çocukları doğramaya başladılar. 1938’de, parlamentolarında yeniden zaferlerini ilan ederek...
Oysa zafer yoktu. Özgürlüğünü arayan, yere düşen onurunun derdinde olan bir halkı yenmek, karşısında nihai zafer elde etmek mümkün değildi. İrlandalıların, İskoçlar ve Katalanların mücadelesi örnektir ki, nihai zafer olan “tükeniş“ mümkün değildir.
1990’lardaki “topyekün haydutlaşma“da, faili meçhul adıyla, insanları evleri, işyerleri, tarla, bağ, bahçe, çayırlar ve yollardan kaçırıp katlederek, diri diri yakıp evleri, tüm olarak köylerini ateşe vererek zafer aradılar. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay başkanlığı, her gün üç koldan “bitirdik“ narasıyla zafer ilan ettiler. Yalanla, kendilerini ve kalabalıkları kandırdılar.

Bugün kalınan yerden yalana devam ediliyor.
Oysa, eski yol kesen magandanın “bitirdik“ diyerek zafer ilan ettiği gün, Kürt sorununun sahipleri uluslararası sahnede oyuncuydu. Kürt davası, en etkin zamanını yaşıyordu. Mesela, Recep Erdoğan New York seyahatine hazırlanırken, Kürt sorununun bir parçası olan Rojava Kürtlerinin bir heyeti Pariste, Cumhurbaşkanlığı katında kabuldeydi. Bu heyet sonra, Moskova’ya geçecekti. Recep Erdoğan New York’ta gorilleşirken, Amerikan Dışişleri Bakanlığının ilgili birimleri, Washington‘da, Kürtleri karşılamaya hazırlıyordu.
Kuzeyli Kürtlerin heyeti de bir süre önce Washington’daydı.
Öte yandan, Kürt silahlı güçleri ve tüm kurumları her yerde görevlerinin başındaydı. Ama, Türkler savaş cephelerinde verdikleri kayıpların üstünü örtüyor, yalanlar dolambacında gözden kaçırıyordu.
Artık, “cenazeleri ayinleri“ de düzenlenmiyordu. Çünkü Recep Erdoğan’a kazanç getirmiyor, tersine tepki topluyordu. En sonra Orta Anadoluda düzenlenen bir ayinde Recep Erdoğan’ın adamları yuhalanmış, kovulmuşlardı. Bundan sonra ağlama törenleri bitti.
Ama onlar, karşı tarafın kaybı varsa onu yalanlara dolayarak, zafer narası yapıyorlardı. İnsan öldürdük diye diye yam yam ruhlu yandaşları elde tutuyorlardı.
Ha, “bitirdik“ demenin dayanağı Kuzey Kürdistan’ın yeni baştan işgali ise, bu doğru; Kürtlerin ülkesini bir askeri garnizona çevirdiler. Her adım, tepe ve vadiye birer askeri kule diktiler. Droneler, havada vızır vızır. Yollar, adım başında barikatlarla kesiliyor. Kimlikler, bir kaç kilometre aralıklarda yeniden kontrol ediliyor. 1920’lere dönüşle, sık bir muhbir ağı oluşturuldu. Parça başına para alan muhbirlerden baba, oğulu, oğul babayı, dayı, kuzen, amcayı gözetliyor.
Bunlar işgalciye yakışan ve doğrudur. Bu aynı zamanda, 1800’lerden beri sömürge toprakları, işgal diyarlarının halidir. Benzer durum Hindistan’da, Kuzey Afrika da da yaşandı. Ama, işgal güçleri ve işbirlikçiler, hep halktan kopuk, toplumdan iğreti kaldılar. Halk arasında “düşman“ olarak gözlem altında tutuldular. Tecrit edildiler. İnsan yerine konmadılar. Halkının hainleri olarak, köpek muamelesi gördüler. Kürdistanda da durum budur.
Kürt, sivil siyaset Liderlerinin tutuklanmasına gelince: Bu da yeni değil. Kürtleri başsız, dolayısıyla yolunu bulamaz hale getirerek zafere ulaşmak için Bedirhanileri, Şeyh Ubeydullah ailesini sürgüne gönderdiler. Şeyh Said ve arkadaşlarını bir arada astılar. Ağrı Dağı liderlerini darmadağın ettiler.
Ama, sorunu dillendiren, mücadelesini yürüten halktı; köktü. Dert, dava değişmediği için, her defasında sorunun takipçisi, davacısı lider kadrolar, yeniden yeşerip boy verdi.
Çünkü Kürtler, insanlıklarını çekip ayak altından kurtulma davasıydı. Her halk, kavim ve giderek bütün milletler gibi, kölecilik, esareti dayatan çemberi kırmak, mesala bir Alman, İngiliz, İspanyol ve ötekiler gibi ülkesinde özgürce, onurluca yaşamak istiyor.
Magandalar, mafya reisleri anlamaz ama, uğrunda ölüm ve diri diri yakılmanın göze alındığı Kürt sorunu budur. Bu onun, bunun değil, kadim bir halkın onur davasıdır.
Yine magandanın anladığı şey değil, ama HDP’de yer alan Kürt kadrolar,  bu davanın adamlarıdır.
Onun için, Kürtler esir, Kürdistan işgal altında kaldıkça, Kürt sorunu devam edecektir. Ve ne bitmesi, eğer Pariste, Moskova ve Washington’da ayrı ayrı müzakere masasında yer alıyorsa, bölgeden giderek bir dünya meselesidir. Biri, bunlara böyle anlatsın...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.