Din, devlet ve HDP’ye saldırılar

Cihan EREN yazdı —

20 Ekim 2020 Salı - 09:26

  • Türk devleti, genlerindeki dinci, milliyetçi ve ulusalcı-laik aklın çıkış yapamayacağını çok iyi bildiğinden, HDP’ye operasyon yaparak halkların demokratik alternatif çıkışını devre dışı bırakmak istemektedir

Türkiye'de din tartışması devlet ve iktidar olma tartışmasıdır. Bu tartışma aynı zamanda devlet kurumlarını kimin ele geçireceği ve nasıl yöneteceği meselesiyle de bağlantılıdır.
Tüm halklar gibi Türkmenlerde de din ciddi bir sorun olmamıştır. Türkmen halkı, inanç kültüründe ihtiyaç duyduğu değerleri bin yıl kadar önce Alevilikle, Bektaşilikle ve bu inançlar ile İslam arasında kalmış daha başka yorumlarla gidermiştir.
Türkmenlerin İslam ile ilişkisi Türk egemenlerin İslamlaşmasıyla başlamıştır. Arapların Mekke aristokrasinden, Kürt ve Farsların Sasani baskısından bıkmış halk kesimi İslam'ı daha demokratik bulduğu için kabullenme eğilimi göstermiştir. Türkmenlerin Ortadoğu'ya geldikleri dönem, İslam iktidarlarının yozlaştığı döneme denk gelir. Bu nedenle ilkin Türkmenler değil egemenler iktidar İslam çizgisinde Müslümanlaşmıştır. Bu durum Türkmen halkın Türk egemenlere değil kendisine yakın gördüğü başka güçlerle ilişki geliştirmesine yol açmıştır. Malazgirt’e Alparslan’ın ordusundaki Türkmenlerin iki katı kadar Türkmen’in Bizans ordusu saflarında, Yavuz’un ordusundakilerden çok daha fazla Türkmen’in Kürt Şah İsmail’in ordusunda olması bunu göstermektedir.
İslamlaş(tırıl)an Türkmenler, Selçuklu hanedanın da görüldüğü gibi Arap halifelerden aldıkları icazetle devlet olma yoluna giren az bir kesimdir. Bunlar Türkmen boylarını zor kullanarak denetimine alıp iktidarları için asker yapmış ve savaştırmıştır. Türk egemenlerin Türkmen halka asker olma karşılığında verdikleri tek şey ‘koruma’ olmuştur. Yurtsuzluk bu ilişkinin kurulmasında halka karşı yoğun kullanılmıştır. Tıpkı bugün ki ‘beka sorunu’ söylemi gibi.
Bugün CHP ve AKP arasında yaşanan tartışmanın temelinde de din-devlet-iktidar ilişkisinin nasıl kurulacağı meselesi yatmaktadır. Devleti dine mi ilme mi dayandıralım, halkı iktidar politikalarına dinle mi bilimsel argümanlarla mı razı edelim tartışmasıdır yaşanan.
Devleti dine dayandıran Türk egemenlerin yaklaşık dokuz yüz yılık, ilme dayandıranlarınsa yaklaşık yüz yılık bir tecrübesi vardır. AKP’nin yüz yılık tecrübeyi on beş yıl içinde önemli oranda tasfiye etmesi, Türk devlet geleneğindeki dini kodların güçlü olmasından kaynaklanmaktadır. Özellikle de peygamber ocağı dedikleri ordunun dini kodlara göre örgütlendirilmiş olması, bu değişimde belirleyici olmuştur. Türk egemenlerinde devlet ile din ilişkisi Araplardan ve Farslardan çok daha derindir. Birine hizmet diğerine de hizmet olarak kabul edilmiştir. AKP’nin ön eğitimlerini tarikatlarda görmüş, cihadist örgütlerde pişmiş binlerce kişiyi asker, polis ve bekçi yapmasındaki neden bu tarihsel tecrübenin sağladığı kolaylıktır.
AKP, ordu, MİT ve emniyet ile devlet olacağını CHP’den çok daha iyi bilmektedir. CHP kimliği ile devlet olmak isteyenler, iktidarları için gerekli olacak kadar laik ve demokratik olamadıklarından güçsüzdür. Bu AKP’ye daha rahat propaganda yapma imkanı vermektedir.
Selçuklulardan cumhuriyete kadar, Türkmen halkın hafızasındaki devlet algısı, soyguncu, talancı, katil ve çetedir. Halklarla dostluk ve kardeşlikse temel kültür kodu olmuştur. Babailer ve Celali isyanları Türkmen halkın bu zihin kodlarını göstermesi bakımından incelenmesi gereken en önemli tarihsel olaylardır.
AKP ile yeniden diriltilmek istenen devlet, Türkmen halkın hafızasında soyguncu, talancı, katil ve çete olarak yer edinmiş devlettir. Dikkat edilirse AKP-MHP rejimi Selçuklulara ve Osmanlılara filmlerle, mimari yapılarla, isim ve kavramlarla çok yoğun göndermelerde bulunmaktadır. Böylece Cumhuriyetin bozmaya çalıştığı egemenlerle halk arasındaki iktidar İslam bağını yeniden örmeye çalışmaktadır. Bu amaçla AKP-MHP rejimi, Selçukluların, Osmanlıların, İttihatçıların ve Kemalistlerin geliştirdiği dinci-milliyetçilikte çıkarlarına hizmet eden ne varsa çekinmeden kullanabilmektedir. Türkiye'de solun, Türkmen Alevilerin ve Türkmen İslam kültürüne göre konuşup, tutum alması gereken demokratik Müslümanların zayıf olması, AKP-MHP’nin işini kolaylaştırmaktadır.
Bilindiği gibi Türk iktidarlar son yüz yılla kadar dinci, cumhuriyetle birlikteyse ağırlıkta milliyetçi olmuştur. Bu iktidarın fiziki katliamlar yaptığı dönem, dini milliyetçi çizgide kullandığı ittihatçı dönemdir. Rum ve Ermeni halklarına ‘kafir Hıristiyanlar’ denilmesi, Türk egemenlerin İslam'ı kullanarak milliyetçiliği geliştirmesinde en etkili argüman olmuştu. Bu nedenle doğu Akdeniz’de Yunanistan’la, Karabağ’da Ermenistan’la savaşın eşiğindeki AKP-MHP rejimi, çok zorda da olsa daha tehlikeli olmaya başlamıştır. Dolayısıyla AKP-MHP rejiminin zorda olması demek, başta Türkmen halkı olmak üzere halkların büyük tehlike ile yüz yüze gelmiş olması demektir.
Bu tehlikeye karşı Anadolu ve Mezopotamya halklarının ve inançlarının kültürel ruhuna uygun sol demokratik bir çıkış, tek kurtuluş yoludur. Bunu sağlayacak tek siyaset HDP çizgisindeki siyasettir. Türk devleti, genlerindeki dinci, milliyetçi ve ulusalcı-laik aklın çıkış yapamayacağını çok iyi bildiğinden, HDP’ye operasyon yaparak halkların demokratik alternatif çıkışını devre dışı bırakmak istemektedir. HDP’ye son operasyon kesinlikle Anadolu’nun demokratik geleceğine dönük bir operasyondur. Son operasyon, HDP’nin Kürt kimliğinden çok daha fazla Türkiye demokrasisi kimliğine yapılmıştır. Bu operasyonu MİT’in planladığını ve yürüttüğünü, gözaltına alınanlarla tartıştığını, öneriler götürdüğünü tahmin etmek zor değildir. MİT, HDP’yi bölmek, halkları birbirinden kopartmak istemektedir. Çünkü bu operasyon amaç ve kapsam bakımından daha önce parti kapatmalara kadar vardırılan operasyonlardan farklıdır. Kısacası son operasyon Kürtlerin demokratik iradesinden çok Türkiye'deki demokrasi dinamiklerini hedeflemektedir. Bu operasyonlarla kapatılmak ve karartılmak istenen Türkiye halklarının geleceğidir.
Kısacası, Türk devleti, aklı ve teamülleriyle derin bir kriz içindedir. Devlet bin yılık geleneğiyle varlığını sürdürmek için AKP-MHP’yi son bir şansı olarak kullanmaya karar verdi. Bu krizi daha da derinleştirdi ve ortamı demokrasi güçlerinin devrimci çıkışı için çok uygun hale getirdi. Bunu fark eden devlet, HDP’ye ve diğer demokrasi güçlerine baskı yapıp operasyonlar çekerek, kendisine yeni bir çıkış imkanı verecek guruplara zaman kazandırmak istemektedir. Dolayısıyla son tutuklamalar ve gözaltı operasyonları tam bir savaş ve saldırıdır. Buna karşı olabilecek en geniş demokrasi cephesiyle direnmek en doğru yoldur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.