Kürt düşmanlığı aç ve işsiz bırakır

Cihan EREN yazdı —

10 Ocak 2022 Pazartesi - 23:30

  • Erdoğan ekonomik krizin kaynağını Kürtlere karşı verdiği savaşın maliyetleriyle açıkladı. Gerçekte bu, muhalefetin işine fazlasıyla yarayan bir itiraftı. Ancak CHP’nin Kürt halkına bakışı, CHP’deki ezber, Erdoğan’ın bu itirafını görmezden, duymazdan ve anlamazdan gelmesine neden oldu.

Türkiye'nin demokratikleşme sorunu kuruluş mantığından kaynaklıdır. Ulus devlet aklıyla çok etnisiteli ve inançlı Anadolu topraklarında tek dinli ve kimlikli ulus yaratma stratejisi sorunların kaynağıdır.

Bu durum, 'kurucular ulus devlet paradigmasına göre hareket etmek zorundaydılar' diyerek açıklanamaz. Çünkü 1924’e kadar da Kürdistan, Lazistan gibi adlar rahatlıkla kullanılıyordu.

M. Kemal’in 1919-1924 arasındaki yazılarında, konuşmalarında Anadolu’daki kimlikleri kabullenme vardır. Kürtlerle ittifaktan da bolca söz etmiştir. Amasya Genelgesi ve Erzurum Kongresinde siyasi kararlar da almıştır.

Dolayısıyla ulus devlet fikri her ne kadar faşizme, ırkçılığa yatkın ve açık bir ideoloji olsa da, 1924’ten sonra seçilen yol zorunluluk olarak görülemez. Devreye konulan yeni politika bir tercihin sonucudur.

Tekçi zihniyetin kaynağı CHP’dir

Bugün de Türkiye'de demokratikleşme sorunu nedenleriyle ele alınmıyor. Halka doğru anlatılmak istenmiyor. Artık kaçınılmaz olan yer ve zamanlardaysa saptırılıyor, yalanla üstü örtülüyor.

Halkların ve inanç guruplarının inkar politikasının ekonomik ve siyasi krizi derinleştirmesine rağmen sürdürülüyor olmasında baş sorumlu CHP görülmelidir.

CHP’nin milliyetçi ve demokratik değerleri istismar politikası toplumda kapanması zor yaralara, giderilmesi zor sorunlara ve en önemlisi de zihinsel bunalıma neden olmuştur.

Yaratılan bu ortamı da en iyi AKP kullanmaktadır. Bunun için CHP devletin kuruluş mantığını değiştirmeyerek ortamı AKP’ye açmaktadır. Erdoğan'a ilk yolu açanın Baykal olduğu unutulmamalıdır.

Böylece CHP sorunları derinleştiren, AKP ise sorunların yarattığı toplumsal ve siyasal ortamı istismar eden kutupta yer alarak Türkiye’yi adım adım uçuruma götürüyorlar.

CHP’nin oldukça uygun koşullar olmasına rağmen doğru düzgün muhalefet yapmaması da bu zihniyetinden kaynaklıdır.

Dünyanın giderek daha fazla sola eğilim göstereceğinin bilinmesine, Ortadoğu'da din istismarcısı yapıların halkta karşılık bulmadığının anlaşılmasına, Suudi Arabistan gibi krallıkla yönetilen bir devletin bile ‘ılımlı İslam'a’ geçtik demesine rağmen, CHP’nin 'toplumsallaşma' adı altında sağcılaşması da, CHP aklını ve statükoculuğunu ele veriyor.

CHP tekçi, milliyetçi ve faşist ulus devlet ezberlerinin partisidir. 

CHP’nin ezberlerinin çoğu Kürt inkarı üzerine inşa edilmiştir. "Kürtler Türk’tür" sözü de bu ezberin başlıca sloganıdır.

CHP çizgisindeki siyasiler içinde Kürt inkarında en solcu kişi Ecevit sayılabilir. Merhumun Kürtleri tanımlarken kullandığı en olumlu kavramları 'aşiretçi, feodal, dağlı, köylü, geri, medeniyetten bihaber bir topluluk' şeklindeydi.

Köykent projesi adı altında Kürtleri yerlerinden-yurtlarından ederek daha kolay asimle edilebilecekleri toplama kamplarına almak için çok uğraştığı da bilinir.

'Türk değillerse de medenileştirilmiş Türklüğe göre geri oldukları için Türkleştirilmeleri gerekir' anlamına gelen bu tanımlama, CHP’nin Kürt halkını soldan tanımlaması sayılabilir.

Benzer politika Alevilere de uygulanmıştır

Kürtlere dönük CHP politikalarının bir benzerine maruz kalan diğer bir kesimse Alevilerdir. CHP’nin Alevi politikası bazı yanlarıyla Osmanlıdan da kötü olmuştur.

CHP Alevileri yok saymıştır. Ve bu yaklaşım Osmanlının ‘Aleviler vardır ama mülhittir’ yaklaşımından birkaç basamak daha geridedir.

Türkiye, dayanılması zor bir ekonomik kriz içindedir. İlk günden beri AKP eliyle toplum yozlaştırılma sürecine alınmıştır. Türk insanı AKP-Erdoğan uyguladığı politikaları neticesinde tarihinin en ciddi vicdani ve ahlaki tahribatını yaşamaktadır.

Siyasi sorunlar, dış politikanın neden olduğu teşhir ve tecrit, içerde ciddi bir yönetim krizine de yol açmıştır.

Türkiye'de derin bir devlet ve sistem bunalımı yaşanıyor. Bunun da nedeni ilk cümlelerde de belirtmeye çalıştığımız gibi, Türk ulus devletinin kuruluş mantığıdır.

Erdoğan ve AKP bu sistemin sorunlarını daha da derinleştirmiştir. Tam da böyle bir süreçte CHP’nin tüm ağırlığını ekonomik sorunların çözümüne verdiği görülüyor.

Türk siyasetinde ekonomik odaklı politikaların, projelerin ve propagandaların sadece seçim kazanmak amaçlı işler olduğunu çok iyi biliyoruz.

Erdoğan’ın itirafını görememek siyaset değildir

Erdoğan’ın "milli ve yerli modeli" ekonomiyi dayanılması zor bir krize sokmuştur. Bu krizin toplumsal yaşamı çok ciddi etkiler noktaya vardığı görülüyor.

AKP’nin ekonomik politikalarının çok yoğun eleştirilmeye başlandığı ilk süreçlerde, Erdoğan ekonomik krizin kaynağını Kürtlere karşı verdiği savaşın maliyetleriyle açıkladı.

Gerçekte bu, muhalefetin işine fazlasıyla yarayan bir itiraftı. Ancak anlatmaya çalıştığımız CHP’nin Kürt halkına bakışı, CHP’deki ezber, Erdoğan’ın bu itirafını görmezden, duymazdan ve anlamazdan gelmesine neden oldu.

Erdoğan’ın çok önemli birkaç özelliği vardır. Bunlardan birincisi, kişiliğini karşıtlarının kişiliğiymiş gibi anlatmak ve yaptıklarını muhalefettin yaptıklarıymış gibi propaganda etmektir.

İkincisi ise, CHP aklının yansıması olan devlet gerçeğini çok iyi tanıdığı için zaaflarını cesaretle kullanmasıdır.

Şunu demek istiyoruz: Erdoğan ekonomik krizin sebebini Kürt halkına karşı savaştan kaynaklandığını itiraf edince, CHP’nin bunun üzerine politika kurmayacağını, savaş harcamalarını gündemleştirmeyeceğini biliyordu.

CHP’nin odaklandığı ekonomik sorunların temel kaynağını anlatmaması ise, inandırıcı olmamasına, çözümlerinin toplumda karşılık bulmamasına neden oluyor.

Türkiye'nin yaşadığı sorunların Kürtleri inkar ve imha politikasından kaynaklandığı görülmeden ve AKP-MHP’nin Kürt düşmanlığı, soykırım politikalarına karşı çıkılmadan Türkiye’de ne iktidar değişir ne sorunlar çözülür.

Erdoğan ve AKP’nin açıktan hırsız, talancı ve zalim olmalarına rağmen oylarının neden yeterince düşmediğini en çok da Kemalistler soruyor. Bunu da dindar kesimin gericiliği ile açıklıyorlar. 

Oysaki Türkiye'de sadece devlet yapısı, aklı değil, iktidarın da değişmesi Kürtleri halk olarak tanıyarak, Kürtlere yapılanları eleştirerek mümkün olabilir.

Erdoğan ve AKP’nin Kürt düşmanlığına karşı çıkmadan hiç kimse değiştiğini ve iktidara gelirse yeni şeyler yapacağını iddia edemez. Projelerini de inandırıcı biçimde anlatamaz. Anlatamadığı içinde fetva ile hırsızlık yapanların oylarını azaltamaz.

Çünkü Türkiye'nin küçük-büyük tüm sorunları demokratik olmamasından kaynaklanıyor. Demokratik olmamasının da temelinde Kürt inkarı yatıyor. Kürtlerin hakları tanınmadan artık Türkiye'de yol alınamaz. Alınsa da bu parçalanmaya giden yol olur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.