Dört duvar arasında çürümesinler

Kültür/Sanat Haberleri —

19 Kasım 2021 Cuma - 11:04

Raperîna Demsala Min/Abdurrahman Yıldırım

Raperîna Demsala Min/Abdurrahman Yıldırım

  • Şair Abdurrahman Yıldırım: Zindan bir edebiyat alanıdır. Burada üretilen birçok eser var fakat bilinen sebeplerden ötürü okuyucuyla buluşamıyorlar. Dört duvar arasında günden güne çürüyen birçok böyle eser var. Yazıktır. Hayat yalnızca bir günden ibaret değil.

 

ZERYA DELÎL

2020 yılında da birçok siyasi, ekonomik ve toplumsal olanaksızlığa rağmen Kürt yayıncılığı kitap basmaya devam etti. Her zaman olduğu gibi 2020 yılında da şiire dair kitaplara ilgi yine yoğunluktaydı. Birçok şiir kitabı da basıldı. Özgürlük hareketinin bir direnişçi ve gazisi olan Abdurrahman Yıldırım'ın "Raperîna Demsala Min" adlı kitabı da 2020'de basılan kitaplardan biriydi. Biz de bu nedenle sorularımızı şair Abdurrahman Yıldırım'a sorduk; o da yanıtladı.

"Raperîna Demsala Min" ilk kitabınız. Kitabınızın yayımlanması sizde nasıl duygular uyandırdı? Kitaptan sonra size dönüşler oldu mu? Okur sizi nasıl karşıladı?

Bu kitap benim için çok anlamlı. Ancak benim için bundan daha da ötesi olduğunu söyleyebilirim. Benim için bir özürdür de aynı zamanda. Şimdi "ben ne soruyorum, sen ne söylüyorsun" diyebilirsin. Endişelenme, eğitimlerimizdeki gibi uzun konuşmayacağım. (Gülüyor). Anlaşılıyor ki ikimizin de başını belaya sokacağım. Neyse, soruna döneyim. Bu eser okuyuculardan bir özürdür. Eskiden zindanda üç şeyin insanı bozduğuna inanırdım. Bunlardan ilki şiir, ikincisi de kitap sahibi olmak. Hapishane raconu... Annem çok sefer "akıl gitmezse yol da gitmez" derdi. Annemin bu sözünü racona kurban ettiğim için bu dosya okuyucuyla buluşmakta çok gecikti. Okuyuculardan özür diliyorum.

Üç şey dedin. Üçüncüsü ne?

Senin derdin ne heval? Kitap üzerine sorarsan daha iyi olur.

"Raperîna Demsala Min" aynı zamanda uzun şiirinizin de ismi. Şiir, diyaloglarla Kürt tarihi içerisindeki uzun bir gezintiden yola çıkılarak yazılmış. Size şöyle soralım: Size göre şiir nedir?

Bana göre şiir, yaşamın gizli tadını açığa çıkarıyor. Acı, sızı, umut, inanç, bekleyiş, aşk, sevgi, korku ve endişe, meşakkat, hırs, özgürlük... Bu tanımlar insanın ruhuna ilişkindir. Şiir de bu tanımlar üzerinden insanın ruhunu canlandırır, estetize eder, güzelleştirir; bireyin ve toplumun yaşamını anlamlı kılar. En önemlisi de geleceğe dair umut ve inanç sağlıyor.

Bildiğimiz kadarıyla şu an üzerine çalıştığınız iki dosyanız var. Biri şiir diğeri öykü. Şiir ile öykü arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz ki ikisinden de kopamıyorsunuz?

Doğrudur, fakat iki de roman dosyası var. İki roman benim arkadaşlık borcum. Geride kalmanın ve yaşamanın kefareti gibi... Sorunuzu şöyle yanıtlayabilirim: Öykü ve şiirlerden oluşan bir dosya yapmak istiyorum. Zira öykü yaşamın nasıl olması gerektiğiyle ilgileniyor. Şiirsel bir cevherden doğar. İnsan bazen var olan dertlerini dillendirmek ister. Diğer yandan bu çalışmamın bağıntılı olduğu iki şey var; biri acı ve yaraları dillendirirken diğeri umut ve arzu edilen bir geleceği tahayyül ediyor. Biri sonuna kadar acıyan ruhun peşinden giderken diğeri acıyan ve yaralanmış ruhu barındırıyor.

Birçok yazar yazmaya şiirle başlayıp ardından da şiire sırtlarını dönerek başka bir yol izliyor. Sizce bu neden oluyor? Siz de şiire sırtınızı döner misiniz?

Şimdi ben bu bahsettiğin kişilerle ilgili fikrimi söylersem ya mecburen söylediklerimi sansürlemek zorunda kalacaksın ya da "Edebiyat konuşalım" diyeceksin. Özetle şunu söyleyebilirim; Bir şey sevilmiyorsa ve insanın hayatının bir parçası haline gelmemişse o şey üzerinden çıkar hesapları yapılıyor demektir.

Bana göre bir insan ne yazıyorsa yazsın şiir okuyup yazmaktan vazgeçmemelidir. Bu kötülüğü kendine yapmamalıdır. Bu ilkeyi kendim için esas alıyorum.

Sormadığımız ya da sizin söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? Çünkü kimin içinde söylenecek neler olduğunu bilemeyebilir insan.

Bu söyleşi aracılığıyla söylemek istediğim bir husus var aslında. Zindan bir edebiyat alanıdır. Burada üretilen birçok eser var fakat bilinen sebeplerden ötürü okuyucuyla buluşamıyorlar. Bir örnek vereyim; Bir süre önce bir arkadaşın yazdığı tiyatro metnini okudum. Oyun hasta tutsaklar üzerineydi. Bana kalırsa bir senaryoya da dönüşebilecek bir eserdi. Yazar, oyunu ustalıkla örmüş. Kesinlikle değerli bir eser ve insanların o eseri okuyup izleyebilmesi gerektiğine inanıyorum. Dört duvar arasında günden güne çürüyen birçok böyle eser var. Yazıktır. Hayat yalnızca bir günden ibaret değil.

 

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.