Dünyanın IŞİD benzeri bir Erdoğan’a tahammülü yok

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

17 Ağustos 2020 Pazartesi - 22:09

  • Türkler, ABD eski Başkanı Barak Obama’nın yardımcısı, 3 Kasım‘da yapılacak seçimlerde de Demokrat Parti’nin Başkan adayı olan Joe Biden’ın, 8 ay önce The New York Times gazetesine yaptığı ziyaretin yankılarını, nihayet "ha" diye algılandı ve Türk’ün galeyan güdüleri "şıpıdak" kalıbından çıktı.

Türk medyası, ortalık birden bire toz ile dumana bürünmüştü.

Çünkü, Başkan adayı gazetecilere programını anlatırken, bir soru üzerine, Recep Erdoğan diktasının demokrasiyi tahrip ve Kürtlerin seçme ve seçilme özgürlüklerini de yok eden uygulamalarından söz ediyordu. Trump’ın, diktatörleşen Erdoğan’a desteğini eleştiriyordu. Biden, seçildiği takdirde, Erdoğan’ı sandıkta devirmek için, muhalefete destek vereceğini belirtiyordu. Başkan adayı, Trump’ın Kürt politikası için de "benim yapacağım en son şey, Kürtler konusunda Erdoğan’a boyun eğmek olurdu" diyordu.

Türk Magandaizminin onuru, bu yüzden zedelenmiş, kırk yerinden kırılmıştı. Çünkü, Amerikalı Parlamento sıraları, Belediye başkanlığı koltuğundan hapishanelere sürüklenen Kürtlerden bahsediyordu. Trump’ın izniyle, Rojava Kürtleri özgülüklerinin katli ve ülkelerinin işgalinden söz ediyordu.

Maganda’nın onuruna dokunan buydu. Kürt ülkesinin çalınmasını, özgürlüklerinin katlini öveceğine yeriyordu, Biden...

Öte yandan, tekmil Türk siyasi parti önderleri, Recep Erdoğan’ın etrafında ref, önünde siper olmuşlardı. Efendiye sadakatini kanıtlamaya çalışan uşak edasıyla mugalata yapıyor, yalan söylüyorlardı. CHP, efendiye bağlılıkta en hızlısıydı. Her esintide olduğu gibi, yeniden "milli bağımsızlık ruhu" diyor, Recep Erdoğan‘a kanat geriyor, canına kasıt varmışçasına "onu yedimeyiz" diyorlardı.

Oysa Biden’in dedikleri, her geri zekalının anlayacağı açıklıktaydı. Dolambaçlı tek bir söz yoktu, söylediklerinde. Biden, dünyada yürülükte olan demokrasi kuralından bahsediyordu. Askeri darbeden söz etmiyor, Seçimde onu devirmesi için, muhalefete destek verileceğini söylüyordu.

Ama onlar, doğrudan darbe algısını dolaşıma sokuyor, üstünde tepinerek, "BM’nin ülkelerin iç işlerine" ilkesini bayraklaştırarak, Erdoğan’a siper oluyorlardı.

Oysa, ülkelerine iç işlerine el, kol ve bütün gövdeleriyle dalmak bunların işiydi. Erdoğan da bir kanun bilmez, hukuk tanımazdı. Hiç kimseye saygısı yoktu, olmamıştı.

Çünkü onun çıkış saygısızlık üzere idi. Kendi çevresini yok ederek tırmanmış, zirvede bağdaş kurup sağa, sola dalmaya başlamıştı. Sudan diktatörü Beşir, dünyanın aranan en azgın katili, ama Ankara’da Erdoğan tarafından ayakları altına kırmızı halı sererek ağırlanıyordu.

Aynı Erdoğan’ın bir eli de İsrail’in işlerindeydi. 2009 yılı kışında, Davos’ta Cumhurbaşkanı Şimon Perez’in gözleri içine bakarak "siz insan öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz" diyor, sonra onu "one minute" diyerek susturuyordu. (İsrail’e katil diyen bu adam, beş yıl sonra Kürtlerin topyekün katli emrini verecekti.)

Sonra Mısır’ın içişlerine dalmış, İslamik ideoloji kardeşi, Müslüman Kardeşler tarikatının Mısır öncüsü Muhammed Mursi‘yi iktidara taşımak için, seçim kampanyasına uzmanlar heyeti ve para desteği göndermişti. Seçildikten sonra da, 2 milyar dolarlık bir yardım yapmıştı.

Ama hiç bir İslamcı, "bardakta durduğu gibi" kalmıyordu. Yeri ve zamanı müsait gördükleri an diktatörleşiyor, hırsızlığa dalıyor, özgürlükleri katili kesilip cinayetler işliyorlardı

Mursi’nin kurduğu düzen de, aynen bu yola girdi ve böyle evrildi. Bunun üzerine halk ayaklandı. Genelkurmay Başkanı Sisi, iç savaşı sonlandırmak üzere, vaziyete el koydu.

Erdoğan, o günden beri Mısır’a düşman, ilişkileri kesiktir. Devlet Başkanı Sisi, sadece küfürle anılıyor. Müslüman Kardeşlerin dörtlüsü olan Rabia (tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrak) Erdoğan’ın dinmeyen meydan narası, Mursi’nin de matemidir.

Bir başka örnek: Suriye yönetimi, Müslüman Kardeşler çetesini iktidar yapmadığı için, Türklerin hücumuna uğradığı. Dünyanın dört bir yanından gelen katiller, hırsızlar ve tecavüzcülere üs oldu, Türk devleti. Burada silahlanıp içerye daldılar. Türklere vekaleten yaktılar, yıktılar, ırza geçip insan kestiler, diri diri yaktılar. Erdoğan bu sırada halkına Şam’da namaz kılma vaktinin yaklaştığını haber veriyordu.

Ama olmadı. Kürtler, o katilleri yenilgiye uğrattılar. Bundan sonra, Erdoğan maskeyi çıkardı. IŞİD’çi katillerden bir ordu kurup başlarına geçti. Doğrudan alana daldı. Bugün IŞD’in gücü Erdoğan rejimince temsil ediliyor. IŞİD’çilerden kurulu bir ordu, Türklerin komutasında Libya’da, bir ordu Irak Kürdistan’ında. Bunlar resmen bilinen. Ama siz üstüne Yemen’i, Ermenistan-Azeri sınırını da ekleyin.

Bu nedenle, yer yüzünün en azgın terör örgütü IŞİD ile bir bütündür, Erdoğan rejimi.

Geçmişte Saddam, Libyalı Kaddafi teröre destek suçlamasıyla vuruldular. Oysa onların Erdoğan’ınki gibi belirgin, yani gözle görülen, elle tutulan işi, işlemi, sabıkası yoktu.

Öte yandan, IŞİD (DAİŞ) güçleriye takviyeli Erdoğan rejimi, İslamik ırkçıdır. Bu yönüyle hedef, sadece Kürtler değildir. Önüne geleni tehdit ediyor, Arap topraklarını çalmaya çıkıyor, Akdeniz, Ege’de alan zaptı peşinde koşuyor.

Bu nedenle, Türk-IŞİD koalisyonu bölgeden giderek dünya için tehlikeli hal almaya başladı. Dünya ise bu yükü kaldıracak halde değil. Arjantinli generaller Falkland adalarına uzandı, Iraklı Saddam Kuvey’te indi diye yok edildi.

Şimdi demokrasiyi kurtarma adına, sıra bu beladan kurtulmada.

Biden’in dediği ve anlatmak istediği bu. Etrafı tehdit eden bir terör çetesine izin vermezler. Bu yüzden, Afganistan’daki El Kaide iktidarını yok ettiler. IŞİD’in üstüne gittiler. Bağdadi’yi tünelde imha ettiler.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.