Edebiyat fişeği patlatır

Kültür/Sanat Haberleri —

3 Haziran 2021 Perşembe - 22:00

MURAT UYURKULAK

MURAT UYURKULAK

  • Edebiyat dediğiniz ancak çürümeyi, değişim gereğini, özgürlük arzusunu teşhir edebilir. Fişeği patlatır, ama idareciyle alakası yoktur en azından.

BİLGE AKSU

 

2002’de Tol kitabıyla başladığı yazarlık serüvenini, okurlarının çoğuna göre, yarattığı karakterler gibi sürdürmüş bir yazar, Murat Uyurkulak. Biraz var, biraz yok. Biraz akıllı, biraz deli. Kodlara, kurallara, ahbapçılığa, teamüllere karşı alerjisi var. Har kitabını 2006’da yayımladıktan sonra önce yeni bir kitaba başladığını duyurdu, ardından yazarlığı bırakıyorum dedi. Sonra Bazuka kitabıyla bize sürpriz yaptı ama çok geçmeden yine ortadan kayboldu. Neyse ki öyle ya da böyle, 2020 yılına geldiğimizde geriye dört roman ve bir hikaye kitabı bırakmış halde. Zaman zaman bazı gazeteler ve bağımsız mecralarda yazdığı yazılarla okurlarını kendisinden mahrum etmediği gibi, yapay nezaket gösterilerinden uzak bir dille Twitter’da da arz-ı endam ediyor ara sıra. Fakat Twitter’daki dili, romanlarındaki dilinden daha yumuşak. Romanlarının dilini buradan siz hesap edin.

Murat Uyurkulak’la deliliği, deliliğin dönüştürücü yönünü, umut ve karamsarlığı, edebiyatın neye yaradığını konuştuk. Bazı soruların cevaplardan uzun olması, benim ona soru sorma arzumun aşkınlığından kaynaklanıyor.

 

Öncelikle bu görüşme için teşekkür ederek başlayayım. Malum, içinde bulunduğumuz şartlar yazarları birçok açıdan zorladığı gibi, fikirlerini beyan ederken de diken üstünde olmalarını gerektiriyor. Bu hususla ilgili sizi okuyucularınız da ayrı bir yere koyuyor aslında. Sizde bulunan şeye cesaret mi demeliyiz?

Cesaretle korku arasında geçişli bir ilişki vardır. Kimsenin hayatını cesaretin veya korkunun sınavına çekemeyiz. Koşullardır belirleyen. Ben sadece  biraz daha erken kafayı yemiş olabilirim.

 

İlk kitabınızdan beri "delilik" üzerine çok fazla hikaye kurguladınız ki son kitabınızın adı bile bunu içeriyor. Delilerle alıp veremediğiniz nedir?

Şorikli Yaşar’dan, Deli İbrahim’e, Şoför Ali’den, Kız Ahmet’e kadar, envai çeşit delinin hikayesiyle büyüdük. Deliler bu memleketin hafızasıdır, kalbidir. Her biri bin tane akıllıdan daha mühimdir.

Tol romanında uzun bir yolculuk ve bir arayış söz konusuydu. Oradaki Yusuf'un yıllar sonra Delibo'da bir başka deliyi aradığını düşündüm önce fakat bunlar birbirinden farklı karakterler. Dolayısıyla kurguya başlarken seçtiğiniz isimler ya da olayların, gerçek yaşantınızla ne ölçüde örtüştüğünü merak ediyorum. 

Bu hikayeler seçmekle veya gerçek hayatta tekabül ettikleri şeylerle kurulmuyor. Elbette hepsinin belli bir etkisi oluyor. Ama neticede kurgudur bunların hepsi. Zaten kurgu olmasa niye yazsın insan? Hatırat yazar geçersin. Hatırat da zevkli bir tür değil.

 

Delilik hususuna geri dönersek, Tol romanında deliliğin kurtarıcı bir role büründüğünü görüyoruz. Özellikle Şair'in ağabeyi İsmail'in hafızayı silmek üzerine söylediklerinden yola çıkarsak, toplum normlarına baş kaldırmanın yolu mudur delilik? 

Az önce söyledim. Ama açmak isterim: Delilik devrimciliktir benim için. Metafor arıyorsanız, dünyayı ve hayatı değiştirmeye cüret eden insan görürüm delilikte. Olumlu anlamda. Mahir, Deniz, İbrahim... Hepsi bir tür delidir. Ben delide, düzenin bütün bağlarından özgürleşmeyi becermiş insanlar görürüm.

 

Zor ve sancılı bir periyoddayız, gazeteciler, yazarlar, sivil toplum kuruluşları, aktivistler, siyasetçiler büyük bir abluka altında. Böyle bir durumda sanatın yapabileceklerinden umutlu olmaya devam ediyor musunuz?

Çok umutluyum. Yine yenilebiliriz, çünkü bu katillerin ve hırsızların tevessül edeceği her şeyin uzağındayız. Ama yenilsek de, bir sonraki hikaye en azından o kadar kolay olmayacaktır. Biz reel olarak yenilmiş komünizmin üzerine komünistlik yapan insanlarız. Tarihin kolay yazılmadığını bilerek yaşıyoruz ve mücadele ediyoruz.

 

Bugün 120'den fazla tutsak yazarın, kendi memleketlerine en uzak hapishanelerde tutulduğunu biliyoruz. Bu hususta özellikle bu yolun seçildiği ve üretkenliğe darbe vurulmasının amaçlandığı düşünülüyor. Bütün bunlara rağmen, PEN international'ın tutsak yazar sayısı için 25 gibi bir rakamı açıklaması bize neler düşündürmeli?

Bu soruyu geçelim mi? Çünkü ben cevabı bilmiyorum. Bunu bir cevap olarak da değerlendirebilirsin.

 

Edebiyatın işlevi nedir bilemeyiz ama toplumların büyük dönüşümlerinde önemli roller üstlendiği malum. Yeri geliyor sembolik karakterler, olaylar ya da yerler kurgulanıyor ve bir şekilde edebiyat, geleceğe yönelik iz bırakmayı başarıyor. Uzun yıllardır baskı altında yaşayan, yaşam tarzı kısıtlanan, düşünce özgürlüğü ortadan kaldırılan bir toplum olduğumuz halde, bu dönemi anlatma iddiası taşıyan eserler çıkarabilmiş değiliz. Sizce bunun sebebi ne olabilir? Türkçe edebiyatta neden hala distopik ya da gerçekliğe denk düşen böyle bir kitap bulamıyoruz?

Büyük edebiyatın büyük dönüşümlere eşlik ettiğini, ben en azından bilmiyorum. Öncesinde elbet özgürleştirici bir tesiri olabilir. İşler ciddiye binince, bir şeyler altüst olmaya başlayınca olsa olsa şiir eşlik eder. Edebiyat dışına çıkarsak, müzik eşlik eder. Edebiyat dediğiniz ancak çürümeyi, değişim gereğini, özgürlük arzusunu teşhir edebilir. Fişeği patlatır, ama idareciyle alakası yoktur en azından.

 

  • Okuyucuya değil, komüniste, örgütlü insana çok iş düşüyor. Okuyucu dediğiniz hülyalı bir insandır olsa olsa. Ben de okuyucuyum. Dediğinizi önemli görüyorsak, ben militan seviyorum.

 

Toplumun değişip dönüşmesinde sizce okuyucuya düşen bir rol var mı peki?

Okuyucuya değil, komüniste, örgütlü insana çok iş düşüyor. Okuyucu dediğiniz hülyalı bir insandır olsa olsa. Ben de okuyucuyum. Dediğinizi önemli görüyorsak, ben militan seviyorum.

 

Son olarak bir yoklama yapayım, Z kuşağı olarak adlandırılan yeni nesilde okuma alışkanlıklarının değiştiği düşünülüyor. Ya hiç okumadıkları ya da kurgusu birbirine çok benzeyen ve toplumsal bir kaygı gütmeksizin yazılan wattpad romanlarına yöneldikleri söyleniyor. Sizin bu konuda bir gözleminiz oldu mu? Genç kuşak sizi tanıyor mu?

Z kuşağına, genç kuşağa bütün kalbimle selam ederim. Ama benimle alakaları umurumda değil. Onların da beni çok taktıklarını sanmıyorum. Yolda karşılaşıp tanışırsak ne ala.

 

 

Murat Uyurkulak Kimdir?

Aydın'da doğdu. Garsonluk, karanlık odacılık, gazetecilik ve yayıncılık gibi işlerde çalıştı. Uzun süre Radikal gazetesi dış haberler servisinde görev yaptı. Milliyet Sanat, Gate, Radikal Kitap gibi dergilerde yazıları yayımlandı. İlk romanı Tol, Mahir Günşiray'ın yönetmenliğiyle Tiyatro Oyunevi tarafından sahnelendi. Yine Tol romanı 2008'de Zorn adıyla Almancaya, 2010'da Fransızcaya, 2016'da İtalyancaya çevrildi. 2016'da Babam ve Ailesi TV dizisinin senaryosunu yazan ekipte yer aldı. Ayrıca 2006 yılında Har, 2016 yılında Merhume ve 2020 yılında Delibo adlı romanları yayımlanan yazarın, 2011 yılında yayımlanan Bazuka adlı bir de öykü kitabı bulunmaktadır.

Mart 2017'de kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışma amacıyla nöbetçi yayın yönetmenliği yaptığı için açılan davada Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 7/2 maddesi (Terör örgütü propagandası yapmak) ve 6/2. maddesini (Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basma veya yayınlamak) ihlalden yargılandı. Yargı kararı sonucunda 15 ay hapse mahkûm edildi. Cezası ertelendi.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.