Efrîn Kürtler için nasıl cehenneme döndü?

Dosya Haberleri —

12 Kasım 2020 Perşembe - 23:00

  • Bir zamanlar Efrîn, kadınların diğer yerlere göre daha fazla hakka sahip olduğu Kürt çoğunluklu bir bölgedeydi. Çocuk evlilikleri ve çok eşlilik yasaklanmıştı ve aile içi şiddet suç haline getirilmişti. Şehir, Suriye savaşının çoğu boyunca güvenli bir yer ve herkesi kucaklayan bir sığınak olmuştu. 

SERAP ŞEN

The Independent, VICE, Financial Times, ELLE gibi yayınlara çalışan bağımsız gazeteci, editör ve yazar Rachel Hagan, “OpenDemocracy”de 11 Kasım 2020’de yayınlanan “Efrîn Kürtler için nasıl cehenneme döndü?” başlıklı yazısında Rojava’nın Efrîn kentinde Türk işgali ardından yaşananları özetledi.
Hagan, yazısının başında, Efrîn’de Türk devletine bağlı çeteler tarafından yakalanmasını anlatan bir kadının konuştuğu videoyu anlatıyor. İnternet üzerinden yayınlanan videoda bir kadın, yaşadıklarını şu cümlelerle özetliyor: “Kızımı öldürmek, bana tecavüz etmek, fotoğraf çekmek ve bunları herkese dağıtmakla tehdit etti. Beni kadınlara yapılan acımasız işkenceyi izlemeye zorladı. O kadar kötüydü ki, sadece görmek bile beni mahvetti.”

‘Efrîn güvenli bir yerdi’
Efrîn’in “kanlı bir savaşın sürdüğü ataerkil bir ülke olan Suriye’de” Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu yönetimi altında kadınların diğer yerlere göre daha fazla hakka sahip olduğu Kürt çoğunluklu bir bölge olduğunu, çocuk evliliklerinin ve çok eşliliğin yasaklandığını ve aile içi şiddetin suç kapsamına alındığı bir kent olduğunu hatırlatan Hagen, kentin Suriye savaşının çoğu boyunca da “güvenli bir yer ve herkesi kucaklayan bir sığınak” olarak işlev gördüğünü belirtti.
Kürt Kızılayı gönüllüsü 31 yaşındaki Şilêr Sido’nun o günleri “Herkesin, özellikle de kadınların kendini istediği gibi ifade ettiği özgür bir ortamımız vardı. Şort, etek, kısa elbiseler – dilediğinizi giyebiliyordunuz” cümleleriyle anlattığını aktaran Hagen, şöyle devam ediyor: “Ancak bu çok geçmeden değişti. Efrîn, 2018'den beri, Kürt güçlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan iki aylık bir operasyonun ardından şehrin kontrolünü ele geçiren Türk destekli milislerin kontrolünde. Şehirdeki birçok sivil için bu durum kuşatma altında yaşamak gibi.”

Girê Spî’de bir ayda 30 tecavüz
Şilêr Sido’nun “Kentin bu fraksiyonlara dayanması artık mümkün değil. Taraflar her gün yüzlerce, binlerce ihlal gerçekleştiriyor” sözlerini de aktaran Hagen, bu sözleri teyit eden uluslararası raporlara da dikkat çekiyor: “Yakın tarihli bir BM komisyonu raporu, “Kürt kadınlar için durumun istikrarsız olduğuna” dair birçok kanıt buldu. BM Suriye Soruşturma Komisyonu, 2020'nin ilk yarısında, artık gündelikleşen tecavüz, cinsel şiddet, taciz ve işkence vakalarına dair çok sayıda kanıt buldu. Raporda, Efrîn'de kaçırılan sivilleri hedef alan örneklere atıfta bulunuluyor. Yalnızca Şubat ayında Kürt kenti Telabyad’da (Girê Spî) en az 30 kadın tecavüze uğramış.”

‘Yalnız İslamcı bir grup değil, NATO üyesi Türkiye’
Bu yılın başında ortaya çıkan bir videoda kadınların gizli, yasadışı ve kalabalık bir hapishane hücresinden çıkarılışının görüntülendiğini hatırlatan Hagen, Suriye İnsan Hakları Gözlemevinin de kadınların bulundukları sırada çıplak olduğunu kayda geçtiğini belirtiyor ve ekliyor: “Bu zulümler, daha birkaç yıl önce Irak ve Suriye'nin bazı bölgelerinde IŞİD'in elinde Kürt nüfusun başına gelenlerin yinelenmesinden başka bir şey değil. Ancak bu kadınlara işkence yapanlar militan bir İslamcı gruptan ibaret değiller, ABD’nin müttefiki ve NATO üyesi Türkiye’nin desteklediği milisler bunlar.”

Kadınlar evden çıkmaya korkuyor
Yazar, 2018’den beri bölgedeki kadınlara yönelik işkenceleri ve kaybetme/kaçırılma vakalarını izleyen “Efrîn’in Kayıp Kadınları” projesinin kurucusu Meghan Bodette’nin “Kadınların silahlı bir grup tarafından hedef alınmak istemedikleri için evlerinden çıkmaktan korkma noktasında geldiği yaygın bir işkence korkusu iklimi var” dediğine de dikkat çekerek devam ediyor: “Ocak 2018'den bu yana 173 kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığı ifade ediliyor. Bunların sadece 64’ünün serbest bırakıldığı bildirilirken, diğer 109’unun akıbeti bilinmiyor. Meghan, ‘Kürt nüfusuna karşı tam bir terör kampanyasından’ söz ediyor. Diğer yerel insan hakları araştırmacıları 1500'den fazla insan kaçırma olayının yaşandığını belirtiyor. Meghan'ın yalnızca kimlik bilgilerine tam olarak sahip olduğu kadınları belgelediğini belirtmekte fayda var.”

Her gün bomba sesleriyle...
Efrîn’den 2018’de kaçmak zorunda kalan çok sayıda Kürt’ten biri olan 50 yaşındaki Hassan Hassan ile görüşmesini de aktaran Hagan, Hassan’ın ailesinin “sadece sırtlarına yükledikleri bir miktar yiyecek ve kıyafetle, evlerini ve fotoğraf albümlerini, bir ömür biriktirdikleri kitaplarını, çocukların oyuncaklarını, mobilyaları ve elektrikli aletleri geride bırakarak” nasıl kaçtığını kayda geçiyor. Şimdilerde ailesiyle birlikte Halep yakınlarındaki Şehba kampında yaşayan Hassan, önce bir köye kaçtıklarını ve bir mağarada 45 gün yaşadıklarını söyleyip devam ediyor: “Her gün bomba sesleri duyuyorduk, gökyüzü F-16’lar ve insansız hava araçlarıyla doluydu. Kuşatma altında kalmaktan şükür ki kaçabildik.” 

 

Ocak 2018'den bu yana Efrîn’de 173 kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığı ifade ediliyor. Bunların sadece 64’ünün serbest bırakıldığı bildirilirken diğer 109’unun akıbeti bilinmiyor. Meghan, ‘Kürt nüfusuna karşı tam bir terör kampanyasından’ söz ediyor. Diğer yerel insan hakları araştırmacıları 1500'den fazla insan kaçırma olayının yaşandığını belirtiyor. 

 

‘Çünkü eve yakın hissediyoruz’
Görüştüğü iki Efrînlinin de kuzenlerinin, arkadaşlarının ve komşularının kaybolduğunu belirten yazar, Efrîn’de halen yaşayan yaklaşık 200 bin kişinin de işkence ve kaçırılma riskiyle göz göze olduğunu söylüyor.
Kaçanların hayatının da ıstıraptan azade olmadığını söyleyen yazar, Şilêr’in “Dün şiddetli bombardıman sesleri yüzünden uyuyamadım. Bu tür bir hayata neden mi katlanıyoruz? Çünkü burada coğrafi olarak kendimizi eve yakın hissediyoruz” dediğini aktarıyor. Şehba Kampının bulunduğu ve daha önce DAİŞ’in kontrolünde olan bölgede halen yüzlerce kara mayını bulunuyor.

‘Güvenli olmayan’ bölge
Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Donald Trump yönetiminin ABD birliklerin Kuzey Doğu Suriye'den çekme emrini vermesi ardından bölgeyi işgale başladığını ve işgal ettiği yerlere “güvenli bölge” adını verdiğini hatırlatan Hagan, devam ediyor: “İnsan Hakları İzleme Örgütü, ‘güvenli bölgedeki’ gerçekliğin günlük yağma, infaz, silahlı saldırı ve zorla yerinden edilmeler ile yaşanan dehşet olduğunu söylüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü Ortadoğu direktörü Sarah Leah Whitson, ‘Türkiye'nin önerdiği 'güvenli bölgelerin' neden güvenli olamayacağına dair kahredici kanıtlar var’ diyor.”

Türk propagandası ve hakikat: Halef’in katledilmesi
“Efrîn’in Kayıp Kadınları” projesinin kurucusu Meghan’ın ise Trump’ın asker çekme kararının “ABD iç siyasetinde birçok tepkimeye yol açtığı” ve bunun ise bir anlamda yeni bir Amerikan siyasi açısı sayesinde batı medyasının dikkat kesilmesini ve cinayetleri çok daha fazla fark etmesini sağladığını tespit ettiğini belirten Hagan, şöyle devam ediyor: “Bunun bir örneği, Türkiye'nin Kuzey Doğu Suriye'ye saldırısı olan 'Barış Pınarı Harekatı' sırasında işkence gören ve idam edilen Kürt-Suriyeli siyasetçi ve inşaat mühendisi Hevrin Halef'in öldürülmesiydi. Bir Bellingcat videosu, Halef’in katlinin izini Türk destekli isyancılara kadar sürüyor. Diğerleri, Türk destekli Suriye Ulusal Ordusu'nun bir parçası olarak savaşan Suriyeli isyancı grup Ahrar al-Sharqiya'nın (inkâr etmelerine rağmen) olaya karıştığını bildirdi. Halef cinayeti, 180 derece ters çevrilerek iktidar yanlısı Türk gazetesi Yeni Şafak'ta ‘başarılı bir terörle mücadele operasyonu’ olarak tasvir edildi. Halef, hayatını demokrasi ve feminizme adamış bir kadındı. Otopsisi gösteriyor ki, arabasından o kadar şiddetli çekilip sürüklenmiş ki, saçları kafatasından sökülmüş, daha sonra yakın mesafeden başından vurulmuş ve şiddetli beyin kanaması sonucu hayatını kaybetmiş.”

Okulda Erdoğan fotoğrafı
“Türkiye Suriye topraklarında var olduğu sürece daima işgalini genişletmeye çalışması gibi bir risk söz konusu olacak” diyen Meghan’ın Türkiye’nin “son derece milliyetçi ve yayılmacı politikasının” etnik ve dini azınlıklar için büyük bir tehlike olduğunu belirttiğini aktaran yazar, Rojava Bilgi Merkezinin yayınladığı rapora da dikkat çekiyor: “Rapor, 40'tan fazla eski IŞİD üyesinin ‘işgal altındaki bölgelerde Türkiye tarafından barındırıldığını, finanse edildiğini ve korunduğunu’ ve Efrîn'de faaliyet gösterdiğini ortaya koyuyor. Eski bir öğretmen olan Şilêr, bir zamanlar 200'den fazla öğrenciyi barındıran okulunun artık Türk istihbarat merkezi olduğunu ve Erdoğan'ın bir fotoğrafının Efrîn'in ortasında olduğunu söylüyor. Hassan, çiftliğine ‘eski IŞİD savaşçıları tarafından el konulduğunu’ söylüyor.”

‘Toplumun onuru yok ediliyor’
DAİŞ'in “sadece lafının geçmesinin bile” özellikle de soykırıma uğratılan Êzîdî kadınlar için endişe verici olduğunun altını çizen Hagan, Harvard Üniversitesi Ortadoğu İnisiyatifinde misafir araştırmacı ve Wilson Center’da araştırmacı olan Amy Austin Holmes’in “Efrîn’deki Êzidî nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ının evlerinden sürüldüğü” bilgisini verdiğini aktarıyor. “Bir topluluk yıllar boyunca bu kadar çok zulümle nasıl hayatta kalabilir” sorusunu soran yazar, Dr. Jan İlhan Kızılhan’ın bu konudaki görüşlerini aktarıyor: “Êzidîlerle çalışan tanınmış Kürt-Alman psikolog Dr. Jan İlhan Kızılhan, Êzîdîlerin yüz yüze olduğu toplu travmadan söz ediyor. ‘Tüm toplum doğrudan ve dolaylı olarak cinayetlerden etkileniyor. Bu toplu travmanın bir parçası oluyorsunuz. Eğer bundan mustaripseniz kabuslar, uyku bozuklukları ve çaresizlik hissedebilirsiniz.’ Jan bunun Efrîn'de de olduğunu söylüyor. ‘Tecavüz ediyorlar ama aynı zamanda toplumun onurunu da yok ediyorlar. Bu, dünyayı anlamanıza yönelik bir saldırı, çünkü soru şu: Bir insan bunu nasıl yapabilir?’ Bu görüş Hassan ve Şilêr tarafından paylaşılıyor. ‘Kadınlara ne olduğunu duyduğumuzda, hepimizin başına geldiğini hissediyoruz. Başkalarının psikolojik olarak üzerimizdeki etkiyi anlaması zor,’ diyor Şilêr. Hassan ise bir süre önce hayatını kaybeden babasının ‘üzüntüden’ öldüğüne inanıyor.”
Birleşmiş Milletler’in Efrîn bölgesinde dini alanların, türbelerin ve mezarlıkların yağmalanması ve yıkılması hakkında da ayrıntılı bilgiler verdiğini belirten yazar, görüştüğü Meghan’ın rapor için minnettar olsa da geç kalındığını belirttiğini aktarıyor: “Bu gruplar bölgenin kontrolünü ele geçirir geçirmez sivillere zulmetmeye başladılar. Bu yüzden bu tür raporlar için çok geç kalındığını düşünüyorum.”

ABD ve İngiltere de sorumlu
Şilêr’in “Medyaya bölgede izin verilmiyor, bu nedenle her gün işlenen ihlallerin sayısı Efrînliler tarafından bilinmiyor. İnsanlar çok korktukları için dışarı çıkmak yerine evlerinde ölmeye karar veriyor” bilgisini verdiği aktaran yazar, devam ediyor: “Bu tür raporlar, BM'nin suç işleyen devletleri cezalandırması için bir savunma aracı olarak kullanılmalıdır. Şu anda ABD, Türk destekli hiçbir silahlı gruba yaptırım kararı almış değil ve birçoğu ABD güçleri ile yan yana IŞİD’le savaşta ailesini kaybetmiş olan Kürtlerin demografisinin bozulmasına izin veriyor. Dolayısıyla ABD ve İngiltere de sorumluluk taşıyor. Birleşik Krallık, Türkiye'ye silah satışı için yeni ihracat lisanslarını durdurdu, ancak mevcut ihracat lisansları hala geçerli.”
Şilêr’in işgalin “cehennem gibi” olduğunu söylediğini belirten yazar, Meghan’ın kayda geçtiği son cümleleri ise şöyle aktarıyor: “Türkiye bu ihlallerin olup olmadığını umursamıyor, Kürtler için hayatı cehenneme çevirecek olan her şeyden memnunlar. Ama bence insanların uluslararası alanda bu konu hakkında konuşup dikkat kesilmesinden hoşlanmıyorlar.” 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.