Engelliye sıfır silaha 800 milyar

Toplum/Yaşam Haberleri —

Almanya yoksulluk / foto:AFP

Almanya yoksulluk / foto:AFP

  • Friedrich Merz hükümeti 2026 bütçesinde sosyal harcamalardan 8,6 milyar euro kesinti yaparken, savunma ve silahlanma için 2035’e kadar toplam 800 milyar euro ayırmayı planlıyor. Sızdırılan 108 sayfalık resmi belgede, engelli çocuklar, tek ebeveynler, emekliler ve mülteci gençlere yönelik desteklerde 70’ten fazla kısıtlama öneriliyor.

ROJHAT AZADÎ/BERLİN

Almanya'nın 2026 bütçesinde 8,6 milyar euroluk sosyal kesinti paketi ve 800 milyar euroluk silahlanma bütçesi yan yana duruyor. Birinciyi engelli çocuklar, yalnız ebeveynler ve emekliler ödüyor, ikinciyi Rheinmetall tahsil ediyor. Fatura ise hep en muhtaçlara, yoksullara kesiliyor.

Friedrich Merz hükümeti 2026 sonuna kadar sosyal bütçeden 8,6 milyar euro kesmeyi planlıyor. Başbakanlık, Çalışma Bakanlığı ve belediyelerin hazırladığı belge, Almanya’daki en büyük bağımsız sosyal yardım örgütlerinden biri olan Paritätische ile Diakonie tarafından sızdırıldı. Alman basınında yankı uyandıran 108 sayfalık belge 70’den fazla kesinti öneriyor.

Çocuklar, gençler ve engelliler!

Kamuoyundan uzak bir şekilde hazırlanan belgedeki önerilerin büyük bölümü çocuklar, gençler ve engellileri doğrudan etkiliyor. Öne çıkanlardan önerilerden bazıları şunlar:

* Okullarda bireysel destek hakkının kaldırılması,

* Tek ebeveynli ailelere verilen nafaka avansında kesintiye gidilmesi,

* Devlet korumasından çıkan gençlere verilen pedagojik desteğin sekilmesi,

* İlkokul ögrencilerine tam gün bakım hakkının kesilmesi,

* Refakatsiz mülteci gençlerin barınma standartlarının düşürülmesi.

Silahlanma tam gaz devam

Buna karşın hükümetin 2035 yılına kadar silahlanma için planladığı toplam tutar ise 800 milyar euroya kadar ulaşıyor.

2026 bütçesinde savunma için ayrılan 82 milyar euro aslında buzdağının sadece görünen kısmı geri kalan devasa meblağ, resmi bütçenin dışında tutulan özel fonlar ve kredi garantileri gibi karmaşık yöntemlerle finanse edilecek. Berlin, 2025 NATO zirvesinde verilen “milli gelirin yüzde 5'ini savunmaya ayırma” taahhüdünü yerine getirebilmek için anayasal bir kural olan borç frenini (borçlanma limiti) yasal sınırlarına kadar zorluyor. Anayasal “borç freni” kuralı bütçenin toplam tavanını sabitlediği için savunma harcamalarındaki her artış, sosyal kalemlerde aynı oranda kesinti yapılmasını zorunlu kılıyor. Dolayısıyla bu iki rakamın aynı bütçede yer alması siyasi bir tercihten çok kaçınılmaz bir matematiksel sonuç. Allianz Trade'in analizine göre devletin 2035'e kadar serbestçe kullanabileceği bütçe payı yüzde 22'den yüzde 5'in altına gerileyecek. Bu durumda, sosyal bütçeden nelerin eksileceğine aslında bakanlıklar değil, pastadan devasa dilimler alan Rheinmetall gibi silah devlerinin sipariş listeleri ve bütçede yarattıkları bu “zorunlu boşluk” karar vermiş oluyor.

Fatura hep aynı adrese kesiliyor

Tasarrufun faturasının kesildiği kalemler aslında şaşırtmadı. Zira bütçe açıkları kapatılırken kemer sıkılan ilk kesim hiç değişmiyor: İşsizler, sosyal yardım (Bürgergeld) alanlar, tek ebeveynler, engelliler, göçmenler ve emekliler. Mali planlama masasında bu gruplar, örgütlü bir lobileri olmadığı için “siyasi riski en düşük” kitle olarak görülüyor ve fatura hep onlara kesiliyor.

Bu adaletsiz tablo, krizlerin yükü ile vergi adaleti karşılaştırıldığında daha da çarpıcı hale geliyor. Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü’nün (DIW) analizleri en düşük gelirli hanelerin zenginlere kıyasla krizlerden çok daha ağır etkilendiğini kanıtlarken, hükümet bütçeyi kapatmak için yine bu kesimleri hedef alıyor. Örneğin sosyal sektörden 40 milyon euro kesilirken, Paritätischer Niedersachsen Başkanı Kerstin Tack’in işaret etiği üzere Almanya’da her yıl yaklaşık 50 milyar euro vergi kaçırılıyor. Yani, sosyal yardım alanların sırtına yüklenen bu 108 sayfalık kesinti paketinin tam 6 katı vergi masada buharlaşıyor.

Bütçe deliğini yoksullar kapatıyor

Ancak hükümet bütçe deliğini bu kaçağı önleyerek kapatmak yerine en yoksulların cebinden kapatmayı tercih ediyor. Nedeni ise siyasi güç dengesinde gizli. Yoksul bir annenin sesini duyuracak bir lobi örgütü, engelli bir çocuğun haklarını savunacak özel danışmanları yok. Buna karşılık, Alman Sanayi Birliği (BDI) gibi dev yapılar masada oturuyor, savunma sanayisi ise doğrudan bakanlık koridorlarında mesai harcıyor. Kesinti kararları siyasi direncin en düşük olduğu, yani sesi en az çıkanların üzerinden geçiyor. IMF'nin 2021 araştırması bu acı gerçeği tescilliyor: Son 40 yılda uygulanan ekonomik paketlerin yükü, hep orantısız bir şekilde en alt gelir gruplarının omuzlarına yıkıldı.

108 sayfanın içinde neler var?

108 sayfalık belgenin adı, “Performans Yasalarında Kaynakların Verimli Kullanımı.” Merkezinde ise tek bir dönüşüm var: Bireysel yasal haklar yerine toplu hizmetler. En somut örneği okul refakatçiliği. Engelli çocukların normal okullara devam etmesi büyük ölçüde birebir refakatçi desteğiyle mümkün, yasa ise bunu bireysel hak olarak tanımlıyor. Belge bu hakkı havuz modeline çevirmeyi öneriyor. Yani tek personel birden fazla çocuğa bakacak, ailelerin “talep ve seçim hakkı” daraltılacak, ulaşım giderleri giderek ailelerin öz kaynaklarından karşılanacak.

Yoksulluk sınırının altındalar

Tek başına çocuk yetiştiren ebeveynler (Alleinerziehenden) için ise nafaka avansının kapsamı daraltılıyor. Destatis EU-SILC 2025'e göre tek ebeveynli hanelerin yüzde 28,7'si yoksulluk sınırının altında.

Devlet koruması altından çıkan gençler (Care Leaver) için sağlanan pedagojik rehberlik de kesinti listesinde yer alıyor. Bu desteğin aniden kesilmesi, gençlerin yardımsız kalarak boşluğa düşmesine neden olan ve literatürde “bakım uçurumu” (care cliff) olarak adlandırılan tehlikeli bir süreci tetikliyor.

Yanında yetişkin olmayan 16 yaş üstü mülteci gençlerin çocuk koruma yasası (SGB VIII) kapsamından çıkarılması ve daha düşük standartlara sahip mülteci kamplarında barındırılması öneriliyor.

İlkokul öğrencilerinin tam gün bakım hakkı ise Mart 2026’daki değişiklikle zayıflatıldı. Belediyeler artık bu yasal sorumluluğu profesyonel eğitimciler yerine spor kulüplerine veya derneklere devrederek üzerinden atabilecek.

Devlet desteğiyle büyüyen devler

Bütçenin karşı tarafında ise çok daha kârlı bir tablo var. Rheinmetall AG'nin 2024 cirosu 10 milyar euro, CEO Armin Papperger'in 2030 hedefi 50 milyar euro, yani 5 katı. Bundeswehr için 200 zırhlı muharebe aracı ve “Bundeswehr için Starlink” uydu iletişim altyapısı ihaleleri güvence altına aldı. Alman Krauss-Maffei Wegmann ve Fransız Nexter'in birleşmesiyle oluşan Avrupa savunma devi KNDS, 2026 yazında Paris ve Frankfurt'ta halka arza hazırlanıyor ve 5 milyar euro gelir, 20 milyar euro piyasa değeri bekleniyor. Monopol Komisyonu Başkanı Tomaso Duso, Şubat 2026'da 800 milyar euronun “bürokratik engellere takılmadan yönlendirilmesini” savundu, üç gün sonra sosyal kesinti belgesi sızdı.

Önümüzdeki dokuz yıl içinde Almanya yeni kesinti paketleriyle değil, “kesinti kapasitesinin” tamamen tükenmesiyle yüzleşecek. Silah siparişleri, borsa değerleri ve dev kârlar aynı hızla büyümeye devam ederken, sosyal bütçede artık budanacak bir dal kalmayacak.

* * *

Zeytinyağı yüzde 112, şeker yüzde 83

Savunma devlerinin milyarlık kâr tabloları bütçe koridorlarında kutlanırken, halkın gerçek enflasyonu mutfaktaki yangınla ölçülüyor. Zira açıklanan düşük resmi enflasyon rakamı, dar gelirlinin temel ihtiyaçlarındaki asıl yapısal hasarı gizliyor. Destatis'in Temmuz 2024 özel değerlendirmesine göre, 2020’nin aynı ayıyla karşılaştırıldığında zeytinyağı yüzde 112.6, şeker yüzde 83.3, bisküvi ve kek yüzde 77.4, quark yüzde 72.6, ketçap yüzde 64.9 arttı.

Şubat 2026 bülteni ise tabloyu güncelliyor: Et yüzde 4.5, dana eti yüzde 14.5, yumurta yüzde 14.5, çikolata yüzde 13.7 yukarı yönde. Şeker, reçel, bal ve tatlılar yüzde 8.1 arttı.

Yüksek gelirli hanelerin bütçesinde gıda payı yüzde 10'un altına inerken düşük gelirli hanelerde yüzde 25-30'a çıkıyor. Emekliler ve Bürgergeld alanlar için ise daha da yüksek. VdK, gıda bankalarına (Tafeln) yaşlı kadınlar ve yalnız emeklilerde başvuru artışını “patlama” olarak bildiriyor. Temel gıdalarda KDV sıfırlanması talebi ise gündemde yok.

* * *

Mutfaktaki yangın konuta sıçradı

Mutfaktaki bu ağır fatura yetmezmiş gibi, hane halkı bütçesinin ikinci büyük kara deliği olan konut masrafları dar gelirliyi iyice köşeye sıkıştırıyor. Federal İnşaat Bakanlığı'nın Sol Parti milletvekili Caren Lay'ın soru önergesine Nisan 2026'da verdiği resmi yanıt, barınma krizinin ulaştığı ürkütücü boyutları gözler önüne seriyor. Son 10 yılda, Almanya'nın en büyük 14 şehrinde yeni kira kontratları ortalama yüzde 43 oranında zamlandı. Bu krizin merkez üssü ise Berlin. Başkentte kiralar son on yılda tam yüzde 69 oranına ulaştı. 2016'da metrekare başına 9.02 euro olan soğuk kira bedeli, 2025 itibarıyla 15.25 euroya ulaştı. Benzer bir tablo diğer büyük şehirlerde de hakim. Leipzig'de artış oranı yüzde 67'yi bulurken, Bremen ve Duisburg yüzde 46, Hamburg ise yüzde 42 ile yaşam maliyeti krizinin faturasını kiracıların omuzlarına bindiriyor.

Kira freni etkisiz

ifo Enstitüsü'nün Ekim 2025 tarihli verileri barınma krizini somutlaştırıyor: Berlin'de eski kiracıların ödediği kira ortalaması metrekare başına 7.80 euroyken, yeni kiralamalarda bu rakam 13.22 euroya fırlıyor. Aradaki yüzde 70’lik devasa fark nedeniyle sadece evini değiştirmek zorunda kalan bir ailenin barınma maliyeti bir gecede ikiye katlanabiliyor. Kağıt üzerinde kira artışlarını dizginlemesi beklenen “kira freni” (Mietpreisbremse) ise etkisiz kalıyor. Bizzat bakanlığın kendi verileri, bu yasal önlemin piyasa gerçekleri karşısında hiçbir işe yaramadığını kanıtlıyor.

Kazancın yüzde 40’ı kiraya

Alman Kiracılar Birliği (Mieterbund) Başkanı Melanie Weber-Moritz'in uyarısı tabloyu özetliyor: “Bugün her üç kiracıdan biri, gelirinin devasa bir kısmını kiraya ayırdığı için ‘aşırı yük’ altında eziliyor. Nüfusun yüzde 12'si ise kazancının yüzde 40'ından fazlasını sadece barınmaya harcamak zorunda. Bu kitle tam da o sızdırılan 108 sayfalık kesinti paketinin hedefindeki dar gelirliler, gençler ve tek ebeveynlerden oluşuyor.

Sosyal yardım (Bürgergeld) alanlar için durum daha da vahim. Devletin ödediği kira yardımı, piyasadaki gerçek fiyatların çok uzağında kalan “yerel ortalamalara” göre hesaplanıyor. Aradaki devasa farkı yoksul aileler kendi mutfak masraflarından keserek kapatmak zorunda kalıyor. Yani “kira patlamasının” faturası zaten en yoksullara kesilmişken, 108 sayfalık belge bu ağır yüke yeni maliyetler ekliyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.