Erdoğan şimdi de Keşmir’e mi göz dikti?

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

7 Aralık 2020 Pazartesi - 22:58

  • Birinci Dünya Savaşı sonrasında, zuhur eden ”kansever” bütün diktatörler, “Batı dünyası mamulatı” ve elleri, yurttaşlarının kanıyla kirlidir.

 

İspanya’nın “çizmeli babası” General Franco, Hitler en başta, Batı’nın el vermesiyle “Allahsız Komünistlerle savaş” adına, Cumhuriyetçileri ezerek, mezarlığa dönüşmüş ülkeyi ele geçirdi.

Hitler’e destek için, bütün batı, o da yetmiyormuş gibi Stalin Rusyasının desteği de Hitler’in ardındaydı. Hepsi, onunla saldırmazlık ve dostluk anlaşmaları imzalıyor, ABD’nin İTT şirketi de savaşın iletişim alt yapısını döşüyordu.

Latin Amerika ve doğu Asya diktatörleri de aynı destek çemberinde korundular. Maksat, Komünizme geçit verilmesin diye...

İran Şahı Rıza Pehlevi, halkını ezdikçe alkışlanıyordu. Miadının dolduğu anlaşılınca da, alkışlar, Humeyni liderliğindeki Mollalara gidiyordu. Ama mollalar, onların dilediği gibi çıkmıyordu. Bunun üzerine onu devirmesi için, Irak’ın Saddam’ı destekle donatılıyordu.

Garip değil, bir döngüdür bu. Hitler’in kaderinden beri, bir süre sonra destek ve ruh verdikleri diktatörler, “sen burada oyna” çizgisini aşıp şirazeden çıkınca, bu kez onların kellesini alma operasyonları başlatılıyor, karşı savaş açılıyordu.

Çağımız diktatörlerinin kanlı tarihi, bu minval üzere işliyor ve not ediliyor. Bu döngünün şimdiki hedefi, Türk Recep Tayyip Erdoğan.

Oysa Recep Tayyip de bilinçli bir seçimdi. Kurnaz, ama cahil, sokak işportacılığından gelme bir “bıçkın”dı. Çizdiği bu portreyle, onların aradığı “kullanılışlı adam”dı. Üstelik, Amerika’ya sadık, Avrupa’ya hayrandı. Kısacası bir bekçide aranan bütün şartlara sahipti. Onu beslediler.

Ve Recep Tayyip, önüne atılanlar mutlu, mağdurdu. Avrupa Birliği, “buyur gir içeriye” diyerek ona kapı araladığı gün, sevinçten güneşin pırıl pırıl parıldadığı Ankara havai fişek patlatma şenliği düzenlemişti.

Bir sabah, partisinin parlamento grup toplantısında, zafer “nojıklığı” ile -siz zafer şımarıklığı da diyebilirsiniz- harelenmiş, dön babam dön olmuş kafasını havaya kaldırıp “Ben Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı organize projesinin başkanı seçilmiş bulunuyorum” müjdesini patlatmıştı.

Projenin işi, işlevi, görev ile yetkisi ne ve de onu oraya kim seçti, belli değil ama, kendisi artık “dünyayı kurtaran adam”dı. Adamları onu “Asrın Lideri” olarak alkışlıyor, Batı büyüklük gazı veriyor ve kendisi o gazla, içerde ağırdan ağıra diktatöre dönüşüyordu.

Diktatörlüğün ilk adımı olarak, Kürtler, Türk Anayasanın bağışladığı hakla sokağa çıkıp “insanları öldürmeyin” gösterisine çıkmaya kalkışınca, “kadın da olsa, çocuk da olsa gözünün yaşına bakmayacağız” diye tehdidiyle önlerini kesmeye kalkıştı. Kürtler, ertesi gün ona rağmen sokağa çıkınca Batman’da, Amed’de çoğu çocuk, 12 kişi katlediliyordu. Recep Tayyip göz yaşına bakmamıştı...

Ama bu ilkti. Sonrası geldi. Katliamları şehirlerde zehirli gaz kullanımı, insanları diri diri yakma vahşeti izledi. Bunlar olurken, soğuk savaş tiyatrosunda, “dünya vicdanı” rolünü üstlenmiş Batı kör, sağır ve dilsizdi.

Çünkü, Recep Tayyip Batı’nın yeni sopası, çıkar bekçisiydi. Bir gün önce “kardeşim” diyerek sarıldığı Suriye Devlet Başkanı Esad’a, “katil” diyerek savaş açmıştı. Esad rejimi baktı içi düşman yuvasıydı. Recep bey bu yuvayı söndürmek için, Türkler eliyle NATO silahlarıyla donatılmış Bağdadi komutasındaki İslamcı IŞİD’le omuz omuzaydı. Komikliğe bakın Amerika, Suriye ve Irak’ta kendi silahlarıyla donanımlı IŞİD ile savaşıyordu.

Batı hesabına savaş, Türklerin IŞİD ittifak kurmasıyla, Osmanlı’nın yayılmacılık ile talan ruhunu ihyaya dönüşmüştü. Fethin başlıca hedefi, ağır silah ve hava gücünden yoksun bütün Kürt bölgeleriydi.

Bu arada, darbe doğuran darbelerden sonra, TC’de dengeler bozulmuş, Batı’ya karşı, Asya’ya sığınıp dayanma yanlılarıyla birleşmişti, Recep Tayyip. Böylece, eski efendilerin çemberini yarmış, şirazeden çıkmış, NATO’ya rağmen Rusya’nın yanına sıçramıştı. Avrupa Nazi, Amerika da emperyalistti, artık dudaklarının ucunda. Yeni sığınağa karşı, tu kaka...

Ne olsa, Ortadoğu’da hırsızlık, talancılıkla iştigal eden, tecavüzcülük yapan, kafa kesen IŞİD’in kiralık çeteleri artık, NATO silahlarıyla donanımlı. TC hesabına, Türk ordusu üniformalı ve Türk subayları komutasında, dört bir yana ihraç edilip savaş cephelerine sürülüyorlardı. Libya, Yemen, Somali’den sonra Kafkasya’da Ermenistan cephesi...

Recep Tayyip “riyasetindeki TC”, insan kanı döküp seyre durmadan, hatta elini batırmadan yapamıyor, nefes alamıyormuş gibi her yana seğirtiyor, Batı çıkarlarına da zarar veriyordu. En son, Ege, Akdeniz sularını işgale kalkışması ve Kafkasyadan sonra, “orada dur” demek zorunda kaldı. Amerika ve Avrupa, şimdi ayrı ayrı cezalandırma yoluyla, onu geri çevirme çabasında.

Ama TC, ağzına taze kan değmiş taze kurt gibi. Dişine göre hedef görünce, yerinde duramıyor. Şimdi de hedefinde, Pakistan’ın Hindistan’dan koptuğu günden beri, iki ülke arasında anlaşmazlık konusu olan ve zaman zaman kanayan Keşmir var. Bu söylediklerimiz ağızlardan kulaklara geçerek yankılanan bir tevatür değildir. Dünya medyası, seslendiriyor olayı...

Yazılanlar doğruysa, Recep Tayyip Suudi Arabistan’ı ekarte edip TC’yi İslam dünyasının liderliğine çıkarmak istiyor. Bu amaçla, Pakistan’ı yanına almak istiyor. O da, Pakistan’ı yanına almaya karşılık olarak, kiralık IŞİD birliklerini, küçük damadının ticaretini yaptığı Droneleri (insansız uçaklar) yüklenip ihraç etme, Keşmir’de Hindistan’a karşı cepheye sürme hazırlığında...

Olur mu? Neden olmasın? Hitler, kendinde güç vehmedince dünyayı kana bulamış, İtalyan Mussolini Kuzey Afrika’yı işgale kalkışmış, Saddam Kuveyti işgal etmiş, Arjantinli Videla Falkland adalarına çıkmış ve boyunları bükülüp altlarında kalmıştı...

Recep Tayyip’in neyi eksik ki? Baştan başa bütün Kürdistan bölgeleri, Libya, Ermenistan’dan sonra, boş kalmışken neden bir de Keşmir’de kana bulanmasın?..

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.