Erdoğan‘ın “barış oyunu“ ve CHP’nin sefaleti...

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

22 Nisan 2022 Cuma - 23:58

  • CHP tarihinde, ilk defa o Türk ırkçılığının simgesi kurt-it başı işaretiyle ortaya çıktı. CHP’yi Türk-İslam faşizmine çekmeye başladı. Faşist yasaların çıkmasında, Erdoğan’a destek verdi. Mesela, seçilmiş Kürtlerin parlamentodan dışlanmasını onayladı. Kürt belediye başkanlarının, makamlarından hapishanelere sürüklenmesine sessiz kalarak destek verdi. Kılıçdaroğlu ve partisi Kürt şehirlerinin ablukası, yıkımı ve kırımı ile Efrîn’in işgalinde Erdoğan’ın arkasında durdu.

 

Türkler, Rusların Ukrayna’yı işgal atağıyla başlayan savaşa, ayağa gelmiş fırsat diye sarıldılar. “Balık hafızalı” yerine koydukları Batı’yı, kandırıp  dolandırma hamlesine geçtiler. Medyaları ve siyaset kurumlarıyla, evrenin hukukuna saygılı, adalet arayıcısı, “safi insan” postuna büründüler.

En büyük Türk Recep Erdoğan ellerinden damlayan, yüzüne sıçramış orada kurumuş, kara olmuş Kürt çocuklarının kanıyla “haddinden fazla insan“ ve de insancıldı. Irak’ı, Suriye’yi ateşe verip yıkan, tapınma ayini misali kafa kesme törenleri düzenleyen, toplu kırımlar yapan, hırsızlıktan talana, gaspa koşan, esir kadınlar pazarı kuran, o pazarları sonra Türk devletine taşıyan, İslamcı teröristlerin suç ortağı, güney ve Rojava Kurdistan’ında işgalci değilmiş gibi, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü diye avazlanıyor, işgali kınıyordu. Savaş nedeniyle çocukların korktuğunu, insanların öldüğünü, topluca yersiz, yurtsuz kaldığını haykırarak, savaş ruhunu mahkum ediyordu.  

Sonra savaşı, “çok zeki ve insan kanı görmeye dayanıksız Türk’e, Türk propagandası” tertibinden, savaşa savaş açıyordu, Recep bey. Kürdistan‘ın parçalarını işgalde, ağzından sular akıta akıta rakamlar sıralayan “öldürdük” diyen Recep, Ukrayna’da ölen insanların matemini tutuyordu. Savaşı bitirip ruhuna huzur serpmek için bir Rus’un bir de Ukraynalının kapısına gidiyor, onları aynı masada buluşturma taklaları atıyordu.

Dünya “barışçılık oynama” oyununu, bıyık altında gülerek seyrediyordu. Ama kimse sesini yükseltip “Sen Güney Kürdistan, Rojava, Efrîn‘de neler yaptın ve yapmaya devam ediyorsun? Milyon kişiyi yurtsuzlaştıran sen değil misin?“ diye sormuyordu.

Tersine, o güne kadar, yüzünü görmemek için uzak kaçan, yan yana geldi mi arkalarını dönenler, elini sıkmaya başladılar. Telefonlarına çıkıp uzun uzun konuştular, Amerika’dan bile kabul gördü.

Ama Recep Erdoğan, sokaktan gelen ve o raconu iyi bilen adamdı. Dünya Ukrayna ile meşgulken, barışçı taklalarla, ileri zekalı Türklere, “Reisimiz dünyayı idare ediyor” havaları basarak “barışa adanmış kurtarıcılığa” soyundu. Batı dünyasını da kendince kandırarak, arka sokaklarda, yeni işgale ve Kürt kırımına hazırlandı.

Barış numaraları sahteydi. Göz koyduğu bir şeyi “çarpmak”, birilerini dolandırma manevrasıydı, bu yüzden tutmadı. O kimliğe, bu inandırıcılık işte...

Türk ordusu günlerdir Güney Kürdistan’da, insanların yaşam alanlarını bombalıyor.

Ukrayna’daki gibi Kürdistan‘da da kadını, çocuğu, genci, ihtiyarıyla insanlar yaşıyor. O insanların kurduğu bir hayat var. Yerleşim yerleri, evler ve yaşama düzeni.

O insanlar günlerden beri bomba yağmuru altında. Tepeden tırnağa kadar silahlı işgalciler havadan iniyor. Oraları savunan bir güç var. Ama Ukrayna’daki gibi silahlı değiller. Yerden ve havadan gelen füze ve bombalara karşı, sopa derekesinde kalan “kalaşnikof” tüfeği...

Ve bu satırları yazarken, Recep Erdoğan’ın bir açıklaması düştü ekranlara. Seri katilin eserleriyle övünmesi misali, “öldürülenlerin sayısı 45’i buldu. Maalesef bir şehidimiz daha var” diyordu.

Yalandı söyledikleri. Ellerindeki kısıtlı silaha rağmen (Kalaşnikof) Türk ordusunun onlarca kayıbı var. Ama onlar gönüllerinden kopan rakamı açıklıyorlar. Çünkü işgal toprakları, dünyaya kapalı. Ukrayna’da kediye, köpeğe de mikrofon ve kamera tutan, Türk medyası bile yok buralarda. Dünyaya kapattıkları topraklarda, neler yaptıklarını, Ukrayna’daki gibi gören, duyan yok.

 Türk kamuoyu -Kürtlerden geçinenler dahil- suskun. Ukrayna için sesini yükseltenler, Filistin davası diyenler lal. Ukrayna cephesinde, kalemlerinden gözyaşı akıtan kalemler, Kürtleri insandan da saymıyorlar.

Bir zamanlar, siyasi parti olarak muhalefet eden CHP vardı.

Şöyle ki, Kemalist CHP eski diktatör İsmet İnönü’nün, 1967 yılında yeni bir gömlek biçmesiyle, Türk tipi Sosyal Demokrat’lığı temsile başladı. Bu kimliği ile pek çok faşizan olaya müdahale etti. Konya’da, öğretmenlerin boynuna yular takıp sokaklarda gezdirdiklerinde, tepki İnönü’den geldi. Demirel hükümeti, TİP’in parlamento odasına baskın düzenlediğinde İnönü, “eşkıyanın yarın gece ne yapacağı belli değil” çıkışıyla öne çıktı. Aynı İnönü, faşizmin en karanlık döneminde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına karşı mücadele verdi. Sayısız, faşist yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gitti.

Ama CHP Ecevit ile dümeni, yavaş yavaş sağa kırdı. Baykal, buna ivme verdi. Kılıçdaroğlu ise kimliğinden muzdarip, kompleksli biriydi. Alevi ve Kürt’tü. O, bu iki kimliğinden de kaçıyordu. CHP tarihinde, ilk defa o Türk ırkçılığının simgesi kurt-it başı işaretiyle ortaya çıktı. CHP’yi Türk-İslam faşizmine çekmeye başladı. Faşist yasaların çıkmasında, Erdoğan’a destek verdi. Mesela, seçilmiş Kürtlerin parlamentodan dışlanmasını onayladı. Kürt belediye başkanlarının, makamlarından hapishanelere sürüklenmesine sessiz kalarak destek verdi. Kılıçdaroğlu ve partisi Kürt şehirlerinin ablukası, yıkımı ve kırımı ile Efrîn’in işgalinde Erdoğan’ın arkasında durdu.

Köksüz bir dönek, devşirme oldun. Kürt düşmanlığı ile birilerine yaranmaya çalıştın ki. Alevilikte, buna “düşkünlük“ denir.

 Ukrayna’nın işgaline Irak ve Suriye’nin yağmalanmasına karşı çıkan Kılıçdaroğlu‘nun, Türk güçlerinin son Güney Kürdistan’ın işgal hamlesi için, “bir sosyal demokrat” olarak, (kendisi öyle geçiniyor) en azından, barışın dili, diyalog ve uzlaşıdan söz etmesi gerekirken, IŞİD’çi edayla şöyle diyordu:

“Irak’ın kuzeyinde yürütülen Pençe-kilit operasyonunda, dualarımız kahraman ordumuzla birlikte. Allah bu mübarek ayda, mehmetçiğimizin ayağına taş değdirmesin.”

Oysa, insanın “Allah belanı versin” diyesi geliyor. “Sen bir Alevisin. Alevilik Müslümanlıktan çok önce vardı. Ramazan, senin neyine” diye devam etmesi geliyor.

İkincisi, orası Kürtlerin yurdu. Utan ki, senin Mehmetçiklerin salt Kürt oldukları için onları öldürmeye, ülkelerini ele geçirip talana, yıkıma gidiyorlar. Sadece Kürt oldukları için...

Ve sen, bir Kürt haini -senin çok iyi bildiğin Rayber- olarak sonra insan kılığına girip Kürtlerden oy isteyeceksin. Hadi ordan, it gibi uluyan!..

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.