• Oysa 11 aydır görüştürülmediği avukat ve ailesi dururken, saçtığı kötülükler yetmezmiş gibi, Recep sözcülüğe soyunuyor ve geçenlerde bir televizyonda sorulan çanak soruya karşılık olarak önüne konan cümleyi okuyor; Öcalan’ın Demirtaş’ın mesajlarından rahatsız olduğunu söylüyordu. Hangi mesaj, Recep’in entrikalarıları mı? Onu söylemiyordu.

1920’de başlayan ve günümüze uzanan Türk tarihi boyunca, sahne ışıkları altında duran asker, sivil ayırımsız tüm baş egemenler, birer Kürt kanlısıdır. Uzun sürmüş kırım ve yangın yılları boyunca, askerliği geçim yolu olarak seçen, polis olan veya zorunlu askerlik yapanlardan Kürdistan’a yolu düşenlerden herkes de, birer tetikçi (cellat), kısacası zulüm yağdıran zalimdir.

"İbret-i alem" için, insan hayatı biçenlerin sonrasına bakın!..

Göreceğiniz şey onursuzluk, yani insani insan yapan üstün değer yargılarından çıplak, sefalettir.

Yeni hallerinde, dün kanına girip ölülerini soyduğu, malını talan edip ülkesini ateşe verdikleri Kürt’ün  kapısında, onurdan çıplak birer dilencidirler.

Oysa daha dün, kimi diktatörlüğün sorumlu Başbakanıydı. Elindeki gücün baş eğmezliğine dayanarak kibirleniyor; eski çağların yarı ilahları insan hayatı deyip kan döküyorlardı.  "Toledo yaratacağız" diyerek ülke yıkımıyla övünüp gururlanıyorlardı.

Aynı katiller şimdi ağzı eğik, yalvaran bakışlı ve yenik bir sefil olarak oy dileniyorlardı. Kimileri diri diri insan yakan diktatörün Bakanı, kimi ırkçılığın sembolü dişi kurt (Asena) lakaplı eski "Zaptiye başı", kimileri de sefere çıkan yok edicilere selama duran muhalafet lideriydi...

Ve bunlar, katledilmiş ülke ve insanlarının kapısında, nimetlere konmayı sağlayacak dilencileriydi.

Dün yerde çiğneyip ölülerinin mezarlarını da tekmeleyenler, bugün ikbal uğruna küçülüp düşmanına tapınma vaziyeti alıyor, "kardeşlerim" diyerek el ve etek öpüyorlardı.

Onursuzluğun halleri işte!..

Gerçi Faşistin onuru olmaz ama Hitler yine de, kanına girdiği Yahudiler veya diğer halkların kapısında avuç açan dilenci derekesine düşmeyecek kadar onurlu durdu.

Ama baktığımızda, bunların kişiliğinde Enver ve Talat Paşayı Ermeniler, Pontus Rumlarının kapısında avuç açan hallerde tahayyül ediyoruz.

Torunları onlar ve Kürtlerin kapısında dilenci çünkü…

Recep Erdoğan’a bakarken Hitler’i düşünmek, Atatürk’ü Şêx Seîd‘in, İhsan Nuri Paşa ve Seîd Riza’nın derdine yanan bir sözcü olarak görmek de.

"Ey evrenin onuru" demeyin; bunlar için "olmaz olmaz" yoktur. Çağın en büyük Kürt kanlısı, bir süre önce alkışlayıcılarını da uçaklarla taşıdığı Batman’daydı. Sonra Kürtleri ne kadar çok 'sevdiğinin' gösterisi için Siirt ve Amed de...

Oysa Amed, onun vurduğu darbelerle yaralıydı. Ama utanma yok; yaralı halkın, yaralı şehrinden destek dileniyordu. Biz bir zamanlar İnönü ve Celal Bayarı’n karşılıksız kalan utanmazlığını da gördük Kürt kapılarında...

Ve şimdi binbir surat Recep dönemi...

Kalpazanlık dosyalarını tıngır mıngır peşinden sürükleyerek Başbakanlığa yürüyen Recep, şu sıralar, bir "Kürt sever" ve dahi başkaldıran Kürtlerin son lideri Abdullah Öcalan’ın "derdini dert edinmiş" divane hallerinde.

"Kırmızı Başlıklı Kız" masalındaki gibi, kılık ve ağız değiştirmiş katil bir kurt şimdi. Kürtler için mezar şehirler yarattan o değilmiş gibi, göz süzüp ağzını büzerek konuşuyor.

En son 20 yılı bunların zamanında olmak üzere, 23 yıldan beri ellerinde esir olan İsyancı Kürt lider Öcalan’ın hak savunucusu olarak öne fırlayıverdi. Oysa zindanların da baş gardiyanı odur. Ama Öcalan’ın insan olmaktan doğan hakları kısıtlıdır. Son 11 aydır ailesi ve dünyayla ilişkileri kesik...

İnsanlık menzilini sevdiğim Recep Erdoğan, nasıl etmişse Öcalan’ın kafasından geçenleri okumuş.

Geçenlerde, tesbitlerine dayanarak, "Edirnedeki (Selahattin Demirtaş) İmralı’dakine hesap verecek" diyordu.

Yani kurt, kızı yemek için, bu sözleriyle koyun pustuna bürünmüş. 'Aralarında anlaşmazlık varmış.'!

11 aydır kimseyle görüştürülmediği için, telepati yoluyla Recep’e açılmış gibi yapıyor ve oradan hareketle, fesatlık ediyor.

Kürtleri birbirine düşürmek için nifak tohumları ekip entrika çemberleri çeviriyor.

Oysa 11 aydır görüştürülmediği avukat ve ailesi dururken, saçtığı kötülükler yetmezmiş gibi, Recep sözcülüğe soyunuyor ve geçenlerde bir televizyonda sorulan çanak soruya karşılık olarak önüne konan cümleyi okuyor; Öcalan’ın Demirtaş’ın mesajlarından rahatsız olduğunu söylüyordu. Hangi mesaj, Recep’in entrikalarıları mı? Onu söylemiyordu.

Ama o, haddini aşıp Kürtleri kasabın bıçağını yalayıp peşinden giden kurbanlık sığır yerine koyuyordu. 'Ya tutarsa' diye; Öcalan’ın Kürt birliği çabaları bilindiği halde ona mal ederek, kendine pay çıkarmak üzere ayrılık tohumları ekiyordu.

Oysa yanılıyor. Hadsizler, had bilmezlikleriyle kalacaklardır.