Ermeni-Azeriler ve arada kalan Kürtler

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

9 Ekim 2020 Cuma - 22:10

  • Kürdistan, yalnızca Birinci Dünya Savaşı sürecinde, bölünüp parçalanmadı. Kafkasya‘da da benzeri yaşandı. Mezopotamyadan farklı olarak burada, yalnız topraklar değil, Kürt halkının varlığı da darmadağın edilip asimilasyona uğratılarak, geniş ölçüde kaybedildi.

 

Oysa bir zamanlar, Kafkasya’nın bir bölümü Kürdistan’ın güller açan, çiçeklerle bezenen yazlığı, dağ etekleri de sürülerinin kışlağıydı. Ermenistan’ın başkenti  Rewan (Erivan), İslam dünyasını adalet kavramıyla da tanıştırmak için, bir  ömür tüketen efsanevi Selahaddini Eyyub’un (Selahaddini Eyubi) ana yurdu ve  “Çiya e Elegez“in yeşil tepeleri (plato) Bazid‘in (Doğu Beyazıt), Iğdır ve Digor Kürtlerinin yazlığı, sürülerinin yaylağıydı. İnsanları ayıran sınır, sınırları koruyan muhafızlar yoktu.

Ama, genlerine mi işlenmiş bir arıza mı, her neyse, yer yüzündeki bütün Kürtler gibi, Kafkas Kürtleri de dünyayı böyle gelmiş, öyle gidecek sanıyorlardı. Tüm halklar, tarlaları, çayırlarından giderek, ana yurtlarına sahip çıkıp ona, buna sınır koyarken, Kürt çoğunluğu “bu topraklar, bütün mor koyun sürülerine yeter, o halde göz darlığı neden?“ anlayışındaydı. Yurtlarına sahip ve ona ait olmayı, yadsıyan bir cömertlikle “başkasına göz darlığı“ kabul ediyor ve dünyalılar yurt edindikleri topraklarda hayatlarını inşa ederken, bizimkiler yazın serinliklerde, kışın ılımanlıkta sırt üstü yatıp horluyorlardı.

Ve uluslaşma-devletleşme çağını uykuda geçirdiler. Yüreği ulusal ruhla yangın yeri olan kitlelerin, hasret çektiği lider kadrolar bile çıkaramadılar.

Başkaları, onların topraklarında egemenlik savaşı verirken, onlar kimsesizlikten aileleri, yuvalarını bile koruyamadılar. İki ara, bir derede sıkışıp ayak altında ezildiler.

Ordusu olmayan kalabalıkları kimse iplemiyor, takmıyordu.

Günümüzde de Ermeniler ve Türk destekli Azeriler Karabağda, Kürt yurdunda boğazlaşıyorlar. Savaşın ağırlık merkezi Kelbecer, Zengilan, Kubatlı, Cebrail ve Zengesor bölgeleridir. Buralar, bir zamanlar var olan “Kurdistana Sor“un (Kızıl Kürdistan) önemli merkezleriydi.

Ermenistan parlamentosunun Kürt üyesi Kinyasê Hemid, geçenlerde bir televizyonda, bu savaşta en çok Kürtlerin öldüğünü söylüyordu.

Çünkü, Azeriler askerlik yapmıyor, cepheye de gitmiyorlardı. Bu durumda, iş başa düşüyor ve “vatandaş Kürtler“ cepheye sürülüyorlardı.

Öte yandan, Ermenistan’ın da “askerlik yapan vatandaş Kürtleri“ vardı. “Kürdün kara yazılmış pis kaderi“ bu ya, birbirini tanımayan, hatta dilini de bilmeyen kardeşler, birbirinin canını almak için, karşılıklı mevzileniyor, bomba atıp kurşun tetikliyorlardı.

Ama sadece orada mı? Kürdistanın bütün parçalarında bu böyle. Türk ordusundaki Kürt asker de, gerilla olan öz kardeşinin canını almak için savaşıyordu.

Kısacası, sivilken Kürt olan genç, kayıp ruh ve bilinci gereği,askerlikte kendine düşman Türk askeriydi. İran’da bu böyle, Irak’ta da öyleydi.

Sözün burasında, bir parantez açmak istiyorum. Kurdistana Sor’un kurulması konusunda, Kürtlerin önemli bir katkısı olmadı. Ermeniler, bölgenin Azerilere geçmesine karşı, Kürtlerden oluşan tampona onay verdi ve Lenin 1923’de özerk bölge projesini onayladı. Kurdistana Sor gün ışığına çıktı. Ama yönetimin lideri bile Kürt değil, Hüsnü Hacıyev adındaki bir Azeri’ydi.

Ama, buna rağmen iyiydi. Kürtçe eğitim veren okullar vardı. Ama Stalin yaşamasına izin vermedi. Kurdistana Sor’u, 1929 yılında “Türk- Sovyet dostluğuna armağan“ edip lağvetti. Kürt halkını cezalandırır gibi Ermeniler ve Azerileri arasında bölüştürdü. Büyük bir bölümünü de Kazakistan başka olmak üzere, iç Asya topraklarına sürdü.

Elbette, Kürtlerin Azerilerden bir beklentisi yoktu. İttihatçılardan itibaren Türk devletine bu ırkçı hastalığı aşılayan onlardır. Azeri tarafında kalan Kürtler, büyük çoğunluğu ile asimile edildiler. Azerilerin ilk cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey, annesi tarafından Kürttü. Aliyev ailesi, asimile olmuş Kürt’tür. Ve Kürt ile Kürtlüğe tahammülleri yok onların.

Ama Ermeniler, farklı olabilirlerdi. Yazık ki, onların baskın gelen bir kesimi de, ırkçılığın dar bakış çemberine esir kaldılar. “Pale“ Kürdün Hamidiyeci, korucu, muhbir ağı dömbeleği olarak kendi halkına yaptıklarını yadsıyarak, bunların Ermenilere karşı kullanılmasını Kürt halkına mal edip adeta düşmanlık geliştirdiler. İki yaralı halkın dayanışmasını önlediler.

Oysa, o dayanışma ruhu paha biçilmez bir değerdi. “Kader değiştiren“ pahada ve işbirliği kapılarının, gönülden açılması bugün de değerlidir. Bunun gerekliliği ise netlikle anlaşılmış ve de hiç bir şey için geç değildir.

Geçmişte, mesela 1992’de kapıya gelen bu şans, elinin tersiyle itildi. Kürtlerin, Kurdistana Sor’a ait tek köyü savunacak, bir manga kurmasına izin verselerdi, bugün durum farklı olacaktı. Ama ön görülemedi.

“Kurdistana Sor“ kırım, işkence ve sürgünlerle dağıtıldı. Ermenilerin, anlamını çok iyi bildikleri “Kılıç Artıkları“ ise iki tarafta da eritilmeye çalışıldı. Kendilerini inkara zorlandılar. İnançları bakımından adeta kelepçelendiler.

O halkın çocukları, bugün iki tarafta da asker. Karşılıklı düşman üniformalı. Biri, ötekini yok etmek için, kurşun atıyor, bomba kuruyor.

Ne acı, ne kadar hüzün verici ve de bir halk için, nasıl onur kırıcı...

Ama sadece orada değil, bu haller. Kürdistan’ın bütün parçalarında durum bu, ey halkımın trajedyası...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.