Êzîdî Kürtlerin katilleri

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

12 Temmuz 2022 Salı - 08:30

  • Asıl komuta merkezi sınırın beri tarafı, Türk devletindeydi. Recep Erdoğan, Türk ordusu gibi bunların da başkomutanı konumundaydı. Öylesine etkili ve yetkili... Tüm dünya tanıktır. Suriye’nin başkenti Şam’ın kararlaştırılmış fetih gününü, haber bekleyenlere o duyurdu.

Gözü aç egemenler, ardı ardına giriştikleri iki dünya savaşında kozlarını, paylaştılar. Sonra, “lokal“ (sınırlı) savaşlar dönemi başladı. O arada dünya haritasında, yeni sınırlar doğdu.

Yer yüzünün kimi kayıp halkları gün ışığına çıktı.

Bölgemizde yurtsuzlaşan Ermeniler, İsrailoğulları ve Filistiniler devlet oldular.

Ama Kürtler, bu süreçler boyunca da çalınıp işgal edilmiş yurtları, gasp edilmiş özgürlükleri davasını görmeye devam ettiler. Bu uğurda soykırım köprülerinden geçtiler. Yurtlarının yıkım ile talanı “sür, git“ olmaya devam etti.

Kürtler, yer yüzünün yalnızlarıydı. Dün bunca gelişme yaşanırken yalnızdı. Bugün de,  yalnız...
Neden ama? Kürtler de "kendimiz için" diyerek, biraz "pragmatist" olamaz mı?

Her neyse, Kürtlere çektirilenlere seyirci kalan dünyada, Federal Almanya’da iyilik üzere nihayet bir esinti peydahlandı ve bir yaprak kımıldadı. Êzîdî Kürtlerin, Soykırımının tanınması yolunda Federal Parlamentoda bir çalışma başladı.

Bu uzun yol boyunca neler olur, onu bilemiyorum. Nasıl sonuçlanacağını da...

Ama her şeye rağmen, Kürtlerin barbarlardan çektikleri hakkında bir hatırlanma. Hatırlanmak da güzeldir. Emeği geçen her kurum ve kişiye teşekkürler.

Ancak, yeri gelmişken katilin hakkaniyet içinde, doğru teşhis ve evrene teşhiri de bir insani görev olmalıdır.

Unutulmamalı, IŞİD sadece bir tetikçiydi. Bir insanlık kasabı. Başka bir deyişle, kullanılan aletti. Bir kiralık.

Asıl katil, onun ardında durandı. Besleyen, eline silah veren ve köpeğe emir verir gibi "apar" diyerek, onu öne sürendir.
Unutmamak gerekiyor. Kiralık katili kullanılan aleti teşhir ve ona ceza eksik adalettir deyip olayın başına dönersek, Irak Şam İslam Devletine (IŞİD veya DAİŞ) sorumluluğu yüklemek, doğru değildir. Onun yakasına yapışmak asıl olanı yadsımak, dava dışında bırakmak, kurtarmak demektir.

Unutmamak gerek: IŞİD veya DAİŞ, her neyse bu yapı, dünyanın beş kıtasından toparlanmış kiralık katiller, hırsızlar, tecavüzcü, soygunculardan oluşan, bir insanlık suçu çetesiydi.

Hep birlikte seyredip gördük. Olanlara tanığız. Çeteciler, ağırlıklı olarak Çin’den (Uygur), Özbekistan, Afganistan, Pakistan, Çeçenistan ve Bosna’dan, uçaklar ile taşındılar. Her türlü masraf ve maaşlarının nereden, nasıl karşılandığı konumuz değildir. Ama Türk devletinde, ağırlıklı olarak Kilis, Antep ve Urfa’daki kamplarda depolandılar. İlk eğitim buralarda verildi, bunlara. Buralarda silahlanıp sınır ötesi Suriye’ye gönderildiler.

Asıl komuta merkezi sınırın beri tarafı, Türk devletindeydi. Recep Erdoğan, Türk ordusu gibi bunların da başkomutanı konumundaydı. Öylesine etkili ve yetkili...

Tüm dünya tanıktır. Suriye’nin başkenti Şam’ın kararlaştırılmış feth gününü, haber bekleyenlere o duyurdu. Fetihten sonra gidip "Tanrıya şükranlarını sunma günü"nü de o ilan etti. Yani böyle etkin ve yetkin bir komutan...

Ama hesapları tutmadı. Haydutlar beklenmediği bir direnişle, geri püskürtüldüler. Asla Şam'a gidemedi ve şükran namazı da boğazında kaldı.

Ama başkomutan benzer bir aceleciliği de Kobanê'de yaptı.

Kürt şehri Kobanê, günlerdir muhasara altındaydı. Sonuçtan o kadar emindi ki, sevincini tutmadı. IŞİD’çilerin sınır üstündeki kampına gidip başkomutan edasıyla müjde verdi:
"Kobani düştü düşüyor!"

Ama Kürt savaşçılar bedenlerini bomba niyetine kullanarak, destansı bir yurt savunması yaptılar. Türklere vekaleten savaşanların kişiliğinde Recep Tayyibi bozguna uğrattılar.

Recep Tayyip rejiminin IŞİD ile iç içeliği yalnızca bu kadar da değildi. IŞİD’in baş emiri Ebubekir el Bağdadi de, Türklerin himayesinde yaşıyordu. Ona sınırın hemen ötesi İdlib’de bir köşkte yaptırmışlardı. Haremiyle birlikte.

Herhangi bir saldırı halinde, kaçıp Türk kardeşlerine sığınmak üzere, köşkünün altından uzanan tünel de hazırdı. Ancak beklediği gibi olmadı. Düşmanları karadan gelmediler. Bir gece yarısı havadan geldiler. Onu kaçış yolu tünelde öldürdüler.
Burada bir parantez: Amerikalılar tüneli ve Sarayın girdi-çıktılarını biliyorlardı. Ama onları bilgilendiren, yani kim, neye karşılık onu sattı? Yoksa, Bağdadiye karşılık Rojavamı peşkeş çekildi?

Her neyse, Bağdadi’nin yerine geleni de Amerikalılar, sınırdaki bir köşkte öldürdüler. Bağdadi’den sonra, kafa kesen ve tecavüzden tecavüze koşan hırsızlardan IŞİD’çilerden bir ordu (Özgür Suriye Ordusu) kurup Kürtlere karşı ve Libya ile Ermenistan’a karşı kullananan Türk devleti, budan sonra, IŞİD’in tüm varlığına sahip oldu.

Dağılan IŞİD’li katiller, Türk devletine yerleştiler. İş kurdular. Değişik işlerde çalışmaya başladılar. İnsan ticaretine girdiler. Esir pazarları kurdular. Kaçırdıkları Kürt çocuk ve kadınlarını pazarladılar.

IŞİD’in son genel Emirini beğenmeyince geçenlerde, İstanbulda tutukladılar. Anlaşma sağlanınca da serbest bıraktılar.
Ve ben dedim demek istemiyorum. Olaylar ve durumlar böyle diyor ve tanıklık ediyor. Ta başından beri IŞİD yok, Türk devleti var. Türk devleti adına başkomutanlık eden Recep Tayyip...

Êzîdî Kürtlerin yurdu Şengal ve halkının davası görülecekse eğer, orada soykırım hırsıyla bebek, çocuk, ihtiyar katleden katil bellidir. Kürt kadınları, çocuklarını kaçırıp esir pazarlarında satanların koruyucuları da...

Katil, sonradan kurtarılan Şengal’i hala bombalıyor. Haydutça saldırılarla cana kıyıyor, cinayet işliyor.

Evet, Şengal'deki soykırımın, Almanya parlamentosunda konu olması elbette, çok iyi. Ama insanlık adına, asıl katilin de gözden kaçırılmaması gerekir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.