Êzîdî Soykırımı

Nubar OZANYAN yazdı —

9 Ağustos 2021 Pazartesi - 23:00

  • 906 yılından 2014 yılına kadar toplam 74 katliam yaşayan Êzîdîler en fazla katliama uğrayan halktır. Güneş ve doğaya inanma yerine tek tanrılı dinin Ortadoğu’daki temsilcisi olan İslamiyet’i kabul etmedikleri için başlayan ilk kılıç, ilk katliam darbesi bitmeden bugüne kadar devam etti/ediyor.

Farklı tarihlerde sistematik olarak en fazla soykırıma uğrayan, en fazla acı çeken halklardan biridir Êzîdîler. Ortadoğu’da yaşanan tüm soykırımların bir benzerini ve aynı kaderi onlar da paylaştı.

Kitlesel sürgünlerle, ölüm tarlalarında ne zaman- nereden-nasıl geleceği belli olmayan ölümlerle tanıştılar. Kadın ve çocuklar cinsel köleliğe zorlandı. Mağaralara tıkılıp diri diri yakıldılar.

Ortadoğu’da halklara karşı işlenen bütün suçlar Êzîdî halkına karşı da işlendi. 3 Ağustos, tüm dünyada Êzîdî Soykırım Günü olarak anılıyor. Bizler de ülkesi işgal edilen, ezilen ve horlanan mazlum halklar olarak Êzîdî halkına karşı işlenen soykırımı lanetliyoruz. Acılarını acımız, öfkelerini bilincimiz kabul ediyoruz.

Êzîdîler tıpkı Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler gibi soykırım ve kitlesel sürgünden dolayı tarih boyunca anavatanları dışında her yerde çoğunluk olarak yaşamak zorunda bırakıldılar.

Anavatan bildikleri topraklarda azınlık olarak yaşamak zorunda bırakıldılar. Yabancı görülüp, ayrımcılığa uğradılar. Nefret söylemlerine maruz kaldılar. Asırlar boyunca emek ve bilgelikle yarattıkları uygarlıklar yakılıp yıkıldı, harabeye çevrilip izleri bile kalmayacak şekilde yok edildi.

Ortadoğu, halklar hapishanesi olduğu kadar mezar taşı bile olmayan kitlesel bir halklar mezarlığıdır. Yakınlarını ve kayıplarını yıllar bile geçse aramaktan usanmayan başka halklar var mıdır? Bilemiyoruz! Ancak Ermeni-Rum-Êzîdî-Asuri ve Süryani halkları bugüne kadar ellerinde ve hafızalarındaki isimlerle kayıplarını aramaya devam ediyorlar. Tanıyan bir yüz, gören bir çift göz bulmaya çalışıyorlar.  

Sürgün topraklarında yaşamlarının en büyük özlemini (garod) arıyorlar. Anavatanlarını, doğup büyüdükleri toprakları arıyorlar. Gidip göremeseler de, doğdukları şehir ve köylerin isimlerini sürgün topraklarında yaşadıkları yerleşim alanlarına vererek özlemlerini gideriyorlar. 

Ya nasıl açıklanır Ermenistan’daki “Malatya”, “Sepastya”, “Diyarbakır”, “Muş”, “Van” semt isimleri? Aradan bir asırdan fazla bir zaman geçmesine karşın sürgün topraklarındaki her Ermeni sorulduğunda kendi lügatıyla “Urfalıyım! Vanlıyım! Muşluyum!” der. Êzîdîler de göç yollarında gittikleri her gurbet elde “Şengalliyim”, “Şêxanlıyım”, “Laleşliyim”, “Xalitanlıyım” derler. 

Kimlik ve inançlarından dolayı en fazla nefret diline maruz kalan, en fazla ayrımcılığa uğrayan halkları hiçbir zorba güç köklerinden koparamıyor.

Baskı ve zorbalığın egemen olduğu Türkiye’de görünmezlik, tanınmazlık ve bilinmezlik içinde yaşamaya çalışıyorlar. Çünkü kendi kimliği tarihi ve diliyle yaşamak mazluma yasaktır.

“Yezid”, aşağılama anlamında kullanılan bir kavramdır. Hasan ve Hüseyin’i öldüren Yezid Bin Muaviye’den dolayı Êzîdî halkına karşı bir hakaret ve küfür olarak kullanıldı. Ve bu nefret söyleminden dolayı binlerce Êzîdî çocuk öldürüldü. Tıpkı Ermenileri aşağılamak için kullanılan “Gavur-Fille” vb. nefret söylemleri gibi.

İki mazlum halk sadece soykırımcı-Kemalist iktidarlar tarafından katliama uğratılmadı. Dinci-İslamcı kesimler tarafından da en ağır hakaretlere ve saldırılara maruz kaldılar. Ve bu katliam ve ırkçı linç hamleleri karşısında bile onlar yüzlerini sabah akşam güneşe çevirmekten geri durmadılar. İbadetlerini güneşe yapmaya devam ettiler.

Güneşin seslerini tanrıya ulaştıracaklarını düşünmekten vazgeçmediler. Güneşin adalet getireceğine inandılar. Êzîdîler için doğaya ait her şey, tanrıya dönük bir bağdır. Doğanın bahşettiği her nimeti kutsal kabul eder, minnet duygularını belirtirler.

906 yılından 2014 yılına kadar toplam 74 katliam yaşayan Êzîdîler en fazla katliama uğrayan halktır. Güneş ve doğaya inanma yerine tek tanrılı dinin Ortadoğu’daki temsilcisi olan İslamiyet’i kabul etmedikleri için başlayan ilk kılıç, ilk katliam darbesi bitmeden bugüne kadar devam etti/ediyor.

Bu utanç verici köleliği ortadan kaldıracak olan Êzîdî halkının ve bölge halklarının birleşik devrimci mücadelesi olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.