Şengal yeni tehlikelerle karşı karşıya

Dosya Haberleri —

Rîham Hesen

Rîham Hesen

TAJÊ Koordinasyon Üyesi Rîham Hesen, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın Irak ve Şengal'e yansımasını değerlendirdi:

  • Irak hükümeti güçleri, Êzîdî halkının elindeki silahları toplamaya çalışıyor. Gerekçeleri, bu silahların kaydedilmesi ve devlet kontrolü altına alınmasıdır. Ancak Êzîdî halkı bunu teknik bir mesele olarak görmüyor. Aksine, tarihi deneyimlerine bakarak değerlendiriyor.
  • 2014'te DAİŞ saldırılarından hemen önce, halkın elindeki silahlar toplanmıştı. Sonrasında DAİŞ saldırısı geldiğinde halk korumasız kaldı ve ferman gerçekleşti. Bu zorlu deneyim nedeniyle Êzîdîler net: Silahlarımızı vermeyiz. Êzîdî halkı, kendi kendini korumak ve yönetmek istiyor.
  • Şengal'e ve genel olarak Irak'a yönelik yeni bir saldırı var. Özellikle Kürdistan'ın dört parçasında savaş yürütülüyor. Ancak en büyük güç halkın gücüdür. Bu, Rojava Kürdistanı'nda da görüldü. Halk ayağa kalktığında hiçbir saldırı başarılı olamıyor. Bu her yerde böyle olmalı.

GÜLCAN DERELİ

ABD-İsrail hattı ile İran arasında yaşanan savaşın en çok etkilediği ülkelerin başında Irak geliyor. Savaş öncesi tahmini olarak 7 bin DAİŞ üyesi Kuzey ve Doğu Suriye'den Irak'a taşındı. Aynı dönemde Irak hükümeti Şengal'de Êzîdîlerin silahlarını toplama girişiminde bulundu. 2014 yılında soykırım yapan DAİŞ üyeleri, şimdi Şengal'in yanıbaşında. Ağustos 2014’de yaşanan vahşetin yaraları taze ve üstelik binlerce kadın ve çocuğun akıbeti hâlâ bilinmiyor. Irak'ta İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın yol açacağı bir kaosta Şengal için risk büyük. 12 yıldır Şengal'de kendilerine yeni bir yaşam kuran Êzîdîler, özsavunma başta olmak üzere kendilerini yönetme iradelerinin tanınmasını beklerken, silahları toplanarak yeni bir fermana zemin hazırlanıyor. Biz de savaşın gölgesinde Şengal'i bekleyen tehlikeleri ve son durumu Êzîdî Kadın Özgürlük Hareketi (TAJÊ) Koordinasyon Üyesi Rîham Hesen ile konuştuk.

'Silahlarımızı vermeyiz'

2014 yılında Şengal'de soykırım yapılmasının nedenlerinden biri de DAİŞ'in saldırısından hemen önce Êzîdîlerin elindeki silahların toplanmasıydı. Böylece Êzîdîler savunmasız kalarak soykırıma açık hale gelmişti. Peki, Irak güçleri halkın elindeki silahları hangi gerekçeyle topluyor? Rîham Hesen, soruyu bu konuda geçmiş deneyimi hatırlatarak yanıtlıyor: "Şengal bugün yine yeni tehdit ve tehlikelerle karşı karşıyadır. Son günlerde Irak hükümeti güçleri, Êzîdî halkının elindeki silahları toplamaya çalışıyor. Gerekçeleri, bu silahların kaydedilmesi ve devlet kontrolü altına alınmasıdır. Ancak Êzîdî halkı bunu teknik bir mesele olarak görmüyor. Aksine, tarihi deneyimlerine bakarak değerlendiriyor. Daha önce, 2014'te DAİŞ saldırılarından hemen önce, halkın elindeki birçok silah toplanmıştı. Sonrasında DAİŞ saldırısı geldiğinde halk korumasız kaldı ve en büyük ferman gerçekleşti. Bu zorlu deneyim nedeniyle Êzîdîler büyük bir hassasiyet gösteriyor. Êzîdî halkı net bir yanıt verdi: Silahlarımızı vermeyiz. Bu, halkın silah veya savaşa düşkün olması ya da çok sevdiğinden değil; tarihin bir daha tekrarlanmaması tutumudur. Êzîdî halkı, kendi kendini korumak istiyor. Bir daha savunmasını kimseye teslim etmek istemiyor. Yaşanan tecrübeler nedeniyle bu millet büyük bir hassasiyetle yaklaşıyor."

Irak güçlerine güvensizlik

Tarih boyunca 73-74 fermana maruz kaldığı kaydedilen Êzîdîler, modern dönemin en ağır soykırımlarından birine uğradı. Bu nedenle özsavunma konusu Êzîdîler için hayat memat meselesi. Ayrıca yakın tarihteki ağır sorumluluğu nedeniyle Irak devletine bağlı güçlere güvenmiyor. Tam da bu noktaya dikkat çeken Rîham Hesen, "Êzîdî halkı Irak hükümetine tam bir güvensizlik duyuyor. Gerçek şu ki, Irak üzerindeki tehditler DAİŞ'ten ve Türkiye devletinden kaynaklanıyor. Bu şartlar ve koşullar, Êzîdî halkının tedbirli olmasını sağlıyor. Kendi koruma tedbirlerini almaya ve buna hazır olmaya çalışıyor. Şunu da söylemek lazım: Eldeki bu silahlar Irak hükümetine karşı savaşmak için değil. Amaç, topraklarını, toplumunu, her türlü saldırı ve işgalden korumaktır" diyor.

Fidan'ın Şengal açıklaması

Irak hükümeti ile Şengal’in temsilcileri arasındaki diplomasi görüşmelerinin hangi aşamada olduğunu merak ediyoruz. Türkiye'nin Irak hükümetine Şengal konusunda baskı uyguladığına dikkat çeken Rîham Hesen, bu baskının Şengal'de anlaşmanın önünü tıkadığını vurguluyor. 9 Şubat 2026 tarihinde katıldığı bir televizyon kanalında Şengal'in etrafının İran destekli Haşdi Şabi adlı milis güçler tarafından çevrelendiğini söyleyen Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Haşdi Şabi karadan ilerleyip biz havadan harekat yaptığımız zaman, olay iki veya üç gün. Fazla bir süresi yok. Bu kadar basit bir askeri operasyon" demişti. Bu sözler, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş düşünüldüğünde Şengal'de büyük bir risk olduğunu teyit ediyor. Rîham Hesen, Türkiye’nin tehditlerini ve Irak’a yansımasını şöyle değerlendiriyor: "Irak hükümetiyle diplomatik görüşmeler devam ediyor. Ancak bu görüşmelerde Türkiye devletinin Irak hükümeti üzerindeki baskılarının çok fazla olduğu görülüyor ve bu baskılar nedeniyle Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) gibi halk güçlerine karşı bazı kararlar alınıyor. Kuşkusuz Êzîdî halkı, bu planların başarıya ulaşmayacağına inanıyor. Daha önce de birçok plan ve girişim yapıldı, halkı silahsız bırakmak istediler ama bunlar başarıya ulaşmadı. Bizim savunma güçlerimiz bir devletin isteğiyle kurulmadı ki, bir devletin kararıyla yok olsun, ortadan kalksın. Bu güçler, Êzîdî toplumuyla birlikte kuruldu; yeni fermanlara karşı durmak ve toplumu korumak amacıyla. Bu amaç için bugüne kadar çok ağır bedeller ödendi. Pek çok şehit verildi. Bu nedenle Êzîdî halkı, her zaman kendini korumakta kararlı olduğunu belirtiyor ve ferman tarihinin bir daha tekrarlanmasına izin vermeyeceğini söylüyor."

‘Irak DAİŞ'lileri affetti!’

Geçici Şam hükümetiyle yapılan anlaşmaların ardından Şengal’deki soykırımda yer almış DAİŞ üyeleri, Irak cezaevlerine getirildi. Şengal’deki soykırımda yer almış DAİŞ'lilerin Şengal’in dibine getirilmesini bir tehdit olarak görüyor mu Şengal halkı? Rîham Hesen, şöyle yanıtlıyor: "Irak hükümeti, DAİŞ'e katılan ve Şengal katliamına karışan bazı kişileri hapisten çıkardı. Yani bu kişiler, Êzîdî milletine özel bir tehdit oluşturuyor. Bu kişiler, kızlarımızı kaçıran, soykırımda her türlü vahşeti, işkenceyi, katliamı yapanlardı. Yani haklarında idam cezası verilmesi gereken kişilerdi. Ama tam tersine, 2015 affıyla Irak hükümeti bunların çoğunu hapisten çıkardı ve çoğu DAİŞ üyesiydi."

'Halkın gücü her güçten büyüktür'

Rîham Hesen, Şengal’e yönelik saldırı planlarının Ortadoğu'da yürütülen savaşın bir parçası olduğuna işaret ediyor. Rîham Hesen'e göre bu planları boşa çıkarmanın yolu halkın birlik olması ve saldırı durumunda ayağa kalkması. Halkın her yerde Rojava için ayağa kalkmasını ve sonuç almasını örnek olarak gösteriyor. Rîham Hesen, bu konuda şunları ifade ediyor: "Şimdi Şengal'e ve genel olarak Irak'a yönelik yeni bir saldırı var. Bu planlar, bölgede büyük güçlerin yürüttüğü zorlu bir savaşın parçası. Özellikle Kürdistan'ın dört parçasında savaş yürütülüyor. Bu savaş büyük egemen güçler tarafından yürütülüyor; halkların iradesine, kültürüne, inancına, kadınlara karşı yürütülüyor. Gün geçtikçe büyük katliamlar ve değişimler oluyor. Bugün o güç kazanıyor gibi görünse de buna karşı en büyük güç halkın gücüdür. Bu, Rojava Kürdistanı'nda da görüldü ve kanıtlandı. Halk ayağa kalktığında hiçbir saldırı başarılı olamıyor. Bu her yerde böyle olmalı. Halk ayağa kalktığında, kadınlar için, özgürlük için, onur için ayaklandı; halk güçlerini yarattı. O güç her türlü güçten daha büyüktür."

'Êzîdî halkı tanınmak istiyor'

Rîham Hesen'e göre hem Irak'ın hem de dünyanın Şengal'e özerklik borcu var. Êzîdîlerin iradesinin artık tanınması gerektiğine vurgu yapan Rîham Hesen, şöyle diyor: "3 Ağustos 2014'te ferman gerçekleşti; çocuk, kadın, genç, yaşlı herkes etkilendi. Irak hükümeti özel olarak veya uluslararası güçler kendilerine bu konuda bir sorumluluk yüklemedi, endişe etmedi, çözüm üretmedi. Kaçırılan kızlarımız, annelerimiz Arap devletlerine kaçırıldı; onları bulmak için hiçbir ciddi çaba veya açıklama yapılmadı. Yapılan konuşmalar ve çalışmalar, daha çok ferman sonrası hayatta kalıp kendini koruyan iradeyi yok etmeye yönelik. Devletler bugüne kadar soykırımı kabul etse de adım atmadı. 2014'te kurulan bu iradeyi kabul etmiyor, tanımıyorlar. Biz Êzîdî halkı olarak bir millet olarak tanınmak istiyoruz. Her millet gibi kendi dilini konuşabilsin, kendini yönetebilsin, kendini korusun. Ama Êzîdî milletine bugüne kadar bu hak verilmedi. Kendi diliyle konuştuğunda, kendini koruduğunda yasak görülüyor."

 

* * *

Bu süreç başarılı olacak

Rîham Hesen, Şengal halkının uluslararası güçlere ve bölge devletlerine güvenmediğini kaydederken, Türkiye'de başlayan sürecin Şengal'e olumlu yansıyabileceğini vurguluyor. Rîham Hesen, sözlerini şöyle noktalıyor: "Uluslararası güçlere çağrı yapmadan önce, halkın güvenini kazanmak gerekiyor. Çünkü halkın artık ne buradaki devletlere ne de uluslararası güçlere güveni kalmadı. Êzîdî milletinin dostları zor günlerde ortaya çıktı. Örneğin PKK gerillaları 2014'te fedai ruhuyla Êzîdî halkına yardıma geldi, Şengal'i DAİŞ'ten kurtardı. Bu fedai ruh millete inanç aşıladı, ayağa kalkmasını sağladı. Bugüne kadar milleti iradeleştiren PKK güçleriydi. Halk hâlâ onlardan bahsederken iyiliklerini söylüyor. Bu bağ, halkın Önderlik felsefesine olan büyük bağlılığıdır. Kurulan irade, Önderliğin fikir ve felsefesiyle kuruldu. Bunu asla unutmayacaklar. Bu fikir ve felsefe galip gelecek. Çünkü Önderliğin başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci yayılıyor. Êzîdî milleti olarak bu süreci destekliyoruz ve inanıyoruz ki bu süreç başarılı olacak. Bu süreç Kürdistan'ın tamamına, özellikle Ortadoğu'nun tamamına çözüm getirir..."

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.