Fransa'nın 'yabancısı' olmak artık daha zor!

Dünya Haberleri —

4 Mayıs 2021 Salı - 23:00

  • Irkçı örgütlenmelerin giderek çoğaldığı bir Fransa var karşımızda. Peki bu zemin nasıl oluştu derseniz, Fransa’da ırkçı siyasi söylem aşırı sağcı parti Le Pen şahsında somutlaşmış olsa da mevcut iktidar da dahil herkes "beyaz adamı" oynuyor.

 

SELMA AKKAYA/PARİS

Fransa’da giderek artan ırkçılığın hedefinde bu kez Çin kökenliler var. Fransa’da yaşayan Çin kökenli vatandaşlara Covid-19 gerekçe gösterilerek sokakta uygulanan linç girişimlerine bu kez sosyal medya ağları dahil oldu. Fransa, artık günlük ırkçı uygulama ve ırkçı saldırı ülkesi haline geldi. Bunlar basına ve kamuoyuna yansıdığında "şiddetle kınanan" bir tepkiye dönüşürken, birkaç gün sonra birileri ya da bir topluluk ırkçılığın hedefi haline geliyor.

Yabancılara ev yok

Örneğin, Paris yakınlarında 2019 yılında bir emlakçıda asılan kiralık ev ilanındaki "kiracı Fransız olmalı, siyahi değil" ifadesi uzun süre tartışılmıştı. Bu olay üzerine France İnfo adlı haber kanalı bir araştırma başlatmış ve birçok emlakçının yabancılara yönelik ayrımcılık yaptığını ortaya koymuştu. Kanal için çalışan bir görevli, gittiği emlakçılara evini kiraya vermek istediğini ama yabancılara değil, Fransız olanlara vermek istediğini ifade ediyor. Görüştüğü 12 şirketten 6’sı tereddütsüz "evet" yanıtını veriyor. Görüşülen emlakçıların itirafı ise; "Biz zaten otomatik olarak filtre uyguluyoruz. Bize bir şey demenize gerek yok. 7 senedir alıştık. Merak etmeyin" oluyordu. Bunun dışında yabancılara ev vermemek için öne sürülen formüller vb. basında yankı uyandırmıştı. Yabancılar için ise bu süreç çok şaşırtıcı değildi. Oysa ülkede ırkçı ayrım gözetenlere 3 yıl ve 45 bin euro ceza vardı. Ama kimse bugüne kadar yasanın uygulandığına tanık olmadı.

Irkçılık artıyor

Son dönemde yabancılara ait dernek, işyeri vb. yerlere dönük saldırılar, ırkçı yazılamalar ve sokak saldırıları giderek artıyor. Ülkede yaşanan tartışmalar ise soğuk savaş sonrası dönemde Avrupa Birliği ülkelerinde ırkçı yaklaşımların yoğun bir uluslararası arenada yer bulmaya başladığı dönemleri hatırlatıyor. Yabancı düşmanlığı ve ırkçılık denilince Avrupa’da Almanya akla gelir ama Fransa artık bu klişeyi yıkarak Almanya’yı geride bırakan bir durumda. Yabancılara uygulanan polis şiddeti, başörtü yasağı, işe alınırken uygulanan testler, 40 yılda yaşamış olsanızda her defasında "Fransa’ya uyum" konusunda bir şarta imza atma zorunluluğu, dil diploması vb. şeklinde uzayan listeye bir de "terörle" damgalanarak, 10 yıllık oturum kartlarına el konulması vb. tartışma ve uygulamalar hız kesmiyor.

Sağ partilerin oyu arttı

Irkçı örgütlenmelerin giderek çoğaldığı bir Fransa var karşımızda. Peki bu zemin nasıl oluştu derseniz, Fransa’da ırkçı siyasi söylem aşırı sağcı parti Le Pen şahsında somutlaşmış olsa da mevcut iktidar da dahil herkes "beyaz adamı" oynuyor. Siyasi söylemin dili "beyaz adam" olurken, toplum bunun dışında kalabilir mi? Hatta toplum siyasi dilden önce harekete geçmiş, 2014 yılı Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 45’in üzerinde aşırı sağa oy vererek tercihini (!) ortaya koymuştu.

Ekonomik kriz gerekçe

Aşırı sağcı partiler dışında genel siyasi dilin yabancılara karşı daha sertleştiği dönem, Fransa’nın 11 Eylül’ü diyebileceğimiz 2015 yılı 13 Kasım’ında Paris’te yaşanan "terör" saldırısı denk geliyor. Bu yıllar ayrıca ekonomik krizin dorukta olduğu yıllar. Bu nedenle ırkçılık ve göçmenlere yönelik politik söylem değişikliği, terör saldırısı ve ekonomik kriz ile ilişkilendiriliyor. Ancak bu izah, gerçeği örtmenin en kolay yolu oluyor. Bugüne kadar dünyada yaşanan kriz süreçlerinde popülist partilerin öne çıkmasından kaynaklı süreç böyle yorumlanıyor. Bugün geçmişten farklı olarak aşırı sağ yükseliş sadece ekonomik açıdan ele alınabilecek ya da açıklanabilecek boyutta değil. Güvenlikten kültüre, kimlik anlayışına kadar her alanda beslenen, topluma nüfuz eden bir boyuta geldi. Artık iktidarların, siyasilerin dillendirdiği, suç işleyen mülteciler ve göçmenlerin hızla sınır dışı edilmesi, mülteciler merkezi bir yerde toplanmayıp tüm Fransa’ya yayma politikası, emniyet birimlerine bu konuda daha fazla bütçe ayırılması, mülteci başvurularının daha kısa sürede alınması ve sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması, din, siyasi radikalleşme eğilimine derhal müdahale edilmesi, gettolar, paralel toplum yapıları, şeriatçılar, anti-terör yasaları vb. gibi temel başlıklar; toplumun bilincine yerleşmiş ve yüzde 60 oranında bir taraftar toplamış bulunuyor.

Evet "ırkçıyız"

Bunun en somut örneği ise İnsan Hakları Ulusal Danışma Komisyonu (CNCDH) tarafından 2014 ve 2020 yılında  yayımlanan iki önemli rapor. Raporlara göre, ülke nüfusunun yüzde 84’ü ırkçılığın "yaygınlaştığını" düşünüyor. İstatistiki veriler ise toplumun yüzde 38’inin kendisini "ırkçı" olarak tanımladığını gösteriyor. Kendisini "sağcı" olarak tanımlayanların oranı ise yüzde 63’e kadar çıkıyor. Aynı şekilde toplumun yüzde 60’ı da göçmenleri ima ederek "Bugün artık insan Fransa’da kendisini evinde hissetmiyor" diyerek, ırkçılığın ne denli yaygınlaştığını ortaya koyuyor.  

Toplumun gövdesine işlemiş

Tüm uzmanların üzerinde ortaklaştığı nokta ise bugün Fransa’da ayrımcılığa en fazla uğrayanların; Müslümanlar, Kuzey Afrikalılar ve Romanlar olduğu, bunu Siyahlar ve Yahudiler’in izlediği şeklinde. Ülkede ırkçılık giderek derinleşirken, buna paralel ırkçı saldırılar artıyor. Bir gün Çinliler, diğer gün Afrikalılar hedefe oturtuluyor. Uzmanlar yaşanan ırkçılığı, ekonomik kriz, işini kaybetme ve ‘yabancıya’ kaptırma korkusu, toplumsal dayanışma ve sosyal güvenlik sisteminin zayıflaması gibi nedenlere bağlıyor. Ülkede yaşanan ve giderek geniş taban bulan ırkçılığı bu argümanlarla açıklıyor. Buna ek olarak siyasi liderlerin ırkçı söylemlerinin de bu süreci beslediğini unutmamak gerekiyor. Bütün bu nedenlerle örülü ve giderek artan ırkçılık, dünden farklı olarak dönemsel bir rüzgar olmaktan çıkmış, toplumun gövdesine çoktan işlemiş gözüküyor. Bu nedenle Fransa’nın "yabancısı" olmak artık daha zor!

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.